Ekrem Özdemir
TÜRK DENİZCİLİĞİNİN ŞANLI PİRİ “BARBAROS HAYRÜDDİN PAŞA”
Sevgili okuyucu bu hafta size Türk denizciliğinin unutulmaz ismi Barbaros Hayrüddin Paşa hakkında bilgiler vereceğim.
Barbaros Hayrüddin’in Doğum Tarihi ve Milliyeti
Muhtelif şark ve garp kaynaklarından Barbaros’un doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber birbirini tutmayan muhtelif tarihler öne sürülmektedir. Ancak kardeşi Oruç Reis ile ilk deniz seferine çıktığı tarih miladi 1482 rivayet edilmektedir. Bu tarihte Oruç Reis, 18 ve kendisi de 16 yaşlarında olduğu da rivayetler arasındadır. Bu tarihlemeye göre daha küçük yaşta deniz seferine çıkmayacağına göre bu tarih esas alınmak suretiyle geriye doğru gidildiğinde Barbaros Hayrüddin’in doğum tarihi de herhalde 1466 veya 1467 olsa gerektir. Barbaros’un Midilli adasında doğduğu üzerinde ise hemen hemen bütün kaynaklar ittifak halindedirler. Zaten üzerinde ittifak edilen birkaç noktadan biri de budur.
Büyük Türk kahramanı olan Barbaros’un ailesi, ırkı ve menşei hakkında da bir çok ihtilaflara rastlamak mümkündür. Batı kaynaklarında umumiyetle babasının Sicilyalı bir İtalyan veya Provanslı bir Fransız veya Rumeli taraflarından gelmiş bir Rum ve hatta Osmanlı hizmetine girmiş ve devşirilmiş bir Arnavut dönmesi olduğu hakkında hiçbiri ispat ve belgelenmemiş muhtelif rivayetler vardır. Doğu kaynaklarında ise Barbaros’un bir Müslüman ailesine mensup olduğu zikredilmekle yetinilir.
Barbaros, ne İtalyan, ne Fransız ve ne Rum ve ne de Arnavut’tur. Dünyanın en büyük denizcisini yetiştirmiş olmak şerefi Türk ırkına aittir ve bu da bizzat kendisinden kalan bir vesika ile sabittir. Bu vesika Barbaros’un 1519 senesinde Cezayir’i fethedip ve orada hükümdar olduktan sonra yaptırmış olduğu bir caminin kitabesidir. Bu kitabede Barbaros Arapça olarak kendini babasını ve ırkını şöyle anlatır.
“Essultan El mücahidu fi sebili Rabb il alemin Mevlana Hayreddin İbni emir il şehri mücahidi ebi Yusuf Yakub ut Türki”
Afrika’nın kuzeyindeki Arapların, Hristiyan Avrupalılarla elbirliği ederek Türklere karşı cephe oluşturdukları bir devirde babasının ve kendisinin Türk ırkına mensup olduğunu bir cami kitabesine koydurmak suretiyle Arap alemine ilan etmiş olan bir zatın Türk olmadığını iddia edebilmek için yanlış ecnebi olmak kafi değil daha başka bir takım maksatlarla garaz ve kin de lazımdır. Böyle bir kitabe karşısında Barbaros’un Türk olmadığını iddia etmek her şeyde evvel Barbaros’un hatırasına ve kendisine saygısızlıktır.
Midilli adasının fethi miladi olarak 1462 senesine tesadüf eder. Dolayısıyla fetihten 4-5 sene sonra dünyaya gelmiş olması demektir. Hatta babasının Midilli fethine iştirak ettikten sonra burada bırakılan muhafızlar içinde kalıp yerleşmiş olduğu, yani Midillili olmadığı ittifakla rivayet edilir. Barbaros’un babası olan Yakup’un da nereden Midilliye gitmiş olduğu hakkında da muhtelif rivayetler vardır. Şöyle ki; Vardar Yenicesi’nden veya Gelibolu’daki Eceova’dan (Eceabad) başka bir kaynağa göre de Karasi Sancağı ahalisinden Yakup isimli bir kişinin dört evladında biri olarak bu şanlı Türk ailesinin ocağı Balıkesir olarak gösterilmektedir.
