Ekrem Özdemir
IV. MURAD’IN TAHTA ÇIKIŞI VE ANADOLU’NUN AHVALİ -8-
Kıymetli okuyucu, IV. Murad’ın saltanat döneminde Anadolu’nun ve Osmanlı Devleti’nin ahvalinin nasıl olduğu konusundaki malumatlarımızın sekizincisini takdim ediyorum.
Sultan Murad, Sinan Paşa köşkünde gerek ordu kumandanlarıyla ve gerek devlet ricalinin ileri gelenleriyle ve gerekse adaleti temsil eden kadılarla yapmış olduğu toplantıda herkesten söz almış ve söz almakla da kalmayarak bütün konuşulanları ve üzerinde mutabık kalınan hususları sicile kaydettirip taraflara da imzalatmıştı.
Bu ahidleşmeden sonra devlete nizam ve intizam verebilmesinin de yolu açılmış oldu. Osmanlı topraklarına tütünün gelişi muhtelif rivayetler doğrultusunda şöyle ifadelendirilebilir. Hezarfen Hüseyin Efendi 1598 senesini, tarihçi İbrahim Peçevi 1600 senesini, Katip Çelebi 1601 senesini, tarihçi Naima ise 1606 senesini işaret etmekle beraber, kanaatimizce bu tarihler tütünün Osmanlı ülkesinde ve özellikle de İstanbul’a yoğun bir şekilde getiriliş ve kullanılış yıllarını gösterir. Aslında tütünün getirilmiş olduğu tarih 1570 yıllarına dayanır.
İngilizler tarafından getirildiği ise kuvvetli rivayetlerdendir. Önceleri yabancı tüccarlar tarafından her hastalığa iyi geliyor propagandasıyla Osmanlı topraklarına getirilen tütün hızla yayılma gösterince İmparatorluk dahilinde dini tartışmalara sebebiyet vermiş özellikle kahvehanelerin de yaygınlaşmasıyla kullanımının da artması birtakım siyasal tepkilere de yol açmıştır.
Osmanlı İmparatorluğunda IV. Murad dönemine gelinceye kadar muhtelif tarihlerde tütün kullanımı yangınlara sebebiyet verdiği için padişah fermanıyla yasaklanmışsa da halk tarafından kullanılmasında ciddi mesafeler alınamamıştır. Ancak 1633 senesinde İstanbul’da büyük bir yangın meydana gelmiş ve çok büyük tahribata yol açması üzerine Kadızade Mehmet Efendi’nin kahve ve tütünün haram sayması ve padişahı da bu konuda teşvik etmesi üzerine Sultan Murad’ın bu bahane ile yeni bir temizlik hareketine girişmesinin önünü açmış oldu. Yeni bir yangın çıkmaması için bütün kahveleri yıktırdı ve tütünü de kesin olarak yasakladı.
Tütün Yasağı Vesilesiyle Temizlik Hareketi:
Şehirde heyecan yaratmak ve ayaklanmaya bahane teşkil etmesi için zorbalar tarafından zaman zaman yangınlar çıkartılırdı. 1633 senesinde de İstanbul’da Cibali semtinden başlayan yangın bütün Bayezid ve Aksaray, Fatih semtlerini de içine alarak büyük bir tahribata yol açmıştı. Aynı zamanda da bütün İstanbul kahvehanelerinde yeni bir ayaklanma olacağı dedikoduları da başlamıştı. Hem bu dedikoduların önünü almak ve hem de öteden beri molla takımının tütüne ve kahveye karşı menfi tavırları neticesinde bu yangının tütün içenler tarafından ve onların ihmali soncu çıktığı söylentileriyle padişahtan yasak kararı aldılar. Sultan Murad ise bu bahaneyi bir adım daha ileri taşıyarak; tütün içenlerin öldürüleceğini ilan etmişti.
Bu vesile ile İstanbul’un bütün kahveleri yıktırıldı. Yasak münasebetiyle padişah, tebdili kıyafet olarak ve daimî surette özellikle geceleri birtakım yerlere baskınlar düzenleyerek burada ele geçirilen şüpheli adamları ve etrafa korku salan zorba ve kabadayıları öldürerek sindirmeye başladı ve bu şekilde İstanbul’da büyük bir temizlik yaparak sükûn ve asayişi tamamen sağladı.
Tımarlı Sipahilerin Nizama Sokulması:
Tımarlı Sipahi Ocağı, devletin azamet ve kuvvetinin artması hususunda büyük hizmetleri olan bir teşkilattı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında bu özelliğini yavaş yavaş yitirerek ve aynı zamanda ihmallere de uğraması sonucu kanunları bozulmuş ve sonuç itibariyle asli görevlerinin dışında istihdam edilerek birtakım kale tamirlerinde, nakliye işlerinde kullanılmaya başlanmıştı. Bu bozulma neticesinde ocağın mensupları talim ve terbiyeden uzak vezirlerin ve beylerbeylerinin maiyetlerinde çapula hizmet eden bir vaziyet almışlardı.
