Alaattin Karaer
KIZIM'A… (BAĞKURLUYUZ)

“İki kızın varsa SİGORTALISIN..
Hayatta ortada kalmazsın!
Bir kızın bir oğlansa BAĞKURLUSUN.
Döner dolaşır kızın bakar.
Yine de ortada kalmazsın!
İki oğlun varsa YEŞİL KARTLISIN.
Devlet bakarsa bakaaar.
Yoksa geçmiş olsun”
Ben ve eşim BAĞKURLUYUZ bu durumda!
Daha öncede değişik şekillerde dile getirmiştim kızıma yazdığım satırları…
Güneşli bir günde olsa, denizden gelen serin esinti, insanın iliklerine kadar işliyor ve üşütüyordu. Doğduğum, büyüdüğüm Kayseri’de o kadar kar yağmasına ve soğuk olmasına rağmen İzmir’deki kadar üşümüyordum. Yaşarken insanın başına neler geliyor kestirmesi inanılması güç. Nereden nereye…
Kimin aklına gelir, Kayseri’den İzmir’e okumaya gideceğim. Hem çalışmak ve okumak zorunda kalacağım. Komşular anneme takılıyorlarmış.
“Sen oğlunu unut artık, buradan da kız arama ona, İzmir’e giden eli boş dönmez demişler.”
Dedikleri gibide oldu. Gençlik mi? Aşk mı? Sevgi mi? Beğenimi ? ne derseniz deyin. Öğrenciyken birde İzmir’li eşimle evlilik. Hani bir söz vardır; “hem kel hem fodul” diye! Belki de eğitimli bir ailede yetişememenin verdiği, kendi ayaklarımızın üzerinde durma, kendini ispatlama ve gençlik heyecanı…
Birde bunlar yetmiyor gibi, annemin devamlı telkinleri; ”hemen çocuk yapın, yoksa ne olur ne olmaz, sakın hap-map kullanmasın gelin, hap kullananların ilerde çocuğu olmazmış” sözleri. Durduk yere kafa karıştırmak. O kadar okumamıza rağmen, ne dense toplum olarak, koca karı laflarına, batıl inançlara daha fazla ilgi duymamız. Her söylenenlerden medet ummak.
Gel de çocuk yapma! Ya annemin dediği gibi ilerde çocuğumuz olmazsa! Onun içinde elimizi çabuk tutmamız gerekliydi. Başka şeylerde değil de nedense bunda söz tuttuk.
Bir yıl sonra 20.Aralık.1979 sabahı, Kayseri’den gelen annemle doğum sancısının son anlarına gelen eşimi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine götürdük. Bende hastaneye 200-300 metre ilerde çalıştığım Un fabrikasındaki işime gittim. Öğle paydosunda hastaneye doğum hanenin kapısına gittiğim de annemi beni beklerken bulmuştum.
“Kızın oldu, canın sağ olsun, üzülme” dediğini hatırlıyorum. Evet erkek çocuk isteği yerleşmiş olan beynimizde başka bir alternatifimiz yoktu. Yürürken ayağı takılıp tökezleyen insanın acı gülüşü gibi bir tebessüm, yüzümün ve kulaklarıma kadar kızardığını hisseder gibi olmuştum. Sanki utanılacak bir iş yapmış insan gibi kendimi suçluluk içinde hissetmiştim.
Hastane odasına girdiğimde, eşimin yüzüne hiç bakmayışımı her defasında söyler. Şu anda düşünürken dahi kendimi suçlu hissediyorum. Haksızdım. Kimsemizin olmadığı koca İzmir de eşim, ben ve annem şimdi ise, bize ilk anne ve baba olma heyecanı yaşatan, canımızdan bir parça kara gözlü, özlemle beklediğimiz çocuğumuz kızımız gelmişti dünyaya! İzmir’ de dört kişi olmuştuk. Annemin isteği olmuştu ne kadar erkek çocuk istesek de. Doğmadan öyle bir erkek çocuk beklentisi ile yoğruluyoruz da, olduktan sonra hiç de öyle olmuyor. Ne kadar tatlı ve sevimli bir çocuktu kızımız. Gerçi kuzguna da yavrusu güzel gelirmiş. Hiçte öyle değildi. Otobüste, yolda, vapurda sevmeyen ilgilenmeyen yoktu. Fakat kısa sürecekti. Annelik ve babalık duygusunu tatmadan, bir kuş gibi uçacaktı elimizden. Çünkü eşimle ben öğrenciydik.
Annem Kayseri’ye götürecekti. Aylarca özlemle kavuşacağımız günleri bekleyecektik. Nitekim de öyle oldu ilkokula başlayana kadar. Aynı özlem devam etti bugüne kadar. İlkokul-Anadolu lisesinden sonra Çankırı Fen Lisesi üniversite… Şimdide iş hayatı… Hep ayrılık… Hep hasretlik… Yaşam buydu demek ki.
Şanslımı şansız mı bilemiyorum. Ne o çocukluğunu, ne de biz anne ve babalık duygusunu tam tadamadık kızımızla. Bilsin ki onu hep sevdim, sevdik. Olaylı günlerin yaşandığı ülkemizde belki gelecek günlerin barış içinde olması özlemiyle adını “BARIŞ” koymuştuk. Genç yaşta ayakları üzerinde durabilmesi, ismine yakışır şekilde olması dileğimizdi. Öylede oldu.
Geçen gün kendi kendime düşüncelere daldığımda, gözlerimden akan yaşlara hakim olamamıştım. Çocukluk dönemi hariç, kızıma doyasıya sarılmamıştım hiç. Onun nedeni de yine yetiştirmemizden gelen bir durumdu sanırım. Düğün akşamı, düğün bitiminde, kendi yuvasına gideceği an nasıl oldu anlayamadım. Demek ki duygularımın boşaldığı an, bu andı. Kızıma dakikalarca sarılıp, kendimi tutamayıp ağladığımda, beni tanıyanlar bile inanamadılar bu sahneye…
İyi ki varsın canım kızım!
Sen, bize ilk anne ve baba olma heyecanı yaşatan, canımızdan bir parçasın!
Duygularımı dışa vuramasam da, bilesin ki, sen benim ilk doğduğundaki kara gözlü kızımsın!
Seni çok seven baban!
Doğum günün kutlu olsun!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.