Ekrem Özdemir
IV. MURAD’IN TAHTA ÇIKIŞI VE ANADOLU’NUN AHVALİ -9-
Kıymetli okuyucu, IV. Murad’ın saltanat döneminde Anadolu’nun ve Osmanlı Devleti’nin ahvalinin nasıl olduğu konusundaki malumatlarımızın dokuzuncusunu takdim ediyorum.
Bir önceki makalemizde kısmen izahat verdiğimiz gibi İznik kadısının idam edilerek kale kapısına cesedinin asılması hadisesi İstanbul uleması tarafından duyulunca ve bu idam vakasının hiçbir yargılama ve soruşturma yapılmadan meydana geldiği bilgisi neticesinde dönemin Şeyhülislamı Ahizade Hüseyin Efendi, devletin ileri gelenleriyle yapmış olduğu toplantılar neticesinde padişahı uyaran bir mektup kaleme alarak padişahın validesi Kösem Sultan’a takdim etti.
Şeyhülislam muhalifleri başka bir ifadeyle o zamana kadar devleti derleyip toparlayan Sultan Murad’a oyun kurmaya çalışan bazı çevreler ve özellikle görevden azledilen, sürgüne gönderilen veya idam edilenlerin uzantıları bu mektuptan haber alır almaz dedikodu üretmeye ve valide sultana tesir etmeye başladılar. Bunun üzerine valide sultan da Şeyhülislam’ın mektubunu oğluna yazmış olduğu mektuba iliştirerek Sultan Murad’a yolladı. Gerek Şeyhülislam’ın ve gerek valide sultanın mektubunda neler yazılı olduğuna bir önceki makalemizde değinmiştim.
Sultan Murad, validesinden gelen mektubu aldığı sırada Bursa’da dedelerinin mezarlarını ziyaret etmekteydi ve padişahın niyeti bir iki gün daha Bursa’da kalmaktı. Ancak validesinden almış olduğu mektup ve hele Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi’nin iliştirilmiş olan mektubu çok can sıkıcı ve bazı tehlikeleri işaret ediyordu.
Bu mektuplar üzerine telaşa düşen Sultan Murad, hemen İstanbul’a dönme kararı alarak maiyetindekilerle birlikte geceli gündüzlü hiç durup dinlenmeden ve hatta hiç uyumadan İstanbul’a doğru yola düştü. Tarihçilerin rivayetlerine göre bu yolculukta maiyetinde bulunanların neredeyse tamamı yorgunluktan ve uykusuzluktan yollarda dökülüp kalmasına rağmen kendisi Gebze’ye geçmek için deniz kıyısına ulaşmıştır.
Burada İstanbul’a haber salınarak bir kayık gelmesi kendisine salık verilmişse de İstanbul’dan kayık gelmesini dahi beklemeden ve denizdeki fırtınaya dahi aldırmadan mahallinden bulunan bir kayıkla denize açılıp karşı kıyı olan Gebze’ye geçmiştir. Yine durup dinlenmeden karaya ayak basar basmaz doğruca İstanbul’un yolunu tutmuş ve Üsküdar’a ulaştıktan sonra Topkapı Saray’ının bulunduğu Sarayburnu’na geçerek ilk iş olarak Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi ve İstanbul kadısı olan oğlu Seyyid Mehmet Efendi’yi birer gemi ile Kıbrıs adasına sürgün edilmeleri emrini vermiştir.
Bu emir üzerine dönemin Bostancıbaşısı (Bostancıbaşı unvanı aslında güvenlik amiri demektir. Diğer ocak komutanlarıyla birlikte İstanbul’un ve çevresinin güvenliğinden sorumlu komutan demektir.) Mehmet Ağa, ilk önce Şeyhülislam’ı ve daha sonra da oğlunu alarak ayrı ayrı gemilere koyarak padişahın emri doğrultusunda Kıbrıs’a göndermek üzere denize saldı.
Hemen sonra Sultan Murad, Bostancıbaşı Mehmet Ağa’ya yeni bir emir saldı. “Şayet Şeyhülislam ve oğlu Seyyid Mehmet Efendi henüz boğazdan çıkmadılarsa öldürülmelerini ancak boğazdan çıkmışlarsa dokunulmamasını” emretti. Bir taraftan da Sultan Murad, kendisi de meseleyi takip için Yedikule civarından karadan sahili takip ediyor Şeyhülislam’ın boğazı çıkıp çıkmadığını kontrol ediyordu.
Bu sırada Bostancıbaşı boğazdan çıkmadan Şeyhülislamın gemisin yakalamış ve kendisi gemiden alarak Yeşilköy açıklarında sahile çıkarmıştı. Takipte olan Sultan Murad, Şeyhülislam’ın sahile çıkartıldığını görünce Bostancıbaşı Mehmet Ağa’ya “Tiz şimdi katleyleyin” emrini vermiştir. Bunun üzerine Mehmet Ağa Şeyhülislamı bir arabaya bindirerek sahilden uzaklaştırarak boğdurmuştur.
Sultan Murad’ın Şeyhülislam’a karşı kininin nereden geldiği hususu bu yazı dizimizde de belirtmiştik. Şehzadelerin hayatlarına dokunulmayacağı meselesinde kendini kefil göstermesi Ahizade Hüseyin Efendi’ye eskiden beri padişahın kinli olduğunu göstermektedir.
Yine tarihçilerin rivayetine göre Bostancıbaşı’nın kayıkları denize salıvermesi esnasında denizin dalgalı olması ve hava muhalefetinden dolayı zaten kısa sürede boğazı geçmeleri imkânsız olduğundan Şeyhülislam’ın kayığının kıyıdan gitmesi ve ancak Yeşilköy kıyısına varabilmesi ve hemen peşinden padişahın “Şayet boğazı geçmemişlerse öldürün” emrinin Bostanbaşı’na verilmesi zaten Sultan Murad’ın maksadının Şeyhülislam’ı öldürtmek olduğunu bildirmektedirler.
Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi’nin oğlu Seyyid Mehmet Efendi ise boğazı geçip denize açılması sebebiyle mutlak ölümden kurtuldu.
Osmanlı devletindeki geleneklere göre ilmiye sınıfında en ağır ceza sürgün edilmek olmasına rağmen Padişah Sultan Murad, ilk defa bu gelenek hilafına hareket ederek önce bir kadıyı ve daha sonra da bir Şeyhülislam’ı öldürtmesi bu geleneğin çiğnenmesi kabul edilir. Ahizade Hüseyin Efendi, idam edilen ilk Osmanlı şeyhülislamıdır.
Şeyhülislam’ın idamı çeşitli huzursuzluklara sebep olmuşsa da Sultan Murad’ın dirayetli ve sert davranışı devletin başına yeni gailelerin açılmasının önüne geçilmiştir. İçerde dirlik ve düzenin sağlanması sonucunda artık dış meselelerle ilgilenme zamanı gelmişti.
Haftaya Sultan Murad’ın Revan seferiyle devam edeceğiz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.