Alaattin Karaer
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü!

Bugün; 27 Mart Dünya Tiyatrolar günü!
Tiyatrolar günü yaklaşıyor diye, birkaç gündür Kültür Merkezi binasının önünden geçiyorum. Acaba bir etkinlik olur mu diye umuyordum!
Aynı hamam, aynı tas…
Geçen yıllar içinde müdürler değişiyor, fakat değişen bir şey yok!
Onun içinde, içimden bir şey yazmak gelmiyor…
“Kimi bulamaz, kimi bilemez.”
Bizde elimizdeki bulunan değerlerin hiç farkında değiliz. Güzelim Kültür Merkezi neredeyse yıllardır, birkaç turne oyunundan başka hiçbir oyunla, bir etkinlikle karşımıza çıkmadı.
1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü, 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etmiş, bu enstitüye üye ülkeler, her yıl 27 Mart gününü Tiyatro Bayramı olarak kutlamaktadır..
Dünyada ilk tiyatro olayının nerede nasıl başladığı kesinlikle bilinmiyor.
Araştırmalar; tiyatronun ilkel insanların av dönüşü vurdukları avın çevresinde sevinç ve heyecan sesleri çıkararak dans etmelerinden doğduğunu anlatırlar.
Bizde tiyatro olgusu; çok eskilere dayanan orta oyunu ile onun biçiminden başlar.
Halkla buluşmak içinde bu özel günde Ülkemizde Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve bazı Özel Tiyatrolar perdelerini ücretsiz olarak açıyor. Ayrıca bu özel gün, oyunların yanı sıra söyleşilerle, sergilerle ve törenlerle kutlanmaktadır.
Alman oyun yazarı BERTOLT BRECHT’ın sözünü çok beğenirim, her yazımda ve konuşmalarımda onu vurgulamak isterim.
“Sanatçı, yalnız topluma karşı sorumluluk taşımakla kalmaz, toplumu da sorumluluğa çeker.”
Bizim yazarlarımızdan Haldun Taner ise;
“Tiyatro olmasaydı insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı.”
Bugüne kadar yazılarımda Kültür Merkezi ve görevlilerini eleştirmiştim. Ancak, iğneyi kendimize batırmayı da öğrenmeliyiz. İşte bu nedenle de, biraz kendimizi sorgulamamız gerektiğine inanıyorum.
Hep eleştiri ve konuşmadan başka bir şey yapmadık.
Ankara’nın yakın olması her konuda olduğu gibi sanatsal konularda da üzerimizdeki yükü ağırlaştırmış ve kambur olarak yıllardır devam etmiştir. Böyle giderse değişen bir şey olmayacak. Kendi yağımızla kavrulup, gelişmekten, büyümekten ve yeniliklerden korkmuşuz, kaçmışız. Tüm sorunlarımızın kurtuluşunu Ankara’da kalabalık içerisinde yalnızlığı yaşamak da aramışız.
Teknolojinin gelişmesi ile insanlar evlerinde bilgisayar ve televizyonun esiri olmuşlar, bu nedenle sanat etkinliklerine olan ilgi de gittikçe azalmaya başlamıştır. Böyle giderse ilerde nostalji olarak kalacak bazı sanat dalları.
Bunlardan biriside Tiyatro!
Tiyatro yaşamımızın bir parçasıdır. Sanat dalları arasında en ilgi çekici olanıdır. En zor olanı da diyebiliriz. Çünkü sinema, resim, kitap v.b. dallarında beğenilmeyen eksiklerin giderilmesi mümkün. Tiyatro da ise durum öyle değildir. O anda oyuncu ile seyirci karşı karşıyadır. Oynayan sanatçı ile seyirci arasında direk ve sıcak bir ilişki söz konusudur. Her şey o anda yaşanır. Risk fazladır. Fedakarlık, özveri ve dikkat gerektiren bir sanat dalıdır.
Tiyatro insanlara verdiği mesajla eğitimine katkı sağlar. İnsanını insanca yaşama hissini kuvvetlendirir. İnsanlar arasındaki sevgi ve saygının pekişmesine, kendini sorgulamasına ve tanımasına yardımcı olur, daha toplumsal düşünmesini sağlar, bencilliğini yok eder.
Yaşama sevincine katkı sağlar. İnsanların ve toplumların gelişmesinde, kavgadan, silahtan ve savaştan arınmış, barış içinde yaşayan çağdaş insanlar yaratmada en etkili iletişimi sağlar.
O nedenle, çocuklarımızın gelişmesinde ve ruh sağlığı açısından iyiyi öğretmede etkileyici rol oynar.
Çünkü Tiyatro şiddeti içermeyen, örnek alınması gerekli olana yardımcı olur.
Kısacası tiyatro eğitir, eğitirken düşündürür. Tiyatro insanlara beraber gülmek, beraber ağlamak, beraber düşünmek gibi insanca duyguları aşılar.
27 Mart Dünya Tiyatro gününün Ülkemizde ve Kırıkkale’mizde gelecek günlerde daha coşkulu kutlanması dileğiyle!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.