Volkan Uğraş
ÇUVALDIZ!
Herkesin hayatında duyduktan kısa bir süre sonra unuttuğu sözler olduğu gibi ruh dünyasında iz bırakan sözler de olmuştur.
Üniversite yıllarımda bir hocamın kullanmış olduğu bir cümle, aradan geçen 20 yıla rağmen hala kulaklarımda: ‘’ Herkes kendi çapında bu ülkeyi soyuyor’’. O yıllarda bu cümlenin manasını bugünkü kadar anlamamış olsam da aradan geçen zaman zarfında çok iyi anladım. Öyle ki özeleştiri ve gözlem yapmama vesile olan bu derin cümlenin gerçeklik payının toplumdaki herkes için olmasa da birçok kişi için geçerli olduğunu gördüm. Hocamın kullandığı ve o zaman çok ağır bir itham olduğunu düşündüğüm ‘’soyuyor’’ ifadesinin sadece ekonomik olmadığını, bir ülkeyi soymanın başka ve birçok yöntemi olduğunu defaatle gördüm! Çünkü birçok kişi ‘’soyuyor’’ kelimesini duyar duymaz sadece aklına ülkemizin ekonomik kaynaklarına yönelik art niyetli bir davranış olduğunu düşünüyor. Halbuki hocamın ‘’soymak’’ tan kastı aslında zarar vermekmiş. Yani herkes kendi çapında bu ülkeye zarar veriyor demek istemişti. İnsanların oturduğu bir banka zarar vermek, bir sokak lambasını kırmak, kullandıktan sonra musluğu kapatmamak hatta lambaları gereksiz yere açık tutmak bu ülke için zarar değil midir? Zarar vermek amiyane tabirle devletin parasına göz dikmek midir sadece?
Bu yanlış davranışı yapan kişiler muhtemeldir ki: ‘’Milyonlarca liralık zararların yanında bunlar ne ki?’’ diyecektir. Hocamın bahsettiği tam olarak da bu aslında! Çünkü sıradan bir vatandaş olarak ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet almak veya vermek, torpil yapmak vs gibi devletin kılcal damarlarında büyük tahribatlar bırakan eylemleri yapmak mümkün değil gibi. Peki, bu eylemleri yapanlara sinkaflı eleştirilerimizi sıralarken ‘’Bu eylemleri yapanlarla aynı yetkilere sahip olsaydım ben ne yapardım?’’ diye düşündük mü acaba?
İnsan sanırım doğası gereği, başkalarının yaptığı büyük yanlışları eleştirirken kendi yaptığı ve kendisine göre küçük olduğunu düşündüğü yanlışları göz ardı ediyor. Mesela belediyeleri sokakları temizlememekle suçlarken afiyetle yediğimiz atıştırmalığın paketini yere atmayı gayet doğal görüyoruz. Toplumsal sağlığa dem vururken sokağa tükürmememiz gerektiğini ve bunun sebep olacağı sağlık sorunlarını hiç düşünmüyoruz. Yani çuvaldızı başkasına batırırken kendimizi iğneden hep muaf tutuyoruz.
Sevgi ve saygı bilinciyle birlikte yaşama kültüründen uzak bu davranışların olduğu bir toplumda huzurlu ve güvenli bir yaşam mümkün mü?
Daha huzurlu ve daha güvenli bir toplum olabilmek için işe, duyarlı ve bilinçli insanlar yetiştirerek başlamak gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki önce kendimizden başlamak kaydıyla!. Zira kendini düzeltmeyen bir kişinin, aile fertlerini veya toplumu düzeltme çabaları takdir edersiniz ki nafiledir.
O yüzden toplumumuzun ivedilikle bir zihniyet devrimine ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Bu devrimin gerçekleşme zamanı uzadıkça toplumsal krizler artarak devam edecek ve birlikte yaşamak enikonu zorlaşacaktır.
Maden patlaması sonucunda göçük altından çıkan maden işçisinin ambulansa bindikten sonra: "Üstüm çamur, sedyeye oturmayayım" diyerek devlet malına gösterdiği hassasiyete hepimiz şahit olduk. Bu hassasiyete sahip milyonlarca yurttaşımızın olduğunu düşünüyor ve bu sayının artmasını diliyorum.
Son söz olarak toplum bilincine ve devlet malını kendi malı gibi koruma içgüdüsüne sahip yurttaşlarımıza gönülden teşekkür ederim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.