VEZİR-İ A’ZAM VE SERASKER MAKBUL İBRAHİM PAŞA’NIN İDAMI

Kıymetli okuyucu bu hafta size dizilerden de çok bilindik Osmanlı Devlet Ricalinin en çok üzerinde konuşulan Sadrazamlarından makbul İbrahim Paşa’nın idamı meselesini izaha çalışacağım

 

Osmanlı kaynaklarında “Makbul” ya da “Maktul” lakaplarıyla şöhret bulan Pargalı İbrahim Paşa’nın idamı ilgili dönemin Ramazan ayının yirmi ikinci gününün gecesine tesadüf eder. Pargalı İbrahim Osmanlı saltanatının hükümetinde 12 sene 8 ay ve 18 gün sadrazamlık makamını işgal etmiştir. Aynı zamanda Serasker yani Başkomutan olarak da büyük yetki ve salahiyetlere sahip olmuş ve tüm Osmanlı ordularının kara ve deniz başkumandanlığını idam tarihine kadar unvan olarak taşımıştır.

Makbul İbrahim bu kadarla da kalmamış Pargalı bir balıkçının oğlu olan bu devşirme sadrazam ve başkomutan aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in kızı ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hatice Sultan’la da evlenerek o zamanki ifadeyle “Damad-ı Şehriyari” unvanını bile kazanmıştır. Rivayete göre gerek sadrazamlık gerek başkomutanlık ve gerekse Damad-ı Şehriyari unvanları yetmemiş olacak ki Osmanlı ordularının İran seferinde kendisine “Serasker Sultan” unvanını bile vermiştir.

Pargalı İbrahim’in Hatice Sultan’dan başka “Muhsine Hatun” isminde bir karısının daha olduğu ve hatta bugün İstanbul Kumkapı semtinde bulunan İbrahim Paşa Camii’ni bu hatunun yaptırdığı dahi rivayet edilir.

Makbul İbrahim’in Kanuniye İntisabı ve İkbali

İbrahim Paşa, bugün Yunanistan sınırları dahilinde kalan Parga civarında bir köyde doğduğu ve çocuk yaşlarında İstanbul’a geldiği, yada Osmanlı ordusunun düzenlemiş olduğu bir akın sırasında esir alınıp o sırada Kefe’de bulunan Şehzade Süleyman’a teslim edildiği veya Bir gemicinin oğlu olması hesabıyla Türk denizcileri tarafından esir edilerek Türkiye’ye getirilip Manisa’da bir köylüye satıldığı gibi muhtelif rivayetler var ise de Pargalı İbrahim’in Şehzade Süleyman’ın valilik yaptığı Manisa’da bulunduğu bir gerçektir. Bazı rivayetler de onun özellikle Manisa’ya yerleştirildiği ve Padişah olması muhtemel olan Şehzade ile arkadaşlık kurarak onun güven ve dostluğunu kazanması böylelikle de Osmanlı Sarayı’na girmesinin sağlanmasının istendiği yönündedir.

Her ne şekilde olursa olsun Pargalı, daha Manisa’da iken Şehzade Süleyman’ın yakın adamı olduğu ve Osmanlı tahtına geçtikten sonra da onunla birlikte İstanbul’a geldiği ve Padişaha yakın olması münasebetiyle de sarayda önemli görevlerde bulunduğu bir vakıadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad seferinde kapı ağası olarak görev yapmaktaydı. Padişaha yakınlığı sayesinde nüfuz ve gücünün artması yanı sıra Padişahın Has odabaşısı ve şahinciler ağası unvanlarını da uhdesine almış oldu.

Sonunda da Has odabaşılıktan hoop zıplayarak birdenbire Rumeli Beylerbeyi ve arkasında da Piri Mehmet Paşa’dan boşalan Vezir-i A’zamlık görevine nasp ve tayin edildi. Bu ani yükseliş üzerinde biraz duralım.

