ŞEHBENDERZADE FİLİBELİ AHMED HİLMİ

Kıymetli okuyucu, bu hafta size Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Bey hakkında bilgi vereceğim.

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin doğum tarihi genel olarak yayınlanmış olan bütün kaynaklarda milâdi 1865 olarak veriliyorsa da Dr. Mehmet Zeki Ekici tarafından 1997 yılında hazırlanan “II. Meşrutiyet Devri Fikir Adamı Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Hayatı ve Eserleri” isimli basılmamış doktora tezinde arşiv çalışmalarına istinad edilerek verilen tarih milâdi 1862/1863 tarihlerinin ortalarını işaret etmektedir. Ahmed Hilmi, bu günkü Bulgaristan’ın sınırları içerisinde kalan Filibe de Hacı Süleyman Bey’in oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Şevkiye Hanımdır. Filibeli Ahmed Hilmi, ilk tahsilini Filibe’de Rüştiyeden mezun olarak tamamlamıştır

       1877/1878 Osmanlı-Rus muharebesinde (93 Harbi), birçok Türk tebea’nın muhacerete düştüğü gibi bu göç kervanına henüz bıyığı bile terlememiş, hayatının baharında olan Ahmed Hilmi ve ailesi de dahil olurlar. Mütefekkirimiz, Filibe’de Rüştiye mektebini de bitirmiştir. Bu muhaceretten sonra, Süleyman Efendi’nin dolayısıyla Ahmed Hilmi’nin de ilk yerleştiği yer Edirne’dir. Bir müddet Edirne de ikâmet edildikten sonra o tarihlerde Balkan coğrafyasında muhacerete düşen diğer bütün insanların akın akın geldiği Dersaadet’e (İstanbul) gelip yerleşirler.

Ahmed Hilmi, eğitimini İstanbul’da Galatasaray Sultanisine devam ederek sürdürür. (Genel kanaat bu yöndedir) başka iddialara göre de Ahmed Hilmi, kendi kendini yetiştirmiştir. Fransızca diline fevkalâde vukufiyetine bakılırsa Galatasaray Sultanisine devam ettiği düşünülebilir. O tarihlerde Sultanide “Ahmed Hilmi “isimli birinin var olduğu bilinmektedir. (Ancak kanaatler bu kişinin mütefekkirimiz “Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi olmadığı yönündedir.)

Genç Ahmed Hilmi’nin ilk çalışma hayatı 1890 senesinde İstanbul da Posta İradesinde başlamıştır ve 27 yaşındadır. İzmir Posta idaresine tayin edildikten sonra ailesi ile birlikte İzmir’e yerleşen Ahmed Hilmi, İzmir de 4 yıl kalmıştır. Memuriyetinin son iki yılı da müdürlük vazifesini ifa ile geçmiştir. Bu dört yılın sonunda Beyrut vilayeti Telgraf ve Posta Merkezi, Posta Müdürlüğüne tayin edilmiştir. Bu vilayette memur olarak bulunduğu esnada bil münasibe Mısır’a kaçmıştır. Mısır da kaçak olarak hayatını idame ettirdiği dönem içinde “Çaylak” isimli bir mizah gazetesi neşretmeye başlamıştır.

1901 senesinde İstanbul’a avdetinde artık Ahmed Hilmi, 38 yaşındadır. İstanbul’a dönüşünden bir müddet sonra her ne kadar sebebi bilinmemekte denilse de çok yakın arkadaşı bulunan Sadık Vicdânî’nin ihbarı ve muhtemeldir ki Beyrut vilayetindeki memuriyet dönemlerinde ve daha sonraları kaçak olarak Mısırda yaşadığı dönemlerde ve Mısır’da yayınlamış olduğu “Çaylak” gazetesinde yapmış olduğu muhalefetin neticesidir ki; Resmi bir görev ihdas edilerek Trablusgarp Fizan’a sürülmüştür. II. Meşrutiyetin ilânına kadar kalacağı bu sürgün hayatı Şehbenderzâdenin “Arûsi” tarikatına intisap etmesi neticesin de Tasavvufa vukufiyetini arttırmıştır. (Bu tesiri daha sonra yazılarında kullanmış olduğu “Şeyh Mihridîn Arûsi” mahlasından anlaşılmaktadır.) Trablusgarp Fizan’da çok zor hayat şartları altında yaşamasına rağmen (ki bu sıkıntılar günlük hayata tekabül eden giyim kuşam yemek içmek gibi ihtiyaçlardır. Çünkü bu dönemde bölge Avrupalı sömürgecilerin tahakkümü altındadır. (Bölge İtalyanlar ve Fransızlar tarafından işgal edilmişti.)  Ahmed Hilmi, almış olduğu terbiye ve sağlam bir kişilik yapısıyla;

“Aç kalmaya mahkûm imiş doğrular

  Bu dünyanın sahibi imiş oğrular”

