Dr. Hasan Kaya
Milliyetçi misin? Ulusalcı mı?
Düşünceler kavramlara dayandığından bazı kavramlar ideolojik çatışmaların aparatı haline gelebilmektedir. “Milliyetçiyim” diyemeyenlerin ürettiği bir kavram olarak “Ulusalcılık” da buna benzemektedir. “Milliyetçi misin? Ulusalcı mı?” İlk bakışta birbirine yakın gibi görünen bu iki kavram, aslında Türkiye’nin düşünsel dünyasında farklı tarihsel ve ideolojik zeminlere yaslanır. Bu nedenle kavramları doğru tanımlamak, tartışmayı berraklaştırmak açısından önemlidir.
Milliyetçilik Nedir?
Milliyetçilik, en genel anlamıyla milleti tarihsel, kültürel ve manevi bir bütün olarak kabul eden; bu bütünlüğün siyasi, sosyal ve kültürel olarak korunmasını ve güçlendirilmesini savunan bir düşünce akımıdır. Türk milliyetçiliği söz konusu olduğunda ise mesele yalnızca modern ulus-devletle sınırlı değildir. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e uzanan tarihsel süreklilik, milliyetçi düşüncenin hafızasında bir bütün olarak yer alır.
Bu anlayışta millet; sadece hukuki bir yurttaşlık bağı değil, aynı zamanda ortak tarih, ortak kader, ortak kültür ve ortak değerler etrafında şekillenmiş bir varlıktır. Dolayısıyla milliyetçilik, Türk milletinin var olduğu günden bugüne kadar taşıdığı dini, kültürel, örfi ve ahlaki tüm birikimini kapsayan geniş bir çerçeve sunar. Bu yönüyle milliyetçilik, çoğu zaman muhafazakar bir kapsam taşır. Çünkü geçmişi inkar etmek yerine onu bugüne taşıma, gelenek ile modernite arasında bir süreklilik kurma eğilimindedir.
Ulusalcılık Nedir?
Ulusalcılık ise daha çok modern ulus-devlet fikri etrafında şekillenmiş bir kavramdır. Türkiye bağlamında özellikle Cumhuriyet devrimleri, laiklik ilkesi, bağımsızlık vurgusu ve anti-emperyalist söylem etrafında anlam kazanır.
Ulusalcı düşünce, millet kavramını daha çok Cumhuriyet sonrası kazanımlar çerçevesinde tanımlar. Bu nedenle tarihsel referans noktası çoğunlukla 1923 ve sonrasıdır. Vurgu, Osmanlı’dan ziyade Cumhuriyet’in kurucu iradesine ve devrimci karakterine yapılır. Bu çerçevede ulusalcılık; milletin dini, tarihsel ve manevi derinliğinden ziyade, Cumhuriyet’in siyasal ve hukuki kazanımlarını muhafaza etmeye odaklanır.
Türkiye’de özellikle Türk sol düşüncesinde “milliyetçilik” kavramına mesafeli durulduğu görülür. Bunun temel sebeplerinden biri, milliyetçiliğin muhafazakar ve geleneksel unsurları da içeren geniş bir tarihsel çerçeveye sahip olmasıdır. Sol düşünce ise genellikle seküler, devrimci ve modernist bir perspektifi öncelediğinden, milliyetçilik kavramının bu muhafazakar kapsamını dışarıda bırakma eğilimindedir.
Bu noktada “ulusalcılık” kavramı bir alternatif olarak devreye girer. Ulusalcılık; Cumhuriyet’in devrimci karakterini, laiklik ilkesini ve anti-emperyalist duruşu merkeze alarak, tarihsel sürekliliğin muhafazakar boyutunu arka planda bırakır. Böylece milliyetçilik kavramıyla arasına mesafe koyarken, ulus-devlet vurgusunu korur.
Ancak burada önemli bir tartışma ortaya çıkar: Eğer millet, sadece Cumhuriyet sonrası kazanımlarla tanımlanıyorsa; o zaman Türk milletinin binlerce yıllık tarihsel kökeni, kültürel mirası ve manevi değerleri nereye konulacaktır?
Bu çerçevede meseleye tarihsel gerçeklik açısından bakıldığında, “ulusalcılık” kavramının Türk milletinin sürekliliğini dar bir zaman aralığına sıkıştırdığı görülmektedir. Türk milleti, 1923’te ortaya çıkmış bir siyasal inşa değil; yüzyıllar boyunca devletler kurmuş, kültür üretmiş, medeniyet tecrübesi yaşamış tarihsel bir varlıktır. Cumhuriyet bu büyük yürüyüşün bir safhasıdır; başlangıcı değil.
Tarihsel süreklilik dikkate alındığında, milletin köklerini ve manevi birikimini dışarıda bırakan bir kavramsallaştırma eksik kalmaya mahkumdur. Bu nedenle Türk milletinin tarihsel gerçekliğini daha doğru ve bütüncül biçimde karşılayan kavramın milliyetçilik olduğu; ulusalcılığın ise daha dar, dönemsel ve ideolojik bir çerçeve sunduğu açıktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.