Ekrem Özdemir
AHMET VEFİK PAŞA
Sevgili Okuyucu,
Bu hafta size tarihimizde önemli şahsiyetlerden biri olan Ahmet Vefik Paşa’dan bahsedeceğim.
Ahmet Vefik Paşa, münevver devlet adamlarından İlk Osmanlı Meclisi Mebusanından İstanbul Mebuslarından mutlakiyet ve birinci Meşrutiyet devirlerinin meclis reisi, dil bilgini ve edip ve sanat hamisi Türk tiyatrosunun kurucularından bir zattır. İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 1834 senesinde mühendishanenin ilk kısmında tahsiline başladı ve 1834 de Mustafa Reşit Paşa’nın maiyetinde babası ile Paris’e gitti. Ahmet Vefik Efendi 3 yıl kadar Paris’te Saint – Louis lisesine devam etti. 14 yaşında İstanbul’da Babıali tercüme odasında işe alındı. 1840 senesine kadar burada çalıştı ve daha sonra elçi katipliği unvanı ile Londra’ya gitti. 1841 senesinde Encümeni Daniş azası seçildi ve Tahran’a elçi olarak tayin edildi dört sene İran’da kaldı. 1847 senesinde baş mütercim oldu. Değişik büyük memuriyetlerde bulunduktan sonra 1860 senesinde Paris elçisi tayin edildi.
Lübnan’da 1860 senesinde yaşanan olaylar üzerine Fransa İmparatoru Napolyon, Ahmet Vefik Paşa’ya “Kendini Sultan Selim sefiri sanıyor” diye haber yollamış, Paşa da “Sultan Selim sefiri olsaydım heşmetmeapları burada bulunamazlardı” cevabını vermiştir.
Bir keresinde Paris’te bir tiyatroda Hazreti Muhammed’e dair bir piyes sahneye konulacaktı. Bunu öğrenen Ahmet Vefik Paşa, Fransız Dışişleri Bakanlığı nezdinde bunun yapılmaması girişimde bulundu ise de bakanlık kayıtsız kalınca paşa, piyesin oynanacağı tiyatroya gitti ve perde açılınca sahneye çıkarak oyunun oynanmasına mâni oldu. Bu hareketi ile paşa din ve milletinin şerefini korumuştur.
İmparator Napolyon’un beyaz boyalı bir arabası varmış, Ahmet Vefik Paşa’da bu arabanın aynısını yaptırmış ve bu arabasıyla Paris sokaklarında gezerken halk imparator geliyor zannederek selama durur ve telaşa düşerlermiş. (Aynı dönemde Fransa’nın İstanbul sefiri de Padişahın saltanat kayığının aynısını yaptırmış ve boğazda gezinti yaparmış.) Paşa’dan arabanın değiştirilmesi hususu bir tebligatla istenmiş ve bizim Dış işleri tarafından Ahmet Vefik Paşa’ya durum yazılmış ve Vefik Paşa’da şu cevabı vermiştir. “Fransa dışişleri bakanı kendi sefirlerinin Boğaziçinde bindiği kayığı görmüyor da Osmanlı sefirinin Paris’te gezdiği arabayı mı görüyor? Sefir o kayığı ortadan kaldırırsa bu araba kendiliğinden kalkar” demiş. Elçi kayığı kaldırmış ve Ahmet Vefik Paşa’da arabasını siyaha boyatmıştır.
Fransa İmparatoru Napolyon, kendi sarayında vermiş olduğu bir resmi kabul sırasında diğer devlet elçileriyle görüştüğü gibi bu zamanda Osmanlı devletinin Paris elçisi olan Ahmet Vefik Paşa ile de görüşerek ve yanına gelerek siyasi durumlardan bahsederken bir münasebetle “İmparatorluğunuz çatırdıyor” mealinde söz söyleyince Ahmet Vefik Paşa da gayet ciddi bir üslupla “Bizim memleketimiz Fransa ya uzaktır, bu sebeple zatı haşmetanelerinin hakkımızda daima doğru malumat alamayacakları tabiidir. Bendeniz Paris’te bulunduğumdan memalikinizin ahvalini yakından görüyorum. Çatırdayan sizin imparatorluğunuzdur.” Cevabını vermiştir. Napolyon sıkılarak bir şey söylemeden uzaklaşıp gitmiştir.