Diyerek tepkisini ve çekmiş olduğu sıkıntıları dile getirse de asla devletinden ve padişahtan şikâyette bulunmamıştır. O dönem de Fizan’da sürgün hayatı yaşayanlar diğer arkadaşları gibi bölge halkının günlük hayatını iyileştirecek başta eğitim ve sağlık olmak üzere birçok konuda çalışmalar yapmış ve hizmetlerde bulunmuştur.1910 senesin de yayınlamakta olduğu haftalık Hikmet gazetesinin 29. Sayısının 1.2.3. sayfalarında neşr etmiş olduğu “Osmanoğulları’na Türk Duygusu” isimli makalesinde Ahmed Hilmi, açmış oldukları bir mektebe devam eden yüz kadar Arap çocuğunun devam ettiğini, altı yedi ayda bunlara Türkçeyi öğrettiğini ve hatta onlar için bir manzume yazdığını, bestelediğini ve bellettiğini yazmaktadır. Manzume şu dizelerden meydana gelmektedir.

Hak Ta ‘âlâ eyleye mansur bu din ve devleti

         Bulmasın düşmanları dergâh-ı haktan nusreti

         Padişah alicihanın ömrünü uzun ede

         Ömrü uzun, daim olsun iktidar ve şevketi

Padişahım çok yaşa sen, çok yaşa sen, çok yaşa

         Ey veli-ül nimet-i alem yaşa, binler yaşa.”

Aynı zamanda kendisini yetiştirme imkânı bulan Ahmed Hilmi, İslâm ve Türk kültürünün yanı sıra yapmış olduğu araştırmalar ve okumalar neticesinde batı felsefesi ve düşüncesi konusunda da derin bir bilgi ve vukufiyete sahip olmuştur. II. Meşrutiyet’in ilân edilmesine müteakip İstanbul’a dönen Ahmed Hilmi, düşünce dünyasında biriktirmiş olduğu her şeyi mensup olduğu milletle paylaşmağa başlamıştır. İlk olarak haftalık yayınlanan “İttihâd-ı İslâm” isimli bir gazeteyi yayınlamaya başlar. Şehbenderzâdenin hayatında yeni bir dönem başlamıştır, 45 yaşında hem yaş olgunluğu ve hem de fikri olgunluğu yerindedir. İttihâd-ı İslâm gazetesi kapatıldıktan sonra yine haftalık olmak üzere daha sonra yazılarında da mahlas olarak kullanacağı “Coşkun Kalender” isimli gazeteyi çıkarmaya başlar, ancak Coşkun Kalender de yayın hayatını uzun müddet devam ettiremeyecek ve kapanacaktır.

Ahmed Hilmi’nin hayatında ikinci bir dönem başlamıştır. Gazetelerde makaleler yazmağa çalışır, sırasıyla Tonguç, Necat gibi gazetelerde başyazar olarak, Sırât-ı Müstakîm, Tasvîr-i Efkâr, Şehbal, İkdam, Sancak isimli gazeteler de de siyasi, felsefi ve ictimâî yazılar yazmaya devam eder. Bu gazete yazarlığı döneminde Ahmed Hilmi’nin hem ünü yayılmış ve hem de geniş bir okuyucu kitlesi oluşmuştur.

Kendi başına müstakil gazete patronluğundan ve girişimciliğinden asla vazgeçmeyen Ahmed Hilmi’nin Münâkaşa, Kanat, Nimet gibi gazete denemeleri olur, fakat bu gazeteler de   yayın hayatına uzun müddet devam edemeden kapanır. Filibeli Ahmed Hilmi, önceleri haftalık ve daha sonraları da günlük olmak üzere uzun soluklu çıkarmaya devam edeceği “Hikmet” Gazetesini Türk basın hayatına sunar. Bu gazeteler aynı zamanda bizzat kendisinin kurmuş olduğu “Hikmet Matbaa-yı İslâmiye” ismini vermiş olduğu matbaasında basılır. Yıl 1910 dur.

Bu dönem Şehbenderzâdenin hayatının üçüncü ve en verimli dönemini ihtiva eder. Halk arasında büyük bir teveccühe mazhar olan bu gazetenin 3.000 abonesi bulunmaktadır, aynı zamanda dışardaki Türk ve İslâm dünyasına da gönderilmektedir. Gazetenin Türk ve İslâm dünyası ile yakından alakadar olmasından dolayı; matbaanın ve gazetenin idare hanesi bütün Türk ve İslâm âleminden gönderilen objelerle süslenmekteydi; yerde Çin ve İran halıları, duvarlarda Türkistan ve Kırımdan gönderilmiş olan kamalar, kılıçlar ve silâhlar asılıydı. Tüm bunların yanı sıra odanın duvarında “İttihat Hayattır, Tefrika Nemattır” cümlesi ve ayet-i kerime yazısı asılıydı.