Piri Mehmet Paşa, Yavuz Sultan Selim döneminin gün görmüş ve devlet adabı bilen Vezir’i A’zamlarından biridir. Sadrazamlık makamında bulundu. Bu dönem Yavuz devrinin sonlarıyla Kanuni devrinin ilk senelerine tesadüf eder. Konya’da dünyaya gelmiş olan Piri Mehmet Paşa, Amasya’da ilk devlet hizmetine girmiştir. Daha sonraları muhtelif devlet hizmetlerinde bulunduktan sonra 1514 senesinde Mustafa Paşa’dan boşalan vezirliğe getirildi, Amasya’da meydana gelen Yeniçeri ayaklanması neticesinde evi yağmalandı, yapılan tahkikat sonucunda kusuru olduğu gerekçesiyle vezirlikten azledildi. Ancak daha sonra yine vezir rütbesi verildi. 1515 senesinde Diyarbekir taraflarında vuku bulan olumsuzluklar sonucunda yine Vezir-i Azam ile birlikte yine azledildi ve hapsedildi. Yeni Sadrazamın yardımlarıyla hapisten kurtuldu. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında gerek askerin maaşının temini ve gerekse donanma için gemiler hazırlanmasında göstermiş olduğu gayretlerden dolayı ve Sadrazam Yunus Paşa’nın idamı üzerine Piri Mehmet Paşa, Sadrazamlık görevine getirildi. 1518 senesinden 1523 senesine kadar 5 yıl 5 ay 4 gün süre ile kesintisiz Sadrazamlık görevini uhdesinde bulunduran Piri Mehmet Paşa, ahlakının temizliği, haysiyet ve vekarı, ilmi ve fazlı, millet ve memlekete büyük hizmetleri, siyasi, idari, askeri, mali işlerdeki tecrübesi ve bilhassa doğruluğu ve adaleti ile herkese hürmet telkin etmiş Yavuz ve Kanuni gibi en büyük hükümdarlarla bütün halk tabakalarının emniyet ve itimadını kazanmış eşsiz bir devlet adamıdır. 1523 senesinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından Sadrazamlık görevinden azledilerek yerine Makbul İbrahim Paşa getirilmiştir.

Rivayete göre, Kanuni Sultan Süleyman Padişah olduktan sonra babasının Sadrazamı Piri Mehmet Paşa ile üç yıla yakın çalışmıştır. Kanuninin “Piri Paşa’yı azlitmeyince Padişahlıkta olan istiklal lezzetini bulamadım; zira her ne zaman Piri Paşa huzura girse ben kendümü her şeyde cesaretsiz ve umur-ı icraiyyede mütereddit görür idim!” dediğini zamanın müellifleri ifade etmektedirler.

Piri Mehmet Paşa’nın azledilmesi hususu bazı sebeplere dayandırılır. Şöyle ki:

1 – Yukarıda da izah ettiğimiz gibi Piri Paşa’nın manevi büyüklüğü karşısında Kanuninin kendisini küçük görmekten azap çekiyor olması,

2 – Padişahın gençliğinden beri birlikte olduğu Has odabaşı görevini üstlenen İbrahim Paşa’yı Sadarete getirmek istemesi,

3 – “İnad” ve “Hain” lakaplarıyla da meşhur olan devşirme ikinci vezir Ahmet Paşa’nın ve devşirmeler zümresinin Anadolu Türk Aristokrasisini temsil etmekte olan Piri Mehmet Paşa’yı boşa çıkartıp devlet idaresini kendi ellerine geçirmek için birtakım gizli entrikalar çevirmelerim. Nitekim bu “İnad” ve “Hain” Ahmet Paşa, vaktiyle Mısır’dan İstanbul’a sürülmüş memluk ileri gelenleri, sanatkarları ve ulemasının serbest bırakılması esnasında onlardan Piri Mehmet Paşa’nın rüşvet aldığı iddiasını dillendirerek Padişah üzerinde baskısının olması neticesinde Piri Mehmet Paşa Sadrazamlık görevinden azledilmiş tir. Gerçi Padişah bu rüşvet meselesini enine boyuna tetkik etmek için Fenarizade Muhyiddin Çelebi’yi müfettiş olarak tayin etti fakat devşirme güruhu Fenerizade Muhyiddin Çelebi’yi elde etmeyi de başardı. Bütün tarihçiler Fenerizadenin tahkikatında ve neticesinde adaletsiz davrandığı hususunda müttefiktirler. Bunun üzerine Piri Mehmet Paşa azledilerek yerine Sadrazam olarak Pargalı İbrahim Paşa getirilmiştir. Piri Mehmet Paşa ile Padişah arasında bu konuda geçen konuşma şe şekildedir:

Bir gün Piri Mehmet Paşa, huzura kabulü sırasında Padişah:

Kullarımdan birini mühim bir mevkie tayin etmek istiyorum. Sen hangi mekii münasip görürsün” diye sorduğunda; Padişahın Odabaşı İbrahim Ağa için Sadrazamlık makamını düşündüğünü anlayan ve Sultan Süleyman’ın bu temayülüne bir müddetten beri vakıf olan Piri Paşa şu cevabı verir:

En münasip mevki kulunuzun mevkiimdir” dediği rivayet edilmektedir.

