Makbule Pekdoğan

Makbule Pekdoğan

Çocuk Olmaya Vaktim Yok

"Sanat öğreniyorsun, koluna altın bilezik takıyorsun" diyorlar. Ustalarım, büyüklerim böyle teselli ediyor beni. Ama o altın bilezik dedikleri şey, sanki bileklerime ağır bir kelepçe gibi geçiyor bazen. Evet, bir şeyler öğreniyorum; çekicin sesini, yağın kokusunu, işin cilvesini... Ama yan tezgahtaki elli yaşındaki ustamla aynı saatte girip aynı saatte çıkıyorum o dükkandan.

O yorulunca "Yaşlıyım" diyor, ben yorulunca "Çocuksun, enerjin vardır" diyorlar. Aynı tozun içindeyiz, aynı yükün altındayız. O koca elleriyle neyi kaldırıyorsa, ben de cılız kollarımla ona asılıyorum. Ama ay sonu gelince işler değişiyor. Benim emeğim nedense "harçlık" niyetine görülüyor. "Sen daha çocuksun, bu sana yeter" diyorlar. Oysa harcadığım zaman, döktüğüm ter, çaldığım çocukluğum...

Üstelik sigortam da yok. Sanki başıma bir şey gelse, parmağım makineye sıkışsa o dükkanın bir parçası değilmişim gibi uçup gideceğim. Bir kağıt üzerinde adım bile yazmıyor; ben sadece o dükkandaki "çırağım, isimsiz ve güvencesiz bir gölgeyim.


Ellerimden başlayayım anlatmaya. Akranlarımın ellerinde pastel boya lekeleri, şeker yapışkanları ya da oyun hamuru kokusu olur; benimkilerde ise makine yağı, pas ve nasırın sertliği var. Aynaya baktığımda yüzümde bir çocuk  görüyorum ama gözlerimde koca bir adamın yorgunluğu oturuyor.

Her sabah, güneş daha parklardaki salıncakları ısıtmadan yola koyuluyorum. Yanımdan okul servisi geçiyor; içinden çocuk kahkahaları taşıyor. O pencerelerin arkasında neşeyle birbirine kalem kutularını gösteren çocuklara bakıyorum. Benim çantamda defter değil, somun anahtarı var. Onlar çarpım tablosunu ezberlerken, ben gün boyu kaç parça iş yetiştirmem gerektiğini hesaplıyorum.

Bazen işten dönerken parkın önünde duruyorum. Bir çocuk havalara uçuyor salıncakta, annesi arkadan itiyor. Diğeri kaydıraktan "wuww!" diye bağırarak kayıyor. O an kalbim acıyor. Ben de çocuğum, değil mi? Ama benim "oyun alanım" dükkânın kuytu köşeleri, tozlu raflar ve gürültülü makinelerin arası. Top oynayan çocukları gördüğümde ayaklarımın ucundaki o hayali topa vurmak istiyorum ama ayakkabılarımdaki  yük ağır  buna izin vermiyor.

Geçen gün bir vitrinin önünden geçtim. İçeride balonlar, rengârenk pastalar vardı. Bir çocuğun etrafında toplanmışlar, dilek tutmasını bekliyorlardı. Ben hiç dilek tutmadım, çünkü benim dileklerim genellikle ertesi sabah uyanabilmek ve yorulmadan akşamı etmek üzerine kurulu. Benim pastam, molada yediğim bir parça ekmek; mumum ise karanlık atölyede yanan cılız lamba.

Hayallerim her sabah o dükkanın kepengiyle birlikte yere çakılıyor. İnsanlar bana bakınca "çalışkan çocuk" diyorlar. Oysa ben çalışkan olmak değil, sadece "çocuk" olmak istiyorum. Bir gün o formayı giyip okulun bahçesinde terleyene kadar koşmak, akşam eve gittiğimde işin veya borcun değil, ödevlerimin başında uyuyakalmak istiyorum.

Biliyorum, dünya dönüyor; parklar dolup boşalıyor, doğum günü mumları üfleniyor. Ama bir yerlerde benim gibi binlerce çocuk, ellerindeki nasırla hayallerini saklamaya çalışıyor. Bizim bayramımız, ellerimizin pası silindiği ve sırtımızdaki bu ağır yükün yerini bir okul çantası aldığı gün başlayacak.

Ben de çocuğum... Sadece, çocuk olmaya vaktim yok.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Makbule Pekdoğan Arşivi

Gag Demeden Et, Gug Demeden Su

26 Nisan 2026 Pazar 11:57

Bilmekten "Ol"maya Geçiş

14 Nisan 2026 Salı 13:46

Görünmez Kuşatma

06 Nisan 2026 Pazartesi 11:40

Kâinatın Saati, Ruhun Baharı

30 Mart 2026 Pazartesi 12:34

Bayramda Mahalle Çeşmesi

24 Mart 2026 Salı 10:17

Hürriyetin Arş-ı Alası: İstiklal

14 Mart 2026 Cumartesi 14:00

Bugün kimin günü?

08 Mart 2026 Pazar 11:36

Ecdadın Adalet Mirası

02 Mart 2026 Pazartesi 12:06