Dr. Hasan Kaya
ADAY ENFLASYONU
Demokrasilerde seçimler, halk iradesinin en somut tezahürüdür. Ancak bu iradenin sağlıklı bir biçimde ortaya çıkabilmesi, yalnızca sandığın varlığına değil; aynı zamanda adayların niteliğine, liyakatine ve temsil kabiliyetine de bağlıdır. Son yıllarda hem Kırıkkale’de hem de Türkiye’de gözlemlenen ve giderek belirginleşen bir olgu ise “aday enflasyonu”dur. Bu olgu, yalnızca aday sayısındaki artışı değil, adaylık sürecinin anlam kaybını ve nitelik aşınmasını da ifade etmektedir.
Bugün gelinen noktada, siyasi makamlara aday olmak, birçok kişi için bir kamu hizmeti sorumluluğundan ziyade bir kariyer basamağı ya da kişisel tanıtım (reklam) aracı olarak görülmektedir. Belediye meclis üyeliğinden milletvekilliğine, hatta yerel yöneticilikten parti içi pozisyonlara kadar geniş bir yelpazede adaylık başvurularının bu motivasyonla yapıldığı gözlemlenmektedir. Adaylık, bir ideali temsil etmenin ötesinde, görünür olmanın ve gelecekteki fırsatlar için pozisyon almanın aracı haline gelmiştir.
Daha da dikkat çekici olan husus, bireylerin farklı partilerden ve farklı ideolojik zeminlerden aday olmaktan imtina etmemesidir. Siyasi aidiyetin ilkesel bir bağlılık yerine pragmatik bir tercih haline gelmesi, adaylık kurumunun ciddiyetini zedelemektedir. Dün farklı bir partide yer alan bir kişinin bugün bambaşka bir siyasi çizgide kendine yer araması, seçmen nezdinde güven erozyonuna yol açmakta; siyaset, ilke ve değerler ekseninden uzaklaşarak araçsallaşmaktadır.
Bu süreçte en kritik sorunlardan biri de adayların, talip oldukları makama ilişkin yeterlilik ve yetkinlik konusunda ciddi bir sorgulama ihtiyacı hissetmemeleridir. Yerel yönetimden merkezi yönetime kadar pek çok alanda, görevin gerektirdiği teknik bilgi, yönetsel beceri ve temsil kabiliyeti ikinci plana itilmektedir. Oysa kamu yönetimi, yalnızca niyetle değil; bilgi, deneyim ve sorumluluk bilinciyle yürütülebilecek bir alandır. Bu gereklilik göz ardı edildiğinde, demokratik temsil mekanizması şeklen işler gibi görünse de içerik bakımından zayıflamaktadır.
Aday enflasyonunun doğrudan sonuçlarından biri, demokratik temsil zaafiyetidir. Nitelik yerine niceliğin öne çıktığı bir adaylık ortamında, seçmenler gerçek anlamda alternatifler arasında tercih yapmakta zorlanmakta; temsil ilişkisi yüzeyselleşmektedir. Bu durum, yalnızca siyasal sistemin meşruiyetini zedelemekle kalmamakta, aynı zamanda kamu yönetiminin etkinliğini de düşürmektedir.
Niteliksiz ya da yeterince hazırlanmamış kadroların kamu görevine gelmesi, kamu hizmetlerinin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Plansızlık, kaynak israfı, hatalı karar alma süreçleri ve kurumsal kapasite eksiklikleri, kamu zararına yol açan başlıca sonuçlar arasında yer almaktadır. Böyle bir tabloda, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı sekteye uğramakta; toplumun devlete olan güveni zayıflamaktadır.
Sonuç olarak, adaylık müessesesinin yeniden anlamlandırılması ve belirli ilke ve standartlara bağlanması kaçınılmazdır. Siyasi partilerin aday belirleme süreçlerinde liyakat, temsil kabiliyeti ve etik sorumluluğu önceleyen mekanizmalar geliştirmesi; adaylık başvurularının yalnızca niceliksel değil, niteliksel kriterlerle de değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, aday enflasyonu yalnızca siyasi rekabeti artıran bir unsur olarak kalmayacak; demokrasinin niteliğini aşındıran yapısal bir soruna dönüşmeye devam edecektir.
Demokrasi, yalnızca sandığa gitmek değil; aynı zamanda nitelikli seçenekler arasından bilinçli tercihler yapabilmektir. Bu seçeneklerin niteliği zayıfladığında, sandığın anlamı da kaçınılmaz olarak zayıflar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.