Aslında “İnad” ve “Hain” Ahmet Paşa, bütün bu tertiplerin başı olarak kendisinin Sadrazam nasp ve tayin edilmesini bekliyor ve ümit ediyordu ki, Padişah hazretlerinin ayak tırnaklarını kestikten sonra ayaklarını yıkadığı suyu içecek kadar yalaka İbrahim Paşa’nın Sadaret makamına nasp ve tayin edilmesi, kendisinin önüne geçmesine tahammül edemeyerek Mısır valiliğine razı olmuştur. İkinci vezir rütbesiyle birkaç kadırga ve bir miktar askerle Mısır’a gönderilmiştir.

İbrahim Paşa, sadrazamlık makamına getirildiği dönemde rivayetlere göre 28 yaşlarında idi. Sarayda Has Odabaşı ve İç şahinler Ağası konumunda iken birdenbire Vezir-i Azam olması devlet bürokrasisinde herkesi hayrete düşürmüştür. Bu tayin “bid’ad” sayılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın İbrahim Paşa Düşkünlüğü

Rivayetlere göre nedeni pek bilinmemekle beraber Kanuni’nin gerek İstanbul’da ve gerekse seferlerinde çok defa sevgili Vezir-i Azamiyle beraber aynı sofrada yemek yediği ve umumiyetle gece yapmış oldukları sohbetlerden dolayı İbrahim Paşa’nın sık sık sarayda kaldığı da rivayetler arasındadır. İbrahim Paşa’nın harem dairesinde bir odasının olduğu ve hatta bazen de Padişahın  odasında bile yattığı hakkında birtakım rivayetler vardır.

Makbul İbrahim Paşa Niçin İdam Edilmiştir.

Umumiyetle Osman kaynaklarının hemen hemen birçoğunda bu mesele hakkında hiç izahat yoktur ve bu konuya hiç temas edilmez. Ancak Tarihçi Lütfi Paşa, meselenin iç yüzünü bilmesine rağmen o da “İstanbul’a gelince veziri İbrahim Paşa’yı katleyledi” demekle yetinir. Bazı tarihçiler ise izahata muhtaç olan birtakım isnatlar sıralarlar ki bu hususlar ve İbrahim Paşa’nın irtikap eylemiş olduğuyla ilgili ithamlar şöyle sıralanabilir.

1 – Doğu Anadolu’nun ve İran işgaline düşen diğer yerlerin kurtarılması ve geri alınması gibi askeri ve siyasi tedbirlerin yerine getirilmesi hususunda adeta öncü kumandan gibi padişahtan evvel yola çıkarılmış olması, padişah gelmeden İran’a girip kumandasındaki kuvvetleri tehlikeye atmış olması, kış mevsiminin Diyarbekir’de geçirilmesini tavsiye eden padişahı dinlememesi. Kış mevsiminde dolayı uğranılan zarar ve ziyanın bütün sorumluğunu suçsuz olduğu daha sonraki soruşturmalardan anlaşılan Baş Defterdar İskender Çelebiye yüklemiş olması

2 -  Doğu yani Irakayn seferinin yalnızca Irak’ın ele geçirilmesiyle neticelenmesi ve fakat Azerbaycan ve İran üzerine yapılan harekatların sonuçsuz kalması hatta şahın ordularıyla temas bile edilemeden tekrar geri dönülmesi bir sürü zayiat ve masraf ve bu başarısızlığın delilleriyle İbrahim Paşa’nın tedbirsizliğinden kaynaklandığının anlaşılması

3 – İbrahim Paşa, Baş Defterdar İskender Çelebi’ye iftira ederek idamına sebep olmuş ve İskender Çelebinin günahsız olduğu daha sonra yapılan soruşturmalar sonucunda anlaşılmış ve Paşa, kendi şahsi ihtirasına bu konuda padişahı alet etmiş olması.

