Volkan Uğraş
Mesleki Aşk!
Uzun yıllar boyunca gerek öğrencilerime gerekse arkadaş ortamımda sürekli dile getirdiğim bir konu: İşini severek yapmak. Günlük hayatımızda küçük bir gözlem yaptığımızda, özel sektör veya kamu sektörü fark etmeksizin işini sevmeyerek yapan bir yığın olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Bunun sebeplerini şu şekilde sıralamak mümkün:
* Özellikle ortaokul ve lise çağlarında hangi mesleklerin bizim fıtratımıza uygun olduğunu düşünmemek.
* Meslek seçimi yaparken maaş odaklı düşünmek.
* Eğer üniversite mezunu değilsek “Ne iş olursa olsun yaparım” demek.
Üçü de birbirinden tehlikeli… Bu durumlardan dolayı çevremiz; işini yaparken suratı asık, enerjisi düşük, hayattan bıkmış yani yaptığı işin hakkını vermeyen insanlarla dolu.
Böylece her gün bu tip insanların negatif tavırlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Meslek seçimini yanlış yapan insanların önünde özellikle üç seçenek oluyor;
* İşini sevmeye çalışmak,
* İşini bırakmak,
* İşini sevmeyerek yapmaya devam etmek.
Genellikle tercih edilen yöntem sonuncusu oluyor ve yapılan yanlış tercihlerin sonuçlarına toplum olarak hepimiz katlanıyoruz. Ekonomik getirisi çok yüksek olduğu için tercih ettiğiniz ama şevkle yapmadığımız bir meslekten arzu ettiğimiz düzeydeki ekonomik şartlara sahip olabilir ve istediğimiz son model lüks arabayı alabiliriz. Ama o aracımızla işimize giderken genellikle enerjimizin hep düşük olduğunu göreceğiz. Yani işimizin bizde uyandırdığı duygular, arabamızın konforunu, teypte çalan müziği gölgeleyecektir. İşini sevmeyerek yapan okurlarımızdan özellikle rica ediyorum. En azından mesleğinizi sevmek için çaba gösterin lütfen.
Bugün ailecek yapmış olduğumuz bir gezintide bu konuyla alakalı çarpıcı bir örnek durum yaşadık. Bir büyükşehrimizde çocuklara özel yapılmış olan at binme parkurunda, çocuklar ata binecek olmanın heyecanı ile beklerken atın yularını tutan ve çocuklara at üstünde parkuru gezdiren görevli “Allah’ım bugün bir akşam olsa” şeklinde bir serzenişte bulundu. Tam o sırada gözüm diğer atın yularını tutan görevliye takıldı. O da at üstündeki çocuğa “Atı şu şekilde sevebilirsin” deyip yol boyunca çocukla ara ara sohbet etti. Parkur bitene kadar bu iki görevlinin eşlik ettiği çocukları gözlemledim. Akşamı dört gözle bekleyen, suratı asık, adımlarını bile istemeye isteme atan görevlinin eşlik ettiği çocuk sadece at üstünde keyifsiz bir daire çizerken diğer görevlinin eşlik ettiği çocuk yol boyunca atı severek keyifli bir yolculuk yaptı. Dikkat ederseniz iki farklı kişi iki farklı çocuğa birbirine zıt duygular yaşattı. İşini severek yapan insanlar bize pozitif duygular yaşatırken, işini sevmeyerek yapan insanlar anı bize zehir edebiliyor.
Bunun gibi yüzlerce olaya hepimiz muhakkak günlük hayatımızda şahit olmuşuzdur.
Ama şu değişmez bir gerçektir ki: Bir insanın işini severek yapıp yapmadığı, diyaloğa geçtiğimiz ilk andan itibaren kendini gösteriyor. Kimi görevliler üslup ve davranışlarıyla “Ben mesleğime aşığım” diye haykırırken kimisi ise “Ben mesleğimden nefret ediyorum” diye sessiz çığlık atıyor. Yani insanların davranışları her şeyi anlatıyor.
İlkokul 2. Sınıf öğrencisi olarak sınıfın en arka sırasında otururken Aytaç Öğretmenim elinde çekiç, çivi, yorgan iğnesi ve yorgan ipliği ile derse girdi. Şaşkın gözlerle öğretmenimize bakarken “Çocuklar hepiniz kitaplarınızı getirin” dedi. Bütün sınıf, sayfaları birleşme yerinden kopmuş olan kitaplarımızı öğretmenimizin masasına yığdık. Arka sıralardaki yerime geçerek öğretmenimi izlemeye başladım. Kitapları teker teker birleşme yerinden çivi ile delerek yorgan iğnesi ile dikiş atmaya başladı. Öğretmenimi izlerken içimden “Sanırım öğretmenlik, böyle bir görevi olmasa bile böyle fedakârlık gerektiren bir şey” dedim ve o anki duygularımla “Ben öğretmen olacağım” dedim. Bugün öğretmen olmama sebep olan olay bu fedakârca davranış işte! Yaşadığım bu olay, hangi meslekte olursa olsun işini severek yapan bir kişinin çevresindeki insanlara nasıl olumlu katkılar sunduğunun çok güzel bir örneği bence.
Liyakat sadece ülkeyi yöneten insanların, bir göreve o işin yetkin kişilerini getirmesi demek midir? Liyakat önce kişinin öz benliğinde olmalı. Yani kişi kendine “Ben bu işi severek yapabilir ve hakkını verebilir miyim?” diye sorabilmeli. Severek yapamayacağımız bir işe talip olup bu işi zevkle yapacak insanların hakkına girmemek gerektiğini düşünüyorum.
Lütfen yapacağımız işi seçerken dikkatli olalım. İşimizi nasıl yaptığımızın, karakterimizin göstergesi olduğunu unutmayalım!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.