1861 senesinde Efkaf nazırı, 1862 senesinde ise ilk Darülfünunun “Hikmeti tarih” muallimi ve aynı sene geniş bir teftiş yetkisiyle Anadolu sağ bölge müfettişi tayin edildi. Bu görevinde bir buçuk seneden fazla kaldı. Bu vesile ile İzmir, Bursa, Balıkesir taraflarını dolaştı, öyle ki İzmir’de iken kendisine o kadar çok arzuhal sunuldu ki, devletin “Evrakı sahihe” dediği devlet damgası taşıyan arzuhal kağıtları kalmadı. Mesuliyet üzerine yetkilerini tam kullanması neticesinde Ahmet Vefik Paşa’nın faaliyetlerini denetleyen ikinci bir teftiş heyeti bile gönderildi ve sonunda bu görevden azledildi. Bu azil süresi yedi yıl kadar sürdü.
1878 senesinde yapılan ilk mebusan seçiminde İstanbul mebusu olarak meclise girdi ve aynı yıl Meclisi Mebusana başkan tayin edildi aynı sene içinde kendisine vezirlik rütbesi verildi. Meclisi Mebusanın dağıtılması üzerine sırasıyla Edirne valisi, ayan azası, Maarif Nazırlığı görevlerini ifa etti. 1878 senesinde Başvekil Hamdi Paşa’nın yerine Başvekil görevini üstlendi. Kurmuş olduğu hükümet kabinesinde Dahiliye Nazırlığını da kendi uhdesinde tuttu.
Bu görevinde üç ay kadar ancak kalabildi. Padişaha iletilen bir jurnal neticesinde azledildi ve 1979 senesinde valilik unvanıyla Bursa’ya sürüldü. Ahmet Vefik Paşa’nın Bursa valiliği dört yıl kadar sürdü ve bu zengin vilayetin imar ve fikir hayatında büyük öneme haizdir.
Bursa valiliği sırasında yaptırmış olduğu bir hastaneye gelir getirsin diye bir tiyatro acar ve bu tiyatroda Molyer’den tercüme etmiş olduğu komedileri oynatır. İleri gelen devlet memurları ile Bursa’nın eşraf ve ayanını da gerek arzuları ile gerekse zorla bu tiyatroya abone yazdırırdı. Mahkemei Şeriye Naibi Asım Bey, mesleği icabı tiyatroya gidemeyeceğini bahane ederek abone bedelini vermez; bir sabah bakar ki, arabalığını kapısı gece valinin emriyle duvar ile ördürülüp hayvanları içeride mahpus kalmış.
Bursa’da araba ile sokak sokak dolaşır kasten arabacıyı çıkmaz sokaklara sokar, araba durunca “Vali Paşa’nın arabasının durması hiç olur mu? Diyerek belediyeden amele getirterek karşı gelen duvarı hemen yıktırırmış. Bu suretle Bursa’da bir hayli çıkmaz sokağı açmıştır.
Bir gün bir köylü kadın kendisine müracaat edip saatini kaybettiğini, aradığı halde bulamadığını ve Vali Paşa tek gözlüğünü takar ise kayıp şeylerin bulunduğu yeri bildiğini haber verdiklerinden onun için köyünden Bursa’ya kadar geldiğini söyler. Ahmet Vefik Paşa kadının hangi köyden olduğunu ve saatini ne kadar vakitten beri kullandığını ve ne zaman kaybettiğini sorup anladıktan sonra bir müddet beklemesini emreder ve çarşıya adam gönderip münasip bir saat aldırır, kadını çağırtıp tek gözlüğünü takarak:
“Hanım, ben kayıpları bulurum ama taze iken bulurum, sen vaktini geçirmişsin, şimdi bu saat al kullan, bir daha kaybın olursa 48 saati geçirmeden müracaat et” diyerek gönlünü alarak gönderir.
Yine Bursa valisi iken valilerin başbakanlık ile değil mercileri olan Dahiliye Nezareti ile haberleşmelerinin gerektiğine dair Sadrazam Said Paşa’dan bir tamim alır. Ahmet Vefik Paşa Said Paşa’yı pek sevmezdi, Dahiliye Nezaretine resmi bir telgraf çekerek: “Said imzası ile bir telgraf aldım, bu adam kimdir” diye sorar.
