Ahmet Polat
İnsan Tanıma Kılavuzu III
Telefonlarımıza bakmayan kişi için ilk etapta ön yargılı olmayalım, belki müsait değildir. Eğer geri dönüş yapmıyorsa meşguliyeti vardır. Belirli bir müddet sonra hâlâ dönüş yapmıyorsa görüşmek istemiyordur.
Öngörüsü, hayat tecrübesi bulunan ve belirli tezgahlardan geçmiş kimselerin fikir ve görüşleri daha isabetlidir. Bu tip kimselerin söylemleri, hayatın olağan akışında kulağa hoş gelmese de kulağımıza küpe olacak niteliktedir. Öngörü deyip geçmemek gerekir. Zira Müslüman feraset sahibi olmalıdır. II. Abdülhamid’in Çanakkale Boğazı için askeri tahkimat yaptırması, bir öngörü neticesidir. Nitekim Çanakkale’nin geçilememesinin nedenlerinden biri de bu öngörüdür.
Bazı insanlar vardır, enerjisi yüksektir; bulunduğu yere pozitif enerji katar. Sevecen, dominant ve ekip çalışmasını iyi bilir. Öğretmen ruhludur; öğreticidir. Onlardan istifade etmesini bilmeliyiz. Bunun en güzel örneğini Hz. Peygamber’den (s.a.s.) verebiliriz.
Gıybet etmeyen, hatıra göre konuşmayan, hak/hukuk ve adalet merkezli bir hayat felsefesi benimseyen yapıcı kimselere sıkı sıkıya yapışmalıyız.
Yine bazı insanlar vardır, bulunduğu yere zarar verir, eşek arısı gibi herkesi sokmaya çalışır. Geçimsiz, usulsüz ve dengesizdir. İlişkilerimizi belirli bir mesafe üzerinde kurgulamalıyız.
Soğuk yüzlü ve resmi görüntü veren insanların çoğu, pozisyonu gereği öyle davranmak zorundadır. Dolayısıyla, o sert yüzün arkasında anlayış ve insani duyguların olduğunu unutmayalım.
Bazı devlet adamları ve holding sahipleri, çalışmak istediği kişiyi seçeceği zaman yemek eşliğinde mülakat gerçekleştirirlermiş. Yemek esnasında, çorbanın tadına bakmadan tuz atanları direk elerlermiş. Bu tür uygulama, kişinin peşin hükümlü olup olmamasını ölçmeye yönelikliktir, %100 oranında olmasa da bir kanaat oluşturur.
Muhatabımız hakkında kanaatimiz yerleşmesi için onu konuşturmalıyız. Zihninin derinliklerini gördüğümüz anda ona güvenip güvenemeyeceğimizi anlarız.
Biriyle bir işe gireceğimiz zaman, sadece onun dindarlığına namazına orucuna bakmamalıyız. Liyakati ve ehliyeti ne durumdadır? Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Mekke’nin fethinden sonra, Kâbe’nin anahtarını, daha önce bu görevi layıkıyla yerine getiren Osman b. Talha’ya iade etmesi, bizler için ibret niteliğindedir. Zira müşrik olmasına rağmen onun inancına değil; liyakatine bakılmıştır. Böylece kişinin din istismarı yapıp yapmadığını anlayabiliriz.
Algıları, yetişme ortamı, duygusal olup olmaması, sıcak kanlı ya da serinkanlı olması, ailesi, ailenin eğitim ve kültür seviyesi, ailedeki konumu, burcu ve baba mesleği gibi etkenler karakter oluşması açısından önemlidir. İletişim kurmak istediğimiz kişinin bu yönleri de göz ardı edilmemelidir.
Nasihat ve istişareye kapalı olanlar için kendimizi yormayalım.
Irkçılık virüsü, biz Müslümanların sorunu olmasa da Batı tarafından ülkemize çeşitli yollarla sokulmuştur. Irkçılık yapanlara karşı mesafeli yaklaşmalıyız; bize zararı dokunabilir.
Seçimlerde, iktidar ve idare değişikliklerinde insanları daha iyi tanıma imkânı buluruz. Menfaatleri, ihtirasları, hesapları vd. dünyevi emelleri, karakterinin önüne geçer.
Toparlamak gerekirse, gelişen ve değişen dünyada, insan tiplerinin değişmesi de normaldir. “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” (Ebû Dâvûd, Cihat 2.) hadisi doğrultusunda, kimseye zarar vermemeyi ilke edinmeliyiz. Bununla beraber, etrafımızda bulunan ve zararının dokunması muhtemel insanları da tanıyıp ona göre tedbir almamız gerekir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.