Makbule Pekdoğan
Söylediklerimizden İbaretiz
Bazı kelimeler vardır, yüksek sesle söylenmez ama insanın içinde yankılanır. Gün içinde defalarca ağzımızdan çıkar, sonra zihnimizde yer eder, oradan hayatımıza sızar. “Zor” deriz mesela. Farkında olmadan. O an sadece bir durumu tarif ettiğimizi sanırız. Oysa “zor” dediğimiz anda zihnin çözüm refleksi zayıflar. . İnsan, zor olanla mücadele etmeye değil, ondan kaçmaya meyillidir; çünkü burada zihinsel bir engel devreye girer
“İmkânsız” dediğimizde ihtimal kapısını daha düşünmeden kapatırız. Henüz yolun başındayken, daha adım atmadan vazgeçmiş oluruz. Bu kelime bir tespit değildir; çoğu zaman bir korunma biçimidir. Başaramama ihtimaline karşı kendimizi güvene almanın en kestirme yoludur. “Asla” ise dili keskinleştirir. Esnekliği yok eder. Hayatın akışına pay bırakmaz. Oysa hayat, kesinliklerden değil, ihtimallerden beslenir.
“Yapamıyorum” ve “yetersizim” cümleleri, bir durumu anlatmaktan çıkar; zamanla kimliğe dönüşür. Başta bir hâli tarif ederken, fark etmeden kendimizi tanımlarız. Artık sorun bir davranışta değildir; sorun bizizdir. “Deneyeceğim” sözü iyi niyetli görünür ama tehlikelidir. Çünkü sorumluluğu bugünden alır, belirsiz bir geleceğe erteler. Denemek, çoğu zaman yapmamanın kibar hâlidir.
“Her şey çok kötü” dediğimizde, tek bir anı alır, bütün hayata yayarız. O günkü yorgunluk, hayata dair bir hükme dönüşür. “Hep beni bulur”, “şanssızım”, “değişmez” gibi ifadeler, kişiyi edilgen bir konuma iter. Sanki hayat başına geliyordur ve onun buna hiç etkisi yoktur. Böylece insan, kendi hayatının öznesi olmaktan yavaş yavaş çıkar; seyircisi hâline gelir.
“Güvenmem”, “sevmem”, “inanmıyorum” cümleleri çoğu zaman bir savunma refleksiyle kurulur. Kırılmamak için mesafe koymanın dilidir bu. Ama insan kendini korurken, dünyayla temasını da daraltır. Temas daraldıkça hayat küçülür. “Hep ertelerim”, “her işi yarım bırakırım” dediğimizde ise bir davranışı değil, kişiliği etiketleriz. Geçici bir alışkanlık, kalıcı bir benlik tanımına dönüşür.
“Neye elimi atsam kurur” dediğimizde, bir başarısızlığı kader hâline getiririz. Oysa başarısızlık bir sonuçtur; kader değil. Ama kelimeler, onu yazgıya dönüştürme gücüne sahiptir.
Bu ifadelerin ortak noktası şudur:
Geçici bir durumu kalıcı bir gerçeklik gibi sunarlar.
İnsanı, kendi ağzından çıkan cümlelerle daraltırlar.
Elbette dil değiştiğinde hayat sihirli bir şekilde değişmez. Ama dil değişmeden hayatın değişmesi de pek mümkün olmaz. Çünkü insan, en çok kendine anlattığı hikâyeye inanır. Ve o hikâye, her gün kullandığı kelimelerle yazılır.
Belki de yapılması gereken şey, hayata pembe cümleler eklemek değildir. Belki sadece, kendimize söylediğimiz cümleleri biraz daha adil, biraz daha açık uçlu ve biraz daha insanca kurmaktır. Çünkü insan, en çok duyduğu sese dönüşür. Ve o ses, çoğu zaman başkasının değil, kendi sesidir…..Bir sonraki yazımda buluşmak ümidiyle hoşça mutlu kalın
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.