Volkan Uğraş
‘’YARIŞ ATI !’’
Uzun yıllardır birçok siyasi parti genel başkanının bizzat ağzından duyduğumuz, hatta parti programlarına bile koyulan bir cümle. “ Üniversiteye giriş sınavları kaldırılacak”. Bilgi sahibi olsun olmasın herkesin rahatlıkla fikir beyan edebildiği bir konu.
Üniversite hayali kuran milyonlarca genci sürekli tedirgin eden bu ve benzeri iddiaların mazisi çok eskilere dayanıyor aslında. Öyle ki 1980 yılına ait gazetelerde bile bu haberi görmek mümkün. Peki, nasıl oluyor da elli yıllık bir maziye sahip bir konu hâlâ durduğu yerde duruyor. Nedeni aslında çok da karmaşık değil. Yapılmak istenen değişikliklerin sebebi sorulduğunda genelde aynı cevaplar veriliyor. Bu cevapların en çok tercih edileni ‘’Çocuklarımız yarış atı değil’’. 20 yıl boyunca tahta başında ders anlatan bir öğretmen olarak bu cümleye bir türlü anlam veremedim. Çocuklarımız herhangi bir sınava hazırlandığı için neden ‘’Yarış atı’’ oluyor? Onlar sadece hayal ettiği ve gelecekte yapmak istediği bir meslek için çalışıyor ve emek veriyor. Hayatın her kademesinde, çocuklarımızdan başka herhangi bir sınava tabii tutulduğundan dolayı ‘’Yarış atı’’ muamelesi gören başka bir topluluk var mı acaba? Mesela, meslekte yükselme sınavına giren, herhangi bir şirketin işe alım mülakatına giren veya herhangi bir spor müsabakasında mücadele veren bir yetişkin ‘’Yarış atı’’ mı olmuş oluyor? Tabii ki hayır. Öyleyse çocuklarımızı bu şekilde yaftalamak niye?
Peki, çocuklarımızın ‘’Yarış atı’’ muamelesi gördüğü sınav sistemimizin değiştirilmesi ve merkezi sınavların kaldırılmak istenmesi doğru mu? Öncelikle, merkezi sınavların kaldırılması sonrasında yerine getirilmesi önerilen sistemin, kaldırılan sistemden daha başarılı ve adil olması gerekiyor. Ancak bugüne kadar önerilen sistemler tam aksi sonuçlar doğuracak nitelikte. Örneğin önerilerden biri: Merkezi sınav yerine, okul başarı sıralamaları ile öğrenci seçmek. Bu öneriyi sunmak için uzun uzun düşünen uzmanlar acaba bu durumun meydana getirebileceği olumsuzlukları da hesaba katmış mıdır? Okul başarı sıralaması ile öğrenci yerleştirmesi yapıldığını düşünelim. Türkiye’de binlerce lise ve her lisenin okul birincisi var. Bu öğrencilerin hepsinin bir üniversitenin tıp fakültesini yazdığını düşünelim. Hangi öğrenciyi nasıl ve neye göre yerleştireceğiz.
Bir başka öneri ise: Merkezi sınavı kaldırılıp yerine üniversitelerin kendi sınavını yapacağı bir sistem getirilmesi. Peki, bu adil mi? Uygulanabilir mi?
Mesela Elazığ’da yaşayan bir öğrenci Ankara’daki herhangi bir üniversitede okumak istiyorsa Ankara’da yaşayan bir öğrenciyle eşit şartlara sahip olmuş oluyor mu? Biri, 770 km yol alarak istediği üniversitenin kampüsüne gelip sınava girmesi gerekirken, diğeri toplu taşıma aracı ile istediği üniversitenin kampüsüne varmış olacak. Ve daha enteresan olan durum şu: Bir öğrencinin okumak istediği üniversitelerin sınav günleri çakışırsa? Aynı anda iki farklı mekânda olabilmek mümkün mü?
Dolayısıyla mevcut merkezi sınavlar 81 vilayetimizde okuyan çocuklarımız için yüksek oranda eşit şartlar sunuyor. Çünkü çocuklarımız hangi şehrimizde yaşarsa yaşasın, istediği şehirde sınava girip başarısına göre dilediği şehir ve üniversiteyi tercih edebilme hakkına sahip.
Eğitim, hiçbir siyasi parti için kolaylıkla veya iyice düşünülüp, araştırılmadan vaadde bulunabilecekleri bir alan olmamalıdır. Ve eğitim siyasi partilerin politikası değil devlet politikası olmalıdır. Çünkü eğitim bir ülkenin geleceği olduğu gibi ayrıca siyaset üstüdür. Ve en önemlisi kısa vadeli değil uzun vadeli planlar yapılmalıdır. Mevcut zaman içinde ülkenin yönetimi hangi siyasi parti de olursa olsun eğitim konusunda karar kılınan ve devlet politikası olması gereken hedefler aynen devam ettirilmelidir. Ettirilmelidir ki uzun yıllar boyunca yapboz tahtasına dönen eğitim sistemimiz artık sağlam temeller üzerine oturabilsin ve kararlı adımlarla yoluna devam edebilsin.
Böylelikle bütün öğrenciler “Bu sistem değişikliği de bana denk geldi” sözünü tarihe gömmüş olsun!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.