Güllü Çelik Çuhadar

Güllü Çelik Çuhadar

Çocuklar Bizi Dinlemez, Bizi Yaşar

Bir çocuğa kaç kez “Dürüst ol,” dediniz?

Kaç kez “Saygılı ol,” “Yardımsever ol,” “Yalan söyleme,” “Büyüklere karşı nazik davran,” diye öğüt verdiniz?

Peki, hiç düşündünüz mü?

Çocuklar gerçekten söylediklerimizi mi öğreniyor, yoksa yaşadıklarımızı mı?

Bir çocuk, annesinin elinde telefonla saatler geçirdiğini görürken kitaba değer vermeyi öğrenebilir mi?

Bir çocuk, babasının trafikte öfkesine yenildiğini izlerken sabrı anlayabilir mi?

Bir çocuk; evde sürekli eleştirinin, bağırışın ve kırıcı sözlerin dolaştığı bir ortamda sevgi dilini nereden öğrenebilir?

Çünkü çocuklar kulaklarıyla değil, gözleriyle büyür.

Onlar nasihat dinlemez, hayatı izler.

Ve sonra izlediklerini yaşamaya başlar.

Bir anne düşünün…

Çocuğuna “Kendini sev,” diyor.

Ama her aynaya baktığında kendi kusurlarını anlatıyor.

Bir baba düşünün…

“Oğlum, dürüst ol,” diyor.

Ama telefon çaldığında “Evde yok de,” diyebiliyor.

Bir öğretmen düşünün…

Saygıyı anlatıyor; ama farklı düşünen öğrencisini küçümsüyor.

Ve sonra hepimiz aynı soruyu soruyoruz:

“Bu çocuklar neden böyle oldu?”

Belki de cevap sandığımızdan daha yakında duruyor.

Çocuklar bizim anlattığımız insanlara dönüşmüyor; onlar bizim olduğumuz insanlara dönüşüyor.

Hayatın en güçlü eğitimi sözlerle değil, örneklerle verilir.

Çünkü çocukların hafızasında cümlelerden çok sahneler kalır.

Belki yıllar sonra söylediklerimizi unutacaklar; ama eve yorgun geldiğimiz hâlde yüzümüzde taşıdığımız sabrı unutmayacaklar.

Bir yabancıya gösterdiğimiz merhameti unutmayacaklar.

Yere düşen bir hayvanı kaldırışımızı…

Yaşlı birine yol verişimizi…

Bir hata yaptığımızda özür dileyebilme cesaretimizi unutmayacaklar.

Çünkü karakter öğretilmez, karakter yaşanır.

Bugün birçok anne-baba çocuklarını iyi okullara göndermek için mücadele ediyor.

En iyi kursları araştırıyor, en iyi eğitimleri almak için fedakârlık yapıyor.

Oysa bazen bir çocuğun ihtiyaç duyduğu en büyük eğitim, aynı sofrada oturduğu insanların hayatıdır.

Çocuklar söylediğimiz her şeyi duymayabilir ama yaşadığımız her şeyi kaydederler:

Nasıl sevdiğimizi…

Nasıl öfkelendiğimizi…

Nasıl konuştuğumuzu…

Nasıl sustuğumuzu…

Nasıl affettiğimizi…

Nasıl vazgeçtiğimizi…

Onlar bizi izlerken aslında geleceği inşa ederler.

Çünkü çocuk dediğimiz şey yalnızca bir evlat değildir; yarının yetişkinidir.

Yarının öğretmeni, doktoru, komşusu, yöneticisi, annesi, babasıdır.

Ve bugün onların gözlerinin önünde sergilediğimiz her davranış, yarının toplumuna bırakılmış sessiz bir mirastır.

Bu yüzden çocuk yetiştirmek, yalnızca bir çocuğu büyütmek değildir; önce kendini yetiştirebilmektir.

Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras; banka hesapları, evler, arabalar ya da diplomalar değildir.

Belki de en kıymetli miras, onlara örnek olmuş bir hayat bırakabilmektir.

Çünkü bir gün söylediklerimiz rüzgâra karışacak.

Nasihatler unutulacak, öğütler silinecek.

Ama bir çocuğun kalbinde, gördüğü hayat kalacak.

Ve yıllar sonra biri ona, “Bu kadar merhametli olmayı nereden öğrendin?” diye sorduğunda…

Belki annesinin bir sokak hayvanına uzattığı eli hatırlayacak.

“Bunca dürüstlüğü kimden öğrendin?” dediklerinde…

Belki babasının, kimsenin görmediği bir yerde bile doğruyu seçtiği günü…

İşte o zaman anlayacağız:

Çocuklar bizi dinlemedi, bizi yaşadı.

Ve aslında en güçlü cümlelerimizi dilimizle değil, hayatımızla kurduğumuzu…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Güllü Çelik Çuhadar Arşivi

Farz Et Ki Bugün 18 Mayıs 1919…

18 Mayıs 2026 Pazartesi 11:16

Kendinle Nasıl Konuşuyorsun?

12 Mayıs 2026 Salı 10:18

Bu Köşe Size Çocuklar

27 Nisan 2026 Pazartesi 13:30

Çocuklar ve Kitap Gerçeği

13 Nisan 2026 Pazartesi 09:59