IV. Murad, bütün bu tımarlı sipahilerin defter kayıtlarını yeniden ele alarak tertip ettirdi ve işe yaramaz ve uygunsuz olanlarını ocağın içinden ayıkladı. Ve bu surette sipahi teşkilatını mümkün mertebe yoluna koydu ve eski halini almasını sağladı.
İran’a Sefer Hazırlığı
Sultan Murad, 1623 senesinde Osmanlı tahtına çıkmasına rağmen ancak 1632 senesinde tam manasıyla yönetimi eline almıştı. Sahtekâr ve düzenbaz Topal Recep Paşa’nın hakkından gelip, sürekli isyanlarla halkın dirlik ve düzenini bozan devletin zayıflamasına sebep olan yeniçeri ve sipahi zorbalarını etkisiz hale getirdikten sonra yönetimi yoluna koymuştu.
Bu arada bir kısım İran kuvvetleri sınır ihlali yaparak Van şehrini muhasara ettikleri duyulunca Anadolu Beylerbeyi Mehmet Paşa kumandan tayin edilerek muhasaranın kaldırılması ve İran kuvvetlerinin defedilmesi ile vazifelendirildiyse de İran kuvvetleri mağlup olarak çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu çekilme hadisesine rağmen Sultan Murad, İran’a sefer düzenlemeyi kararlaştırarak bu hususta hazırlık yapması için vezir-i azam Tabanıyassı Mehmet Paşa’yı görevlendirdi. Bu arada da hazırlıkları yerinde kontrol etmekten de geri durmuyordu. Hazırlıkların yapılması esnasında zaafı ve ihmali görülen Vezir-i azam Mehmet Paşa ile üç veziri daha görevden uzaklaştırıp mallarına el koyup kendilerini de sürgün etti. Üsküdar da askerin bizzat başında bulunarak teftişini tamamladı. Hazırlıklarını tamamlayan ordu İran meselesinin hallolması münasebetiyle; Bağdat üzerine hareket emrini alarak sefere koyuldu.
İznik Kadısının İdam Edilerek Kale Kapısına Asılması:
Sultan Murad, bir kış mevsiminde hem teftiş ve hem de avlanmak bahanesiyle İstanbul’dan ayrılarak İzmit ve İznik yol güzergahıyla Bursa’ya giderken İznik kadısı hakkında ortaya atılan bir şikâyet üzerine İznik şehrine varır varmaz şikayete konu olan kadıyı yerinden alarak kale kapısına astırmıştır. Daha sonra Bursa’ya hareket ederek ecdadının mezarlarını ziyaret ettiği esnada İstanbul’dan bir haber geldiğini söylemeleri ve validesinin mektubunu takdim etmeleri üzerine ziyaretini yarıda keserek İstanbul’a dönmeye karar vermiştir.
Padişaha bu ziyareti kısa kesmesini sağlayan haber ve validesinin mektubunun muhtevası şöyle idi;
Sultan Murad’ın İznik kadısını hiçbir soruşturma ve yargılama yapılmadan idam edilerek kale kapısına astırılmasından İstanbul uleması son derece üzgün olup söylenmeye başlamışlardı. Bu hadisenin üzerine Şeyhülislam bulunan Ahizade Hüseyin Efendi, padişahın validesine bir mektup göndererek İznik kadısının astırılması hadisesinin iyi olmadığını bildirip;
“Biz padişahımızı bedduadan sakınırız, umulur ki siz kendilerine nasihatte bulunup, ulema zümresinin hayır duasını alasınız; zira henüz ortalığın yatışması sırasında ortaya çıkacak dedikodudan ve olabilecek hadiselerden padişahımızın sakınmasını tavsiye ederiz” gibi cümlelerle mektubuna devam etmişti.
Bursa’daki oğluna Ahizadenin mektubunu da ekleyerek kendi mektubunu yazan valide sultan oğluna:
“Benim Arslan’ım acele üzere İstanbul’a gelesin, senin hal edilmen için sözler ve tedbirler ortalıkta dolaşmaktadır” diyerek acele İstanbul’a ulaşmasını bildirmiştir. Böyle bir mektubun yazılmasında Şeyhülislamın aleyhinde bulunan ve padişahın hal edileceği iftira ve dedikodusunu yayarak padişahın tehdit edildiği izlenimi veren diğer ulema taifesinin rolü büyüktür.
Haftaya Padişahın İstanbul’a dönmesi ve Şeyhülislamın idamı hadisesiyle devam edeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.