Başka bir rivayete göre Balıkesir’li Yakup, Midilli adasının Bonava köyüne yerleşmiş ve burada evlenip askerlikten evvelki sanatı olan çanakçılıkla geçinmeye başlamıştır. Hatta oğullarının da bu sanatta kendisine yardım ettiği ve işleri geliştikçe bir gemi satın alarak yapmış oldukları bu çanakları ihraç için denizciliğe başladıkları rivayet edilir.
Barbaros’un İstanbul’a Gelişi
Amiral Andrea Doria’nın Türk sahillerine taarruz etmesi esnasında Kanuni Sultan Süleyman’da Doria’ya karşı Barbaros’tan istifade etmeye karar vermişti. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayrüddin’i İstanbul davet etmiştir. Ancak Barbaros’un Osmanlı idaresiyle karşılaşması ilk değildir. Yavuz Sultan Selim zamanında da münasebet vardır. Şöyle ki: Oruç Reis bir muharebede şehit olduktan sonra Cezayir hükümeti Hızır Reis’in elinde kalmıştır. Cezayir camiindeki kitabesinden de anlaşılacağı üzere Barbaros bu memlekete hükümdar olduğu zaman “Sultan” unvanını almıştır.
Sultan Hayrüddin, bir taraftan İspanyollarla, bir taraftan da Türk hakimiyetine karşı Hristiyan İspanyollara yardım etmek nankörlüğünde bulunan Müslüman Araplarla uğraşır ve zaferler kazanırken o devirlerde en büyük Türk devletine dayanarak buralardaki vaziyetini daha fazla tahkim etmek için Yavuz Sultan Selim’e Hacı Hüseyin isminde bir Türk elçi gönderip ülkesiyle beraber tabiiiyyet ve bağlılıklarını arz etmiştir.
Bir rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Barbaros’un bu hareketinden çok memnun olmuştur. Gelen elçiyle kendisine bir altın kılıç ve hilat göndermiş; aynı zamanda da Barbaros’a yardım olarak iki bin Yeniçeri ve birkaç top ve birkaç parça gemi göndermiştir.
1532 senesinde Alman imparatorluğu ile hem denizde ve hem de karada Osmanlı İmparatorluğu arasında büyük mücadeleler bulunmaktadır. Zira İmparatorluk Amirali meşhur Andrea Doria, Yunanistan ile Mora yarımadasındaki Türk limanlarından İnebahtı – Lepanto – Patras – Koron kalelerini ani bir baskınla zapt etmiş bulunmaktaydı. Alman İmparatorluğuyla deniz mücadelesi bunun üzerine başlamış ve Kanuni Sultan Süleyman, Sinan Çavuş’la Barbaros’a şu “Hatt-ı Şerif” i göndermiştir.
“İspanya’ya sefer muradumdur. Bir yarar ademi yerine koyup gelesün; eğer muhafazaya kadir kimse yoğ ise i’lam idesün (bildirmelisin)“
Bu Hatt-ı Şerif üzerine Barbaros, rivayetlere göre sayıları değiş kimine göre 44 kimine göre 40 gemiden oluşan donanmasıyla Cezayir’den hareket ederek ve muhtelif savaşlar ve istilalar yaparak Navarin limanında bulunan Osmanlı donanmasıyla birleşerek ve beraberinde birçok ganimet ve esirlerle İstanbul’a ulaşmıştır. Barbaros’un İstanbul’a gelişi öyle mutantan bir vaziyet almıştır ki, İstanbul tarihinin en unutulmaz ve muazzam günlerinden biri olmuştur.