Not: Bu konu hakkında biraz izahat vermemiz icap etmektedir. Şöyle ki: İran seferinden önce orduların kışı Diyarbekir’de geçirmesini padişahın tavsiye etmesine rağmen İran üzerine yürünmesi ve yollardan kar ve şiddetli soğukla sisten dolayı ordu ağırlıklarının bin bir müşkilatla nakledilebilmiş ve hatta bazı top arabaları çamura saplanarak kalmış ve bunu fırsat bilen İbrahim Paşa, bu işlerden mesul olan Baş Defterdar İskender Çelebi aleyhine Padişaha yalan yanlış birçok sözler söyleyerek onun gazabını İskender Çelebi üzerine teksif etmiştir. Bu hususta bir suçu olmayan İskender Çelebi’yi önce azlettirmiş uhdesindeki bütün mala mülke el koymuş ve suçsuz yere idamına sebebiyet vermiştir. İskender Çelebi Bağdat’ın At pazarında asılarak idam edilmiştir. İskender Çelebinin kölelerinden yedi kişinin sonradan Vezir-i Azam makamına geldikleri ve Sokullu Mehmet Paşa’nın da bunlardan biri olduğu rivayet edilir. Osmanlı kaynaklarında ittifakla rivayete dilen feci bir rüya vardır. Bu rivayete göre İskender Çelebi’nin idam edildiği gece Kanuni Sultan Süleyman rüyasında İskender Çelebi’nin bir nur içinde kendisine hücum ederek:

  • Bre zalim, ben bigünahı bir müfsidin sözüne uyup idam ettin ve hayli zamandan beri geçmiş hizmetlerimi neden yok saydın? Diye, elindeki sarığıyla Kanuni’yi boğmaya kalkışmış ve bu müthiş rüyadan bağırarak uyanan Kanuni Sultan Süleyman ellerini açıp:
  • İlahi İbrahim, sen bana nice ki ol bigünahı astırdın ise Allah’tan dilerim ki sen dahi senesine varmayıp katle layık olasın. Demiş.

Bu rüya doğru mudur bilinmez ama İskender Çelebi’nin idamından on beş gün sonra kayınbiraderi Hüseyin Çelebi de idam edilmiştir.

4 – İran seferi esnasında Vezir-i Azam’lık makamı, Seraskerlik makamı, Rumeli Beylerbeyliği makamı uhdesinde olduğu halde bir de kendisine “Serasker Sultan” unvanı vermesi ve hatta resmi evraklarda bu unvanı kullanması ve nihayet saltanata ortak olma hevesi hatta “Al-i Osman”ın yerine “âl-i İbrahim” kurmak istediği bile rivayet edilir.

5 – İbrahim Paşa, hiçbir haklı kanuni sebep olmadan birçok kimseleri sırf şahsi menfaati uğruna azil ve idam ettirmiş olması ve kendine taraftar toplayıp devlet hazinesinde 80.000 altın israf etmiş olması.

Sonuç olarak, Solakzade Mehmet Hemdemi’nin  Solakzade tarihinde Kanuni Sultan Süleyman’ın bu mesele hakkında şöyle bir sözü olduğunu belirtir.

İbrahim’in bunca bin altını birtakım rezil şahıslara sırf saltanatını devam ettirmek namına verdiği bizce delilleriyle kesin olduğu ve tetkiklerimiz sonucunda bu husus sübut bulmuştur.

Bu söz bir nevi idam fermanı gibidir.

Sarayda odası bulunan İbrahim Paşa, her şeyden habersiz Padişahla gece yarılarına kadar sohbetten sonra odasına çekilmiş derin bir uykuya daldığı esnada cellat Kara Ali sessizce odasına dalarak ilk hamlesini yapmıştır. Ancak bu esnada ağır yara ile yatağından fırlayan İbrahim Paşa, cellatla boğuşmaya başlamışsa da odadaki gürültü ve patırtı nihayet son bulmuş ve Parga’nın sefil bir balıkçı kulübesinde dünyaya gelen o tantanalı ve onlarca kişinin katili olan bu devşirme İstanbul’un muhteşem sarayında ahirete irsal buyurulmuştur. 14/15 Mart 1536

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Özdemir Arşivi