IV. MURAD’IN TAHTA ÇIKIŞI VE ANADOLU’NUN AHVALİ -2-

Kıymetli okuyucu, geçen hafta da belirttiğim gibi IV. Murad’ın hükümdarlığı dönemi hakkında bilgiler vermeye devam edeceğim.

Bu hususta malumat vermeden evvel biraz gerilere giderek Osmanlı devletinde gerek idari durum ve gerekse mali durum ve de ilmiye sınıfının durumu hakkında malumat vermek yerinden olacaktır kanaatindeyim. Şöyle ki;

İdari Durumun Bozulması

Bildiğiniz gibi, Osmanlı imparatorluğu bir beylik ve aşiret düzeninden gerek Anadolu’daki ve gerekse Rumeli’deki genişleme ve birçok devletin katılmasıyla beylik dönemindeki aşiret ananeleriyle yönetilmek yerine kurulmuş olan hükümetlerde şer’i kaidelerin yanı sıra bazı kanun ve kaidelerde kaim olmuştu.

İstanbul’un fethedilmesine kadar doğu usulü teessüs edilen saltanat ve padişahlık müesseseleri Kanuni Sultan Süleyman zamanında özellikle Avrupa içlerinde yapılan geniş fütuhat harekatlarıyla Osmanlı İmparatorluğu da Avrupai bir devlet olma şeklini almış ve bu vaziyet Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümüne kadar da başarılı bir şekilde devam etmişti. (1579)

III. Murad, III. Mehmet, I. Ahmet ve daha sonra da II. Selim döneminde liyakatsiz bürokratlar ve aciz padişahlar sayesinde idari yapı büyük oranda bozulmuştu. Taşrada kadıların kendilerini temsil edecek olan vekillerine iltizamla verdikleri, tayin edilen voyvodalarla bu kadı vekillerinin beraberce halkı soydukları idari yapının bozulması yönünde en önemli göstergelerdi.

Mali Durumun Bozulması

İmparatorluğun dış hazinesi yani devletin masraflarını ve askerlerin maaşlarını ve bütçede kayıtlı olan devlet görevlilerinin maaşlarının verildiği hazine Kanuni Sultan Süleyman devrindeki ufak tefek açıklara rağmen İran ve Avusturya savaşlarına kadar bozulmamıştı. Ancak daha sonraları devlet hazinesine giren para ile çıkan para arasında yüzde beşlik bir açık mevzubahisti. Bunun yanı sıra gerek saray mutfağının artması ve gerekse Anadolu’da bazı isyanlar neticesinde vergi gelirlerinin azalması durumu daha da vahim hale sokmuştu. Bir örnek ile açıklayacak olursak, Kanuni zamanında sarayın mutfak masrafı 48 yük, yani 5 milyon akçe iken II. Selim Zamanında bu miktar 63 yüke yani 7 milyon akçeye, III. Murad devrinde ise 200 yüke yani 22 milyon akçeye çıkmıştı.

İç ve dış olaylar neticesinde gerek dış ve gerek iç hazinelerde para kalmadığından dolayı paranın değeri düşürülmüştü. Yani güncel ifade ile enflasyon alıp başını gitmiştir.

İlmiye Sınıfının Durumu:

Hem müderris ve hem de hakim yetiştirmekte olan ulema mesleği eski ehemmiyeti ve saygınlığını kaybederek ehliyet ve liyakat yerine himaye görenler veya rüşveti bol verenler bu mesleklere tayin edilir olmuşlardı. Özellikle hak ve adaleti temsil ve temin etmekte olan adli tayinlerde isabetsizlik, haksızlık isyanlardan daha çok zarar vermiştir. Bu husus halkın hükümetten nefret etmesini sağlamıştır. Bunda kadıların rolü büyüktür. Çarpıcı bir örnek verecek olursak; III. Murad’ın ve daha sonra da oğlunun hocası olan tarihçi Sadeddin Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi henüz küçük yaşta olmasına rağmen önce Mekke kadısı ve arkasından da İstanbul kadısı olarak tayin edilmesi ve aynı zamanda Sadeddin Efendinin diğer oğlu da medreseden Edirne kadılığına tayin edilmesi dedikoduların çoğalmasına sebebiyet vermiştir. Şimdi gelelim asıl mevzumuza:

