Başarın kadar konuş!

Her anne baba çocuğunun ders başarısının her zaman iyi olmasını ister. Hatta bazen bunun gerçekleşebilmesi için üzülen hatta üzen taraf olur! Kendisinin ve çocuğunun hayatının merkezine ders başarısını koyarak bunun gerçekleşmemesi durumunda hayatları zehir eder. Peki, çocuklarımızın derslerinde başarılı olmasını istememiz yanlış bir düşünce mi? Tabii ki de hayır. Çocuklarımız için her şeyin en iyisini istememiz gayet doğal bir düşünce. Ancak bu düşüncemiz başarının mutlak gerçekleşmesi için farklı boyutlara ulaşıyorsa bu durum ebeveynler ile çocukları arasında hiç de arzu edilmeyen problemlerin başlamasına vesile oluyor.

Peki, bu problemler nasıl ortaya çıkıyor? Ders başarısını arttırmak için birçok ebeveynin tercih ettiği yöntem: Örnek gösterme ve kıyaslama. Şunu açıkça belirtmeliyim ki bir çocuğa yapabileceğimiz en büyük kötülük bu! Her ne kadar bu davranışlarımız çocukların başarısını arttırmak veya motive etmek için yapılıyor olsa da reaksiyonu arzu edilen şekilde sonuçlanmıyor.

Dünya ifrat ve tefrit ölçüsü üzerine kurulu. Her şeyin fazlasının zararlı olduğu gibi sevginin de fazlasının zararlı olduğunu düşünüyorum. Haddinden fazla olan ‘’Sevgi’’, karşıdaki bireyin yerine düşünmeye ve onun adına kararlar verebilmeye doğru evrilerek ‘’Sevgi’’ dışında başka bir anlam kazanmaya başlıyor. Ama bizler ‘’Sevgi’’ dışında başka bir duyguya dönüşen bu davranışlarımızın farkında olamıyoruz. Belki de olmak istemiyoruz. Zira bu konuda herhangi bir uyarı aldığımızda dudaklarımızdan ‘’Ben onun iyiliğin için yapıyorum’’ cümleleri dökülmüyor mu? Bir bireyin iyiliği için yapılan herhangi bir şey, gerçekten bireyin iyiliği için ise nasıl oluyor da birey bu durumdan rahatsız oluyor. Bence bu konu üzerinde duygudaşlık yaparak düşünmek lazım.

Komşumuzun çocuğu hatırı sayılır bir şirkette mühendis iken veya abisi/ablası alanında uzman popüler bir doktor iken çocuğumuzun derslerinin zayıf olmasını kabullenemiyoruz. Kabullenemediğimiz gibi dilimizden ‘’Bak onlara. Sen neden çalışmıyorsun’’ gibi cümleler dökülmeye başlıyor. Bugüne kadar bu cümlelerle büyüyen bir çocuğun, bu cümleleri dikkate aldığına pek fazla şahit olmadım. Dikkate almadığı gibi kendini değersiz hissetmeye ve anne babasının gözünde başarılı olabildiği kadar kıymetli olduğunu düşünmeye başlıyor. Çocuklarınızın başka anne babaları sizlere örnek gösterdiğini bir düşünsenize! Neler hissederdiniz?

Anne babalardan ‘’Hocam, çocuğumuzla yemek hariç ortak bir zaman dilimimiz yok. Sürekli odasında vakit geçiriyor’’ cümlesini sıklıkla duyuyorum. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki kendini güvende ve huzurlu hissetmediği bir ortamda uzun süre vakit geçirebilsin. Bu konuda velilerime hep şunu söyledim: ‘’Çocuğunuzun sizinle ortak zaman geçirmek istememesinin en büyük nedeninin, diyalogların sürekli ders başarısı üzerinde dönüp durmasından kaynaklandığını düşünüyorum.’’ Yani çocuklar futboldan bir konu açsa bile o konu eninde sonunda ders başarısına geliyor ve çocuklarda bu sonucu bildiği için hiç diyaloğa girmemeyi daha doğru buluyor. Şöyle bir düşünelim. Bugüne kadar çocuklarımızla olan sohbetlerimizde ders başarısının gündeme gelmediği kaç anımız oldu. Mesela çocuğumuzun nasıl bir hayat, nasıl bir eş, nasıl bir iş, nasıl bir babalık, nasıl bir emeklilik istediğinin bir önemi yok mu? Önemli ve tek geçerli olan şey ders başarısı mı? Doğduğumuzda kulağımıza okunan ezanın ardından yapılan ‘’Hayırlı evlat olsun’’ duasındaki hayırlı olabilmenin tek yolu derslerinin iyi olmasından mı geçiyor.

Aslında bunu iki seçenekli bir soruyla cevaba kavuşturabiliriz! Hangi kişinin çocuğunuz olmasını isterdiniz?

Dünya çapında kariyere ve çok yüksek ekonomik şartlara sahip olup sadece bayramdan bayrama sizi arayıp hatrınızı soran ve bu vesileyle sadece sesini duyabildiğiniz ‘’Çalışkan’’ kişinin mi?

Orta düzey bir kariyere ve mütevazı ekonomik şartlara sahip olup her durumda sizin yanınızda olan, sizinle sevinip sizinle üzülen ama ‘’Çalışkan olmayan’’ kişinin mi?

Gönül ister ki çocuklarımız hem çalışkan hem vefalı olsun. Bu iki özelliği taşıyan binlerce öğrencim oldu. Bir baba olarak çocuklarımın insani duyguları barındırmayan başarı hikâyelerine sahip olmalarını hiç istemedim.

İnsanların; dilinden emin olduğu, bütün canlıları seven, duygudaşlık yapabilen, dürüst, namuslu ve vatanperver bir evlat olduktan sonra yaptığı mesleğin bir önemi kalıyor mu? Bu değerlere sahip bir birey ‘’Hayırlı evlat’’ olmuyor mu?

Umarım bu soruma cevabınız ‘’Doğru. Ama…’’ olmamıştır!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Volkan Uğraş Arşivi

Öğretmenler Günü

23 Kasım 2024 Cumartesi 15:15

LGS Vakti

01 Haziran 2024 Cumartesi 11:35

AKSİYONEL RUH!

09 Mayıs 2024 Perşembe 16:06

“Zamane velisi!”

06 Mart 2024 Çarşamba 09:19

Mesleki Aşk!

19 Şubat 2024 Pazartesi 14:57

Naif duyguların adi cellatları!

04 Şubat 2024 Pazar 12:58

Sınava Doğru

11 Ocak 2024 Perşembe 14:07

Kahramanların ardından…

27 Aralık 2023 Çarşamba 13:27

ÇUVALDIZ!

20 Aralık 2023 Çarşamba 16:43

‘’YARIŞ ATI !’’

15 Aralık 2023 Cuma 09:33