ŞEYHÜLİSLAM MUİD AHMET EFENDİ

Sevgili Okuyucu, Bu hafta size Osmanlı Devleti’nin 30. Şeyhülislamı Muid Ahmet Efendi’den bahsedeceğim.

Şeyhülislam Muid Ahmet Efendi, 17. Yüzyılın ortalarının seçkin ulemasından olup, doğruluğu, adalete karşı olan aşkı, halkın haklarını görme yolunda göstermiş olduğu medeni cesareti, vazifesini yaparken kanun hükümlerinden gayri hiçbir kuvvet ve nüfuza boyun eğmemesi ve fukaraya karşı cömert davranışlarıyla tanınmış bir zattır.

Aslen Tokatlıdır. (Kazâbâd) yani bu günkü adıyla “Kazova”lı, çocuk yaşlarında İstanbul’a gelmiş ve bütün tahsilin İstanbul’da yapmıştır. 1635 senesinden 1637 senesin kadar İstanbul kadısı olarak vazife görmüştür. 1637 senesinde Anadolu Kazaskeri vazifesiyle görevli olduğu bir sırada Padişah 4. Murad’ın Bağdat seferine çıktığı bir sırada sene 1638 de Üsküdar ordugahında 4. Murad’ın gazabına uğrayarak azledilmiştir.

Naima tarihinde bu azledilme vak’ası şöyle nakledilmektedir.

“Bağdat seferi için padişah Üsküdar ordugahına geldiğinde Şeyhülislam Yahya Efendi’nin adamlarından Hüseyin isimli bir kişi Medresede görevlendirilmek için Rumeli Kazaskerliğine gelip dururdu. Öyle utanmaz bir adamdı ki, talip olduğu medrese eline kitap alıp kazasker divanına varıp:

-Rakibim olan kimse gelsin onunla imtihan olurum. Benim istediğim müderrisliğin imtihansız başkasına verilmesi bana zulümdür.” Diye edepsizce bağırıp çağırınca Rumeli kazaskeri aldırış etmedi ise de Anadol kazaskeri bulunan Muid Ahmet Efendi hak gözetir ciddi bir adamdı, Molla Hüseyin’in göstermiş olduğu edepsizliğe tahammül edemeyerek:

-“Çık dışarı bre habis utanmaz” deyince, Molla Hüseyin Muid Ahmet Efendi’ye de karşı gelerek:

-“Hayasız sizlersiniz ki, müstahak olmayanlara ilmiye mansıpları verirsiniz” deyince Muid Ahmet Efendi dayanamayarak Molla Hüseyin’i alaşağı ederek değnekle bir güze dövdü. Molla Hüseyin Efendi o sırada şeyhülislam bulunan Yahya Efendi’nin adamlarından idi ve haber duyulunca bu olaya çok üzüldü.

Muid Ahmet Efendi doğru ve mert kimse idi. Ancak biraz sert ve haşin bir tabiata sahipti. Molla Hüseyin ile Muid Ahmet Efendi’nin bu olayı şikâyet yollu bir şekilde padişaha intikal ettiğinden 4. Murat maiyetinde bulunan Deli Hüseyin Paşa’ya:

-“Var git kazaskerlere ve bilhassa Anadolu kazaskerine söyle, böyle fukaraya merhamet etsinler, sert muameleden ve şikayet olunmaktan sakınsınlar.” Dedi. Ertesi günü erken saatlerde Deli Hüseyin Paşa, padişahın emrini yani fermanını Muid Ahmet Efendi’ye tebliğ etti. Muid Ahmet Efendi sert bir cevapla:

-“Paşa hazretleri, biz bu taifeden para almayız, her birinin ne zaman azil ve tayin olacaklarını ve işlerinin de ne olduğunu da biz biliriz.” Diyerek paşayı tekdir eder bir vaziyette gönderdi.

Deli Hüseyin Paşa, 4. Murat’ın huzuruna vararak:

-“Padişahım Anadolu kazaskeri Muid Ahmet Efendi kimseyi dinlemiyor, kimin azil olacağını ve kimin tayin olacağını ben bilirim, kimse işime karışmasın diyor” dedi.

Padişah 4. Murat’ın Silahtarı olan Mustafa Paşa bu vaziyeti fırsat bilerek ve padişaha Molla Hüseyin’in şeyhülislamın adamı olduğunu ve Muid Ahmet Efendi’nin çok sert ve bazı noksanlarının olduğunu söyleyerek padişah 4. Murat’ı gazaba getirdi. Bunun üzerine padişah şeyhülislam Yahya Efendi’yi davet ederek dinledi ve şeyhülislamında azle rıza göstermesi sonucu Muid Ahmet Efendi’nin azil fermanı çıktı. O sırada 4. Murat kazaskerlerin çadırlarının bulunduğu tarafa doğru bakıyormuş. Deli Hüseyin Paşa’ya dönerek:

-“Deli, ne duruyorsun var şu herifin çadırını başına yık, yıkılıp gitsin” buyurdular. Deli Hüseyin Paşa da baş üstün deyip hemen maiyetindeki askerlere emretti Muid Ahmet Efendi’nin çadırının ipleri kesilerek çadır yıkıldı ve Muid Ahmet Efendi de çadırın altında kaldı. Bir müddet sonra da Belgrad’a sürgün edildi.

Muid Ahmet Efendi 3 yıl kadar Belgrad’da sürgün kaldıysa de 1641 senesinde affolunarak sırasıyla 1641 de Rumeli kazaskeri, 1645 senesinde de Osmanlı Devleti’nin 30. Şeyhülislamı olarak tayin edildi. Bu makamda 1647 senesinin ilk aylarına kadar kaldı. 26 Şubat 1647 senesinde ise vazifesinin başında vefat etti. Cenazesi Fatih Camiinden kaldırıldı. Bugün İstanbul’un Fatih ilçesi sınırları içinde bulunan Kadı çeşmesi semtinde kendi yaptırmış olduğu medresenin avlusunda defnedildi. Allah rahmet eylesin.  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ekrem Özdemir Arşivi