Barbaros, Kanuni Sultan Süleyman’a o zamana göre adeta bir ülke serveti değerinde hediyeler getirmiştir. Gelen hediyelerin sıralanması rivayete göre şöyledir:
1 – En önde altın kupalarla gümüş sürahiler taşıyan 200 seçme esir
2 – Bu esirlerin arkasında altın torbaları taşıyan ve muhtelif Avrupa milletlerinden esir alınan 30 asilzade
3 – Daha sonra altın ve gümüş para torbaları taşıyan 200 genç köle
4 – Daha sonra boyunlarında kıymetli gerdanlıklar parlayan ve omuzlarında sırmalı kumaşlar taşıyan 200 esir çocuk
5 – Bunların arkasında altın ve gümüş tepsiler taşıyan Avrupa milletlerinin en güzel kızlarıyla kadınlarından seçilen 200 esire
6 – Daha arkada ipekli kumaş denkleri taşıyan 100 deve ve arkada zincirlerle bağlı her türlü vahşi Afrika hayvanları
Barbaros’un Padişahın Huzuruna Kabulü
Barbaros’un İstanbul’a gelişi münasebetiyle fevkalade merasim yapılmış, Halep seferinde bulunan Vezir-i Azam haricinde bütün devlet ricali bu merasime davet edilmiş ve Türk denizciliğinin en şanlı kahramanı ve en muhteşem Osmanlı Padişahının huzuruna maiyetini teşkil eden 18 kaptanla beraber girmiştir.
Barbaros, huzura kabulü sırasında Cezayir Sultanlığının anavatana doğrudan doğruya ilhakını rica etmek büyüklüğünü göstermiş ve bunun üzerine de Yavuz Sultan Selim zamanından beri devam edegelen Cezayir Beylerbeyliği görevine yine Padişah, Barbaros’u tayin etmiştir. Bundan sonra Padişah Almanya imparatorluğuna karşı açılacak deniz seferinden bahsederek, Barbaros’tan Andrea Doria hakkındaki fikirlerini sormuştur. Padişahın bu sualine Barbaros:
“Her tarafta arıyorum, ben yaklaştıkça o kaçıyor” cevabını verdiği de rivayet edilir.
Osmanlı’da Devlet Yönetme Adabı ve Liyakat Esası
Saltanatla hükümet işlerinin ayrılmasından dolayı, Halep seferinde bulunan Vezir-i Azam İbrahim Paşa’nın hükümet reisliğinden başka Serasker olarak Baş Kumandan vazifesinde bulunmasından dolayı gerek Barbaros’a Cezayir Beylerbeyliğinin verilmesi ve gerek Akdeniz seferine ait askeri talimatın tespiti onun salahiyeti dahilinde idi. İşte bundan dolayı Sadrazam İbrahim Paşa’nın Padişaha müracaat ederek bu meseleleri konuşmak üzere Barbaros’un Halep’e gönderilmesini istediği rivayet edilir. Başka bir rivayete göre de Kanuni Sultan Süleyman bu vaziyeti gözeterek kendiliğinden Barbaros’u Sadrazamla istişare etmek için Halep’e gönderdiği söylenir.
Barbaros’un Halep’e gittiği doğrudur. Fakat bu yolculuk karadan mı denizden mi olduğu tartışmalıdır. Umumiyetle bu yolculuğun karadan yapıldığı hususu belirtilse de önce denizden hareket edildiği ve daha sonrada karadan Vezir-i Azamın yanına ulaştığı kuvvetli rivayettir. Barbaros Halep’e varışında muhteşem merasimle karşılanmıştır. Karşılama şenlikleri ve ziyafetler iki gün sürmüştür. Kendisine Cezayir Beylerbeyliği tevcih edilmiş Almanya İmparatorluğuna karşı açılacak deniz seferi hakkında müzakereler ve donanmanın takviye edilmesi için yeni gemiler inşasına başlanmıştır