Makbule Pekdoğan

Makbule Pekdoğan

Annelerin Sessiz Kıyameti

 

Dünya dönüyor; hiçbir şey olmamış, bir can kopup gitmemiş gibi aynı soğuk rutininde dönmeye devam ediyor. Sokaklar kalabalık, vitrinler parlak... Ama bir kadın, evinin o buz kesmiş sessizliğinde, zamanın kırılıp döküldüğü o görünmez duvarın arkasında öylece bekliyor. Evladını kaybeden bir anneye dışarıdan bakınca "devam ediyormuş" gibi görünür. Oysa o kadın, her sabah göğüs kafesine oturan o devasa taşla uyanır ve her gece o boşluğun koynunda yeniden ölür. Bakmayın öyle ayakta durduğuna; evlat kaybı, insanın kendi göğüs kafesinde kendi cenazesini taşımasıdır.

Babasını yitirene öksüz, annesini yitirene yetim deriz. Ama evladını toprağa veren kadın için dilde tek bir kelimemiz yok. İnsanlık bu büyük felakete isim takmaya cesaret edememiş. Çünkü bu, doğanın akışına, suyun yokuş yukarı akmasına eş değer bir altüst oluştur.

O sızı; en beklemediğin anda gelir, saplanır kalbe. Tıpkı Atlas Çağlayan’ın annesi gibi... Daha 17 yaşında, sadece "yan bakma" bahanesiyle, kendi yaşındaki katiller tarafından bıçaklanarak hayattan koparılan Atlas’ın ardından, bir annenin dünyası nasıl eskisi gibi kalabilir? Evladını toprağa vermişken bir de o karanlık gölgelerin ağırlığıyla yaşamak, bir annenin acısını katmerleyen dilsiz bir feryattır.

Ya da Ahmet Minguzzi’nin annesinin bitmeyen adalet nöbeti... Hiç tanımadığı kişilerce, hayalleri bir bıçak darbesiyle elinden alınan Ahmet’in gidişiyle, o evde güneş bir daha asla tam doğmaz. Bir yanı evladının gittiği o karanlıkta el yordamıyla onu ararken, diğer yanı adaletin soğuk koridorlarında bir hesaplaşmanın nöbetini tutar. Bir bıçak darbesi sadece o genci değil, annesinin tüm dünyasını parçalar.

Ve o uğursuz günden beri yolu gözlenen Veli Eren Atay... Çeşme’nin kalabalığında bir anda sırra kadem basan, aylardır, yıllardır bir izi, bir nefesi beklenen o kayıp gencin annesi için hayat, durmuş bir saatten ibarettir. Ne tam bir yas tutabilirler ne de hayata tutunabilirler. Her kapı çalındığında, her telefon sesinde yüreği ağzına gelir insanın. "Acaba?" dersin. O "acaba" sorusu, bir ömrü kemiren en gaddar kurttur. Onlar için belirsizlik, her gün yeniden infaz edilmektir.

Zaman geçtikçe çevre kalabalığı çekilir, sesler azalır; o koca yangınla baş başa kalırsın. Senin dünyan yıkılmışken, hayatın durduğu o noktada seni ancak aynı acıyı çeken yer ve gök anlar.

Hayatın bu en ağır imtihanında, o kadınların tek bir gerçeği kalır: Evlatla anne arasındaki o gizli kordon; toprak altında da olsa, kayıplara da karışsa asla kopmaz. Rabbim, bu sessiz feryadı duyan tek makam olarak, Atlas’ın, Ahmet’in, Veli Eren’in ve evladı için yanan tüm annelerin kalbine kendi sonsuz merhametinden bir serinlik ve metanet katsın. O kopmaz bağın sızısını, ilahi sevgisinin nuruyla sarmalasın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Makbule Pekdoğan Arşivi

ÖLDÜRMEYİN YETER!

14 Şubat 2026 Cumartesi 17:30

Kronik Hasta Değil, Kronik Müşteriyiz

11 Şubat 2026 Çarşamba 14:10

İnsan Avı: Dünyanın Gizlenen Vahşeti

04 Şubat 2026 Çarşamba 11:40

Vahşetin Görünmez Ortakları

18 Ocak 2026 Pazar 11:49

Söylediklerimizden İbaretiz

12 Ocak 2026 Pazartesi 13:11

Gaz Lambasından Dijital Karanlığa

05 Ocak 2026 Pazartesi 15:23

Af Değil, İnfaz İflası

31 Aralık 2025 Çarşamba 14:13

İçinizdeki Çocuk Evsiz mi?

22 Aralık 2025 Pazartesi 16:05