 

Anadolu’nun Ahvali ve Bazı Valilerin Vaziyetleri

Gerek celali ayaklanmalarının kısmen sonlandırılması ve gerekse İran ile yapılan savaşların sona ermesinden sonra ortalık biraz sükunete kavuşmuş gibi görünse de Anadolu’daki bazı valiler kendi bildikleri gibi hareket etmeye devam ediyorlardı. I. Ahmed zamanında bozulmanın şiddetlenmesi bu valilerin cesaretlerini attırmış olacak ki, Sultan Osman’ın hal edilmesinden önce Erzurum Valisi Abaza Mehmet Paşa belki de kendisine verilen gizli bir emir çerçevesinde Erzurum kalesindeki Yeniçerileri kaleden çıkararak Sekban askeri yazmaya başlamıştı.

Bunun yanında Maraş Türkmenlerinden olan Trablusşam Valisi Seyfoğlu Yusuf Paşa, Genç Osman’ın katlinden de cesaret alarak o taraftaki Yeniçerileri kovarak kendi askerleriyle adeta bağımsız gibi yaşıyordu. İstanbul bu vaziyetten rahatsız olarak Yusuf Paşa’yı ortadan kaldırmak istemişse de Yusuf Paşa, o sırada sadrazam olan Arnavut devşirmesi Mere Hüseyin Paşa’ya yüklü miktarda rüşvet vererek makamını koruyordu.

Yine mühim serkeşlerden olan Kalavun Yusuf Paşa, Abaza Mehmet Paşa’nın isyanında ona iltihak etmişti, daha sonra halka zulmetmesinden dolayı Abaza Mehmet Paşa tarafından öldürülmüştür. Bu arada Konya Beylerbeyi Safer Paşa’da zulümleriyle Konya halkını ve sipahi askerini bezdirmiş olduğundan Abaza Mehmet Paşa’nın adamları tarafından bir baskın neticesinde öldürülmüştü.

Abaza Mehmet Paşa’nın İsyanı:

Paşa, Canbuladoğlu’nun hazinedarı yani muhasebecisi iken Kuyucu Murad Paşa’nın Canbuladoğlu isyanını bastırması sonucunda esir alınmış Yeniçeri Ağası olan Halil Paşa’nın araya girmesiyle Kuyucu Murad Paşa tarafından affedilmiş ve yine Halil Paşa’nın Kaptan-ı Derya olmasıyla da Beylerbeyi unvanını alarak ve yine Halil Paşa’nın Vezir-i azam olmasıyla da önce Maraş Beylerbeyliğine ve daha sonra da Erzurum Beylerbeyliğine tayin olmuştu. Mehmet Paşa, cahil, cesur aklı gözünde olan ve kandırılması kolay bir adamdı. Erzurum kalesinden Yeniçerileri atınca, atılan Yeniçeriler İstanbul’a gelerek paşayı şikâyette bulundular. Bunun üzerine Paşa, Sivas’a beylerbeyi olarak tayin edildiyse de bunu kabul etmeyerek Kars ve diğer bazı kalelerden de Yeniçerileri kovdu. Halil Paşa araya girdiyse de nasihatlere aldırış etmeyerek bildiğini okumaya devam etti.

Abaza Mehmet Paşa, Sultan Osman’ın öldürülmesini de kendisine iyi bir bahane yaparak Sekban adı altında maiyetine 30.000 kadar asker toplayarak önce Şebinkarahisar’ı daha sonra Sivas’ı alarak Ankara üzerine yürüdü. Bu esnada ele geçirdiği ne kadar Yeniçeri, topçu, cebeci, acemi oğlanı gibi kapıkulu askeri varsa hiçbirine acımadan öldürdü. Etraf beylerine de kendisine iltihak etmeleri için mektuplar gönderdi ve bunlardan bazıları da iltihak ettiler. Bu isyanın görünen sebebi Sultan Osman’ın kanını istemek ve buna sebep olan Yeniçerileri öldürmekti. Hatta bazı rivayetlerde ele geçen yeniçerilerin ayak tabanlarına nal çaktırarak işkence ettikten sonra öldürüldükleri bildirilmektedir. Abaza Mehmet Paşa’nın kuvvetinin çoğalmasının ana sebeplerinden biri de Kuyucu Murad devrinden beri kenara köşeye saklanmış olan ve Kuyucu Murad zulmünden kaçan insanların Abaza Mehmet Paşa’ya iltihak etmesiydi.

Devrin İstanbul hükümeti Cağaloğlu Mahmut Paşa’yı komutan tayin ederek bir miktar askerle kuşatmanın def edilmesi için görevlendirdiyse de bu İtalyan soylu devşirme Mahmut Paşa, isyancıların gece baskınlarından korkarak Beypazarı’ndan tekrar Bursa’ya dönmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu esna da kış yoğunlaşmasından dolayı Abaza Mehmet Paşa’da kuşatmayı bırakıp kışı geçirmek için Niğde’ye hareket etmiştir.

 

  

Vezir-i Azam’ın Abaza Mehmet Paşa Üzerine Yürümesi:

IV. Murad’ı hükümdar ilan ettiren Vezir-i azam Kemankeş Ali Paşa. Bağdat’ın İran Şahı Şah Abbas tarafından ele geçirildiği haberini Padişahtan saklaması ve Padişahın bu haberin doğru olduğunu bilmesi sonucu saraya çağrılarak öldürülmesinden sonra Çerkez Mehmet Paşa, Vezir-i Azam olarak tayin olunarak evvela Abaza Mehmet Paşa ve daha sonra da İran seferine memur edildi. Çerkez Mehmet Paşa, zamanına göre ihtiyar denebilecek bir yaşta ve son derece namuslu, muktedir ve cesur bir devlet adamıdır. Hem Abaza vak’asını halletmek ve hem de işgal edilen Bağdat’ı geri almak için görevlendirilmiştir. (1624)

Yeni vezir-i azam bütün ocaklılarla sefere hazırlık için Üsküdar kışlasına geçtiği sırada Yeniçeri Ağası Boşnak Hüsrev Ağa idi. Vezir-i azam Konya’ya ulaştığında Abaza Mehmet Paşa’ya nasihat yollu mektuplar yolladıysa da bir tesiri görülmedi ve özellikle de kışkırtmalara kapılarak savaş etme kararını devam ettirdi. Osmanlı ordusu Kayseri’ye ulaştığında ise asker arasında bir dedi kodu başladı, şöyle ki, “Vezir-i azam Abaza ile bir olacak ve bütün ocaklıları kırdıracak” dedikodularının sonradan Abaza Mehmet Paşa’nın casusları tarafından uydurulduğu anlaşıldı ve duyulan heyecan yatıştırıldı.

Kayseri ve Sivas yöresindeki Türkmen aşiretlerini değişik vaat ve telkinlerle kendi tarafına çekmeyi başaran Abaza Mehmet Paşa, savaş başladığı zaman onlara haber gönderip savaşa katılmalarını istediyse de “Bizim o kadar gelirimiz yoktur, kime para verdiyse ve kime ekmek yedirdiyse onlarla iş tutsun” diyerek katılmayı kabul etmediler. Sivas valisi bulunan Tayyar Mehmet Paşa ile Murtaza Paşa harp esnasında taraf değiştirerek Abaza kuvvetlerine saldırdılar. Ordusu bozulan Abaza Mehmet Paşa, evvela hazinesini kaçırdı ve daha sonra da kendisi kaçtı. Karısı kızı yakalandı ve vezir-i azamın huzuruna getirildi.

Abaza Mehmet Paşa, vaziyetin vahametini de anlayarak vezir-i azama mektuplar yollayarak af edilmesini istedi. Kış mevsiminin yaklaşması ve bu durumda Erzurum’un muhasara edilmesinin pek de mümkün olamayacağını anlayan vezir-i azam Mehmet Paşa, Abaza’yı affederek tekrar Erzurum valisi olarak tayin etti ve kendisinden yeniçerilere dokunulmayacağı garantisi alındıktan sonra Erzurum kalesine iki bin kadar yeniçeri askeri konularak ordu kışı geçirmek için Tokat’a geldi. Vezir-i azam Mehmet Paşa’nın bir sonraki seferi Bağdat’ın kurtarılması olacağı için bunun hazırlıklarına başladı.

Haftaya devam edeceğiz.

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ekrem Özdemir Arşivi