Dr. Hasan Kaya
İdeolojik Körlük
İnsan zihninin en büyük imtihanlarından biri, kendi inandıklarını sorgulayabilme cesaretini gösterebilmesidir. Ne var ki ideolojik körlük, bu cesareti ortadan kaldıran; bireyin düşünme yetisini askıya alarak onu hazır kabullerin mahkumu haline getiren tehlikeli bir zihinsel kapanmadır. İdeolojik körlük, hakikati arama çabasını değil, hakikati savunma iddiasıyla gerçeği eğip bükmeyi üretir. Böylece düşünce, aklın rehberliğinden çıkar; dogmanın emrine girer.
İdeolojik körlükte birey artık “ne doğru?” sorusunu sormaz; “bizimkiler ne diyor?” sorusuna odaklanır. Doğru, yanlış, adalet ve vicdan gibi evrensel ölçütler; ideolojik aidiyetin süzgecinden geçirilerek anlamını yitirir. Aynı eylem, aynı söz ya da aynı sonuç; kimden geldiğine göre ya alkışlanır ya da lanetlenir. Hakikat parçalanır, ilke yerini sadakate bırakır.
Bu durum yalnızca bireysel bir zaaf değildir; toplumsal yapıyı da derinden sarsan bir sorundur. Zira ideolojik körlük, kitlelerin kolayca yönlendirilmesini mümkün kılar. Düşünmeyen, sorgulamayan, sadece saf tutan kalabalıklar; iradelerini yavaş yavaş başkalarının kontrolüne teslim eder. Böyle toplumlarda eleştiri ihanet, itiraz düşmanlık, farklılık tehdit olarak görülür. Toplumsal düzen, sağduyu ve ortak akıl yerine “biz ve onlar” ayrımı üzerinden şekillenir.
İdeolojik körlüğün en yıkıcı sonucu, rasyonel düşünceyi felç etmesidir. Akıl, duyguların ve öfkenin gölgesinde işlevini yitirir. Gerçekler ya görmezden gelinir ya da ideolojiye uydurulacak şekilde yeniden yorumlanır. Bu ise sadece gerçeğin çarpıtılması değil, aynı zamanda adaletin de zedelenmesi anlamına gelir. Çünkü adalet, ancak nesnel bir bakışla mümkündür; ideolojik bağlılıkla değil.
Daha da tehlikelisi, ideolojik körlüğün kendini erdem gibi sunabilmesidir. “Davam için her şey mubahtır” anlayışı, ahlaki sınırları ortadan kaldırır. Oysa tarih göstermiştir ki; hakikat adına yola çıkıp hakikati feda eden her hareket, sonunda kendi iddiasını da tüketir. İlkesiz bir sadakat, hiçbir davayı yüceltmez; bilakis onu içten içe çürütür.
Makul toplumsal hedef, ideolojisiz bir toplum değil; ideolojinin aklı esir almadığı bir bilinç düzeyine erişmek olmalıdır. Fikirlere sahip olmak elbette doğaldır, hatta gereklidir. Ancak fikirlerin bizi sahiplenmesine, düşünceyi rehin almasına izin verdiğimiz anda özgürlüğümüzü kaybederiz. Hakikate sadakat, ideolojik aidiyetten daha üstte tutulmadıkça; ne adil bir düzen kurulabilir ne de sağlıklı bir toplumsal gelecek inşa edilebilir.
Bugün belki de en büyük sorumluluğumuz, kendi doğrularımızı bile sorgulayabilecek bir zihinsel olgunluğu yeniden hatırlamaktır. Çünkü hakikat, en çok da körü körüne savunulduğunda zarar görür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.