İlk önceleri Beyrut vilayetinde ve Mısırda daha sonra da sürgün edilmiş olduğu Trablusgarp Fizan da ve daha sonraları İstanbul da fikirlerini paylaşmış olduğu İttihat ve Terakki ile fikri olarak arası açılmış ve Günlük yayınlanan “Hikmet” gazetesinde cemiyeti tenkit eden yazılar neşretmeye başlamıştır. Yıl 1911 ve Ahmed Hilmi de 48 yaşındadır. Bu tenkidler ve yazılar aynı zamanda felaketini de hazırlamış olur. Hikmet Matbaa-yıİslâmiye ve aynı zamanda Hikmet gazetesi de süresiz olarak kapatılır, hatta matbaa önemli ölçüde tahrip edilir ve Ahmet Hilmi, önce Kastamonu ya ve daha sonra da kendi arzusu doğrultusunda Bursa da sürgün hayatına başlar; (9 Ekim 1911)

Ahmed Hilmi Bey’in sürgün hayatı yaklaşık bir yıl devam etmiştir. 1 Ağustos 1912 tarihinde yeniden yayın hayatına başlayan “Hikmet” gazetesinin ilk sayısında “Kariîn-i Kiramımıza” başlığıyla bir baş makale yayınlar. Şehbenderzâde yayın hayatına yeni başlayan bu ilk sayıda bile yine  “…… İttihat ve Terakki erkânına yürüdükleri yolun, hem milleti, hem cemiyeti, hem de kendilerini uçuruma götürdüğünü söyledik. Mukabeleten, tabiî bir insaf beklemiyorduk…” diye tenkitten geri durmaz. Daha önce yazmış olduğu makalelerde Balkan harbini sezerek evvelden haber vermesinin yanı sıra, 1912 senesinde yayınlamış olduğu “Düvel-i Muazzama arasında ittifak yok, bir harbi umumi bile mümkün” isimli baş makalesinde yazmış olduğu şu ifadelerle söylüyordu:

“… Rusya’nın bir Balkan muharebesi arzu ettiği sabit oldu. Şimdi de böyle bir muharebeyi niçin istediğini tetkik edelim. Rusya Osmanlı idaresinin inkilâptan sonra meydana çıkmış olan aczinin semerât ve netayicinden istifade etmek istiyor.

…. Demek ki, mühim bir devre-i tarihiyyenin arefe-i vukuunda bulunmaktayız. Avrupa düvel-i muazzamasının müsadematı pek müthiş olacak…..Binâberîn biz, muharebenin vukuunu adetâ muhakkak addetmekteyiz.”

Şehbenderzâde Ahmed Hilmi Bey, İttihatçılara karşı olduğu gibi itilâfçıları da ağır bir dille tenkit etmiştir. Bazı konularda milli, iktisadi, ve İslami konularda itilâfçılarla çatışınca gazetesi okuyucu kaybına uğramıştır.

Bir taraftan ittihatçıların baskısı diğer taraftan itilâfçıların taassubu akl-ı selim sahiplerinin tenkitlerine değil tahammül bilâkis büyük bir infiâl gösteriliyordu. Çünkü toplum tam ortasından ikiye bölünmüştü ya ittihatçı veyahut itilâfcı idi. Bu yüzden “Hikmet” gazetesi ve “Hikmet Matbaa-yı İslâmiye” battı. Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, Darülfünun’da felsefe müderrisliği yapmağa başladı ve aynı zamanda da konferanslar vermeğe çalışıyordu. Zaten hikmet gazetesindeki makalelerinden dolayı geniş bir okuyucu kitlesi bulunmakla beraber konferanslarıyla da büyük bir hayran kitlesi oluşmuştu.

Ahmed Hilmi Bey, gayet şişman, orta boylu geniş yapılı, dinç pos bıyıklı, ilim ve fazilet sahibi itikadı sağlam, mutasavvıf, derviş meşreb bir mütefekkirdi. Arapça, Farsça, Fransızca dillerin iyi derecede bilirdi. Hiç evlenmemiştir. Kendisine sadık bir hizmetçisi bakardı. Zamanının büyük bir kısmını yazı yazmak ve okumakla geçirirdi.

Şehbenderzâde Ahmed Hilmi Bey, 17 Ekim 1914 senesinde vefat etti. Bakır zehirlenmesinden öldüğü söylense de Siyonizm ve Masonluk meselesini ilk ele alan ve derinlemesine inceleyen ve anlatan ve hatta bu konularda “Hikmet” gazetesinde “Enzar-ı Millete” [Milletin dikkatin] başlığı altında yazılar neşretmişti. Bu yüzden Masonlar tarafından zehirlenerek öldürüldüğü rivayeti daha kuvvetli durmaktadır. Mezarı Fatih Camii haziresindedir.

Ahmed Hilmi Bey, yaklaşık 51 yıllık bu ömr-ü hayatına Gazete yazarlığı ve yayıncılığının dışında yayınlanan ve hakkında bilgi verilip te tespit edilemeyen ve yayınlanamayan olmak üzere hazırlamış olduğu yaklaşık 40’a yakın eser sığdırmıştır.

Gelecek hafta size Ahmed Hilmi Bey’in yine Hikmet gazetesinde yayınlamış olduğu “Türklüğün Fiyatı” isimli makalesini takdim edeceğim.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Özdemir Arşivi