Makbule Pekdoğan
Kâinatın Saati, Ruhun Baharı
Modern dünyanın mekanik çarkları arasında unuttuğumuz o kadim ritim, her yıl Mart’ın dokuzunda, yani o meşhur 21 Mart sabahında kapımızı yeniden çalar. Bu, sadece bir mevsim değişimi değil; Türk’ün ruhunda, Ergenekon’un sinesinde dövülen o kızgın demirin soğumayan harıdır. Kâinatın kendine has bir saati, toprağın ise binlerce yıllık bir takvimi vardır; ve o takvim bugün "uyanış"ı gösteriyor.
Bahar, öyle bir anda gelip kurulmaz başköşeye. Önce cemreler düşer; gökten suya, sudan toprağa süzülen o görünmez ateş parçaları, kışın kaskatı kesilmiş buzlarını eritir. Halk takviminin o bilge terazisinde "Kasım Günleri" yerini "Hızır Günlerine" bırakırken doğa ana derin bir iç çeker. Yaylalarda yankılanan o kadim sesler, hayatın feryadıdır aslında.
Ancak Nevruz, bizim için sadece bir takvim yaprağı değildir. Tarihi kaynaklar bu günü, Türklerin demir dağları eriterek Ergenekon’dan çıktıkları kurtuluş günü olarak mühürler. Kaşgarlı Mahmut’un Divânu Lügati’t-Türk eserinde müjdelediği bu uyanış, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın takviminde bir "milli bayram" olarak kurumsallaşmıştır.
Osmanlı’da Nevruz, bir şifa ve asalet nişanesidir. Hekimbaşıların hazırladığı kırk çeşit baharatlı macunlar sadece padişaha değil, halka da bir sıhhat müjdesi olarak dağıtılırdı. Meydanlarda yakılan o harlı ateşin üzerinden atlarken, aslında sadece alevlerin değil; kıştan kalma yorgunluklarımızın ve içimizdeki o dar geçitlerin üzerinden atlarız.
Nevruz sofrasında sadece yiyecekler yoktur, koca bir dünya görüşü saklıdır. Su dolu kâsede berraklığı, aynada dürüstlüğü, tepsilerde yeşeren toprağın sadakatini görürüz. Eskilerin o meşhur tembihi kulağımızda küpedir: "Onarsa Nevruz, onmazsa çocukların sırtında donar havrız." Bu söz, umudun yanına yerleştirilmiş bir parça gerçekçiliktir; bahar gelmiştir ama tedbir elden bırakılmaz. Tıpkı hayatın kendisi gibi...
Bugün Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar uzanan o devasa coğrafyada, bin yıldır bildiğimiz bu "Yenigün" ruhu, gönüllerimizi birleştiren en güçlü bağdır. 6 Mayıs’ta Hıdırellez ile el sıkışana kadar sürecek olan bu kutlu yürüyüş, sadece doğanın değil, bir milletin hafızasının tazelenmesidir.
Gelin, bu Yenigün’de sadece pencerelerimizi değil, birbirimize kapalı duran gönül kapılarımızı da ardına kadar açalım. Demir dağları eriten o iradeyi damarlarımızda hissederek, toprakla birlikte biz de iyiliğe uyanalım.
Yeni günümüz kutlu, baharımız bereketli, birliğimiz daim olsun!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.