Bursa valiliği sırasında Bursa defterdarı Maliye Nezaretinden gelen bir telgraflarla merkezin masrafları için birçok para istediklerinden ve buna imkân olmadığı hakkında yazılan telgrafların da kabul edilmediğinden bahisle Ahmet Vefik Paşa’ya şikâyette bulundu. Maliye Nezaretine son cevabı Ahmet Vefik Paşa verdi:
“Para denilen b.. bu vilayette yok” yok diye bir telgraf çekti.
Devrin tarihçisi Abdurrahman Şeref Efendi, Ahmet Vefik Paşa’nı özelliklerinden bahsederken şunları kaydetmiştir. “Geniş malumat sahibi, cevval, cebbar, vatanperver bir sima idi. Fransızcayı ve Farsçayı pek güzel konuşur, pek çok eser okumuş ve okumuş olduğu bu bilgiler kuvvetli hafızasından ölünceye kadar silinmemiştir. Hafızasına kaydetmiş olduğu bu bilgileri naklederken birbirine karıştırdığından kendisini hiçbir müşkülün karşısında aciz göstermeyip yeni hükümler uydurur ve sonra da bir kahkaha atardı. Pek zengin bir hayatı olmamıştır. Emekli maaşları bazen her ay verilmezdi, ne maaş zamlarını ve nede verilmeyen maaşlarını istemeye tenezzül etmezdi. Evindeki eşyalar eski ve hatta minder örtüleri yamalı idi.
Paşa, sevmediği adamları hangi rütbede ve görevde olursa olsun galiz bir şekilde tahkir eyler ve hoşlandığı kimselere ise toz kondurmazdı. Fuat Paşanın Ahmet Vefik Paşa için söylemiş olduğu şu söz pek anlamlıdır. “Ahmet Vefik Efendi binek taşı büyüklüğünde bir pırlantadır ne zinet eşyasına yarar ve ne kaldırıma konur”
Ahmet Vefik Paşa’nın nezdinde memurlar iki kısım idi. İyiler ve kötüler. İyi belledikleri hakkında teveccüh ve emniyeti berkemal idi. Kötü bildikleri ki bunlar rüşvete alışmış olanlardır. Paşa onları çerçöp makulesinden sayar ve onlara husumet beslerdi.
Tarihçi Abdurrahman Şeref Efendi Paşa hakkında bazı rivayetler de nakleder. Şöyle ki:
“Dava Nazırı iken mahkeme kararıyla mahkûm olduğu borçlarını alacaklısı esnafa ödemeyen devlet görevlilerinden birine adliyeye uğraması için haber yollamış, o zat da zamanın adetince atına binip nezarete gelmiş. Ahmet Vefik Paşa kendisini odasında oyalayıp sohbet ile vakit geçirirken emri üzere hareket eden memurlar nezaretin kapısına bağlanmış olan bu adamın hayvanını pazara götürüp satmışlar, bu meblağdan esnafın alacağını kestikten sonra geri kalanını nazırın odasında oturmakta olan borçluya vermişler”
1882 senesinde ikinci defa yine Başvekalete getirildi ise de bu Paşa’nın bu hükümeti ancak 3 gün kadar sürebildi. Ahmet Vefik Paşa’nın iyileri ve kötüleri kaydettiği bir defteri vardı. Başvekalete getirildiği bu sırada kendisinin kötüler defterinde kayıtlı olan Şeyhülislam Üryanizade Esat Efendiyi kurmuş olduğu kabineden çıkartıp; iyiler defterinde kayıtlı Bursalı Rıza Efendiyi onun yerine getirmek arzusu padişah Abdülhamid’in nazarında Başvekilin azledilmesi için kâfi bir sebep idi. Bu azilden sonra başkaca bir memuriyette bulunmadı. Evinde inzivaya çekildi ve münzevi bir hayat sürdü. Ahmet Vefik Paşa 2 Nisan 1891 senesinde yaşı yetmişine varmış olarak vefat etti ve İstanbul’da evinin yakınındaki mezarlığa defnedildi.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.