Makbule Pekdoğan
Cam tabuttaki zehir
Kendi ülkemizde, en güvenli kalemiz dediğimiz kendi evimizde; evlatlarımızın zihinlerinin, ruhlarının ve yarınlarının adım adım, göz göre göre zehirlenişine şahitlik ediyoruz. Bu, sadece bir ekran karşısında vakit öldürmek değildir. Bu öyle bir azaptır ki, çaresizce izlemek, o zehre sessiz kalmak, her birimizin omuzlarına çöken en ağır vebaldir.
Kimse "Aman canım, alt tarafı bir dizi, sadece bir eğlence!" diyerek başını öte yana çevirmesin. Kimse bu yıkımı hafife almasın. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz şey, basit bir kanal tercihi değil; bir milletin bin yıllık karakterini, asaletini ve tertemiz gençliğini koruma kavgasıdır. Evimizin içine kadar sızan bu sinsi kuşatma, kaleleri içeriden zapt edilen bir toplumun sessiz çığlığıdır. Eğer bugün bu manevi istilaya dur demezsek, yarın savunacak bir vatan toprağından önce, o toprakta dik duracak onurlu bir nesil bulamayacağız. Bu bir kültürel tercih değil, bir milletin varlık yokluk savaşıdır!
Her akşam aynı ekran, aynı karanlık kusmuk! Bir kanalda "karizma" adı altında parlatılan bir mafya artığı, bir cellat; ötekinde kutsal bildiğimiz sadakate ihanet; bir başkasında aile içine sızan sinsi oyunlar, aldatma ve kirli pazarlıklar... Ve tüm bu rezilliklere tutulan şuursuz alkışlar!
Sonra o ikiyüzlü, o sahte soru geliyor: “Gençler neden bu hale geldi?” Cevabı uzaklarda, kitapların derinliklerinde arama! Cevap tam karşında, salonunun tam ortasındaki o cam tabutun içinde! Yıllardır aynı zehirli aş, aynı kirli menü, aynı ruhsuz hayat tarzı sunuluyor bu aziz millete.
Öyle bir düzen kurdular ki, iyilik boynu bükük kaldı, kötülük şahlanıp başköşeye oturdu:
- Silah sıkan; "delikanlı" ve "sözü geçen",
- Suça bulaşan; "ağır abi" ve "yol gösteren",
- Korku salan; "güçlü" ve "yenilmez",
- Aile dediğin ise; her an arkadan bıçaklanacağın bir yılan yuvası...
Reytingler yüksek, reklam paraları gani; peki ya evlatlarımızın yarını? Bir neslin ruhuna, her gün şu zehir zerk ediliyor:
"Güç, belindeki silahtadır." "Adam olmak, etrafa korku salmaktır." "Sadakat saflık, ihanet ise kurnazlıktır."
Sen toprağa asit döküp gül bitmesini bekleyemezsin. Bu tohumlardan erdemli, vicdanlı, vatanını canından aziz bilen gençler yetişmesini beklemek boşunadır.
Medya sadece olanı göstermez; medya, bir balyoz gibi ruhu döver ve ona şekil verir. Mafyayı kutsarsan, sokaktaki zorbalığı azdırırsın. İhaneti ballandırarak anlatırsan, aile kurumunu kendi ellerinle toprağa gömersin. Uyuşturucu tacirlerini "gösterişli" birer tip yaparsan; bir fidanın daha soluşunu, bir annenin daha feryadını sadece uzaktan izlersin.
Ve bir sabah, o kara haber kapını çalar: Çetelerin ağına düşmüş bir çocuk... Elinde silahla sokaklarda ölüm saçan bir genç... Karanlığın yuttuğu, daha baharını görmemiş gencecik bir ömür...
Sakın şaşırma! Sakın "nerede hata yaptık" diye dizini dövme! Çünkü biz o çocuğa yıllarca "racon" ezberlettik. İhaneti bir oyun, suçu bir karakter gücü, kaba kuvveti hak arama yolu sandık. Ekran masum değil! “Dizi işte” diyerek geçiştirilecek bir masal değil bu; bu bir toplumun ruh kökünü kurutma çabasıdır. Evine sızan düşmanı tanımayan bir toplum, geleceğini kendi elleriyle boğar.
Vatanseverlik sadece bayrak sallamak, törenlerde boy göstermek mi sanıyorsun? Değil! O bayrağın gölgesinde büyüyen her bir çocuğun zihnini, ahlakını ve onurunu korumaktır vatanseverlik. Neden bir katili, bir çete reisini “memleket sevdalısı” diye pazarlıyorsunuz? Onca suçu, onca kanı neden hâlâ "karizmatik" kılıflarla sunuyorsunuz?
Türk’ün mafyası mı olur? Türk’ün töresinde masuma kıymak, zayıfı ezmek, haraca çökmek ne zaman kahramanlık sayıldı? Bu asil millet ne zamandan beri alçaklığı alkışlar, zalimi baş tacı eder oldu?
Koca koca kurumlar, yetkili makamlar, denetim koltukları... Görmüyor musunuz bu çürümeyi? Duymuyor musunuz feryatları? Bugün mafyayı kahraman yaparsan, yarın sokakları çeteler teslim alır. İhaneti eğlence yaparsan, yarın sığınacak bir namus, tutunacak bir onur bulamazsın.
Anneler, babalar... Evinize giren o kutu, sadece bir vakit geçirme aracı değil; her an patlamaya hazır bir saatli bomba! Sabah kuşağında sergilenen ahlaksızlıklar, akşam dizisinde övülen eşkıyalıklar... Gençliğimizin ruhu; her gün, her sahnede, azar azar çürütülüyor!
Çözüm çok yakın: İzleme. İzlettirme. Bu suça ortak olma! Reyting düşerse o kirli kalemler tutmaz olur. Talep biterse bu çürümüş pazar çöker. Yapımcı senin ahlakını değil, cebindeki parayı düşünür. O kasayı dolduran, o gücü onlara veren, o kumandayı elinde tutan biziz. Sessiz kaldıkça, bu manevi cinayetin suç ortağı oluyoruz.
Kendi vatanımda, kendi çocuklarımın ruhunun üç kuruşluk kar uğruna satılmasına sessiz kalmayacağım. Sen de kalma. Çünkü bu sessizlik, sadece bir kabulleniş değil; evlatlarımıza, ecdadımıza ve geleceğimize karşı işlenmiş en büyük ihanettir!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.