Ekrem Özdemir
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA SULTAN İBRAHİM DÖNEMİ -3-
Kıymetli okuyucu, geçen hafta Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın yapmış olduğu iyi işlerin yanı sıra kendisine sadaret makamında rakip olabilecek bazı şahsiyetleri örneğin Nasuhpaşazadeyi ve Sultanzade Mehmet Paşa’yı değişik yöntemlerle bertaraf etmesi bazı tepkilere sebebiyet vermiş ve paşaya yeni rakipler ortaya çıkmıştı. Bunlar Sultan İbrahim’in silahtarı ve aynı zamanda kendisine vezirlik rütbesi verilen Yusuf Paşa ve sarayın ve valide sultanın yeni gözdesi meşhur cinci hoca lakaplı Safranbolulu Hüseyin Efendi ve tabi ki valide Kösem Sultan. Sadrazam için tehlike çanlarının çalması için yeterli idi.
Vezir-i Azamın Yeni Rakiplerinin İş Birliği.
Sultan İbrahim, bir gün kendi kendine ve birdenbire eski padişah biraderimin arkadaşı olan silahtar paşası vardı; benim neden olmasın diye Yusuf Ağa isimli padişah ata binerken atın üzengisini tutan görevlendirilen birini divana çağırıp ona ikinci vezirlik vererek kendisine arkadaş yapmıştı. Vezir-i azamın bu işe mani olacağını bildiği içinde bu işi son derece acele ve gizli yapmıştır. Her ne kadar Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu işe mani olmaya çalışmışsa da başarı elde edememiş ve muvaffak olamamıştır.
Bu hadisenin yanı sıra padişahın zaman zaman geçirmekte olduğu buhranları okumalarıyla ve yazmış olduğu muskalarla tedavi eden Hüseyin Efendi de yapmış olduğu bu hizmetler neticesinde payesi olmadığı halde Şeyhülislam Yahya Efendi’ye Hüseyin Efendinin medreseye müderris olarak tayin edilmesi emredilmiş; ancak şeyhülislam bu sözlü usulü kanun olarak kabul etmeyip emre karşı çıkınca Sultan İbrahim bir hatt-ı hümayun ile Hüseyin Efendi’yi hemencecik medreseye profesör tayin etmişti.
Gerek vezir-i azam Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve gerekse Şeyhülislam Yahya Efendi ve diğer devlet ricali bütün bu olan biteni hayretler içinde seyrederken bunlar yetmiyormuş gibi Hüseyin Efendi’ye namı diğer cinci hoca Süleymaniye Medresesi müderrisliği ve takiben de Galat kadılığı ve aynı zamanda da padişah hocalığı payesi verilmişti.
Sarayda bu olan bitenler karşısında yeni bir durum daha ortaya çıkmıştı. İkinci vezir rütbesinde ve padişahın silahtarı ve arkadaşı Yusuf Paşa, Süleymaniye Medresesi müderrisi, Galata kadısı ve aynı zamanda padişahın hocası Hüseyin Efendi birlikte hareket ederek sadrazamın yetkisinde olan tayin ve azil işlemlerini sadrazama danışmadan ve sormadan padişaha arz ederek ve pek tabi rüşvet karşılığında yapmaya başladılar. Bu durum ise Kemankeş Kara Mustafa Paşa’yı iyice müşkül bir duruma sokuyordu.
Bunun yanı sıra Osmanlı hazinesini zapt u rapt altına alan veziri azam saraydan beslenen bazı menfaat çevrelerinin de gazabını üzerine çekiyordu elbette. Bütün bu gelişmelerin ışığı altında Kemankeş Kara Mustafa Paşa, iki defa padişahtan affını istediyse de padişah veziri azamın istifasını geri çevirerek kabul etmemişti.
Vezir-i Azamın Felaketini Hazırlayan Hareketi.
Padişah tarafından istifası geri çevrilen veziri azam, iyice bunalmış bir halde ikinci vezir rütbesiyle padişahın silahtarı olan Yusuf Paşa ve hem müderris ve hem de padişahın hocası makamını kapan cinci lakaplı Hüseyin Efendi’den kurtulmanın çarelerini aramaya başladı. Padişahın bu iki yakın adamını ve her işe burnunu sokan cinci hocayı ortadan kaldırmak için yeniçeri ocağının ileri gelen komutanlarından Hüseyin Ağa ile yapmış olduğu gizli toplantıda “ancak yeniçerilerin tahrikiyle buna muvaffak olunabileceği” düşüncesini bir sırdaş gibi güvendiği Hüseyin Ağa’ya meseleyi açtı. Fakat Hüseyin Ağa, bu işi hemen kabul etmeyerek görüşmeler yapması lazım geldiğini söyledi veziri azama. Sonuçta ok yaydan çıkmıştı bir kere Hüseyin Ağa da konuyu ocağın en kıdemlisi Muslihuddin Ağaya açtı ortalık bir anda karıştı ve Muslihuddin Ağa:
-“Aman sakının, bu davranış asla doğru değil, Sultan Murad’ın binlerce kişinin ölümüne sebep olan bu fitneyi zaten yeni söndürdü, ateşi yeniden uyandırmayın” diyerek ocağı bu işten uzak tutmaya çalıştı ve doğruca veziri azama konuyu müzakere etmek için gitti. Ancak Kemankeş bu meselenin kendisinden sadır olmadığını beyanla konuyu inkâr etti. Bunun üzerine Muslihuddin Ağa, bu haberi padişaha söylerse belki bir menfaat elde edebilirim gayretiyle saraya haber verdi. Böylece meseleden Sultan İbrahim’in de haberi oldu. Muslihuddin Ağa saraya davet edildi ve padişah kendisine sordu:
-Bak ihtiyar, kullarım çorba yemek istemezlermiş aslı var mıdır? Diye sorunca Muslihuddin Ağa:
-“Haşa padişahım cümlesinin boynu yolunuza kıldan incedir. Cümlesi emrinize hazırdır; bu sözlerden asla haberleri yoktur. Ancak veziri azam diğer kumandanlar ile odalara birkaç kese göndermiş; lakin onlar bu işe karışmamaya kararlıdırlar.” Diye cevap verince
-“Ya ben şimdi veziri azamı katletsem kullarım bana incinirler mi?” deyince
-“Haşa padişahım, belki cümlesi hazzederler ve padişahıma hayır dua ederler” diye cevap vermişti.
Kemankeş’in Katli:
Veziri azam yapmış olduğu tertibatın duyulduğunu ve padişahın da konudan haberdar olduğunu öğrenince ilk önce koynuna bir kuranı kerim koyarak saraya geldi ve padişahla buluşarak koynundaki kuranı kerimi çıkartarak ve yeminler ederek kendisi hakkında iftira olduğunu beyanla affını istedi. Padişah veziri azamın yeminlerine inanmadı ve “ver mührümü” dedikten sonra yanında bulunan korumasının başındaki subaya “al şunu” emrini verdi ve görüşmeden ayrıldı. Subay bu emirden mührü al manası çıkartarak veziri azamdan mührü aldı ve Kemankeş de oradan ayrılarak konağına geldi ve daha sonra da konağından uzakta bir ot yığınının içinde saklanıp geçeyi geçirip kaçmak istediyse de kendisini takip eden görevlilerce yakalandı.
Veziri Azamın Devlet Adamlığı:
Kemankeş Kara Mustafa Paşa, kendisinin öldürülmeyerek padişahın huzuruna götürülmesini istediyse de daha sonra katledilmesi emri geldiği için cellat tarafından kement ile boğularak idam edildi ve veziri azamın cesedini bizzat padişah da gördü. Kemankeş Kara Mustafa Paşa, hiç rüşvete ve hazineden üzerine para geçirme, mal mülk biriktirme derdinde olmayan devlet ve hükümet nizamının bozulmaması için çalışan çalışkan dürüst ve samimi bir bürokrat idi. Padişahın yolsuz ve kanuna uymayan hatt-ı hümayunlarını tatbik etmeyerek yapılacak olan lüzumsuz ve usulsüz işlerin ve hareketlerin önünü almış olurdu. Bir keresinde harem de bir yönetici kadının yakacak odununun verilmediği padişaha haber verildi. Bunun üzerine divan toplantısında olan veziri azama padişah haber salarak “divan toplantısını sona erdir ve bu hatunun odun meselesini hallet” diye haber yolladı
Bunun üzerine veziri azam Kemankeş Kara Mustafa Paşa, “Padişahım tenbih edelim verilsin” dedikten sonra hiddetli bir şekilde “Padişahım ben senin vezirinim bana divanı bozdurup bu misüllü basit işler ile beni çağırıyorsunuz, beş yüz çeki odun on on beş bin akçe eder, bu işler için beni çağırtıyorsunuz, ancak bana devletin hazinesinin halini, sınırların nasıl olduğunu ve başka mühim işleri sormuyorsunuz” diye çıkıştığı da rivayet edilir. Bu konuşma bürokratlar arasında konuşulmaya başlayınca devrin şeyhülislamı Yahya Efendi “Bire zinhar sakınsın, padişahalar böyle söz söylenmez” gibi nasihat yollu haber saldığı da rivayetler arasındadır.
Haftaya Girit Adası için Venediklilerle muharebeyi ve cinci hoca ve Yusuf Paşa hakkında malumata devam edeceğiz. Selam ve muhabbetle
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.