Makbule Pekdoğan
Kronik Hasta Değil, Kronik Müşteriyiz
Farkında mısınız? Artık gerçekten "sağlıklı" birini bulmak çok zor. Kiminle iki kelam etseniz, laf dönüp dolaşıp o plastik kapaklı, metalik ambalajlı, avuç dolusu haplara geliyor. Biri kalbin ritmini tutmak, biri midenin isyanını bastırmak, diğeri ise sadece sabahları o ağır yataktan kalkıp hayata tahammül edebilmek için...
Bu işte, akıl terazisinin tartamayacağı bir gariplik yok mu? Tıp, teknoloji ve farmakoloji devasa gökdelenler dikerken; neden bizler her geçen gün daha yorgun, daha bitkin ve ruhu çekilmiş birer gölgeye dönüşüyoruz?
Burada itirazımız bilimin kendisine, mucizevi cerrahi müdahalelere ya da hayat kurtaran acil tıp devrimlerine değil. İtirazımız; bilimin, finansal tabloların gölgesinde soğuk bir pazarlama aracına dönüştürülmesinedir. Çünkü bu vahşi sistemde "iyileşmiş" bir insan, bir başarı hikâyesi değil, finansal bir kâbustur. Çarklar, şifaya kavuşana göre değil, ömür boyu "tedavi" görene göre döner. Bugün "kronik" etiketiyle sunulan tanıların çoğu, aslında modern tıbbın size kestiği ömür boyu sürecek bir abonelik faturasından başka bir şey değildir. İyileşmenizi değil, idare etmenizi istiyorlar; çünkü ayağa kalkan her hasta, sistemin kasasından eksilen bir kalemdir.
İşin en ironik ve hüzünlü tarafı ise şu: Bir kapıdan giriyorsunuz, uzman "Bu senin kurtuluşun" diyerek bir reçete uzatıyor. Bir başka kapıdan kafanızı uzatıyorsunuz, başka bir uzman "Sakın içme, bu seni bitirir!" diyor. Bilimin o sarsılmaz, o güven veren kalesi; bugün egoların, ticari çıkarların ve promosyon çantalarının gölgesinde parça parça ediliyor. Uzmanların birbirini yalanladığı, dogmaların gerçeklerin önüne geçtiği bu meydan muharebesinde bedeli kim ödüyor? Elbette o kapı kapı dolaşıp derman arayan, çaresizliği sermaye edilen insan...
Bir zamanlar annelerimizin, ninelerimizin o gösterişsiz ama derin bir bilgelik barındıran yöntemlerine "hurafe" diyerek dudak büktürdüler bize. Kendi bedenimize yabancılaştık, kendi iç sesimize sağır edildik. Korkutulduk. Oysa bugün görüyoruz ki; bir ağrıyı kimyasallarla sustururken, vücudun başka bir köşesinde sessiz bir çöküşün fitilini ateşliyorlar
Ve asıl trajedi tam burada saklı: Dün küçümsedikleri, "kocakarı ilacı" diye alay ettikleri ne varsa; bugün "alternatif", "tamamlayıcı" veya "holistik" gibi ışıltılı kelimelerle, süslü kutularda yeniden önümüze koyuluyor. Demek ki mesele bilginin doğruluğu değilmiş; mesele o bilginin kimin kontrolünde ve kimin kasasına hizmet ettiğindeymiş.
Şimdi bir eşiğin tam ortasındayız. İnsanlar artık o kutuların bizi iyileştirmediğini, sadece düşüşümüzü biraz daha yavaşlattığını fark etmeye başladı
Gerçek şifa bize mi uzak, yoksa biz mi hırslar ve çıkarlar uğruna ondan sistemli bir şekilde koparıldık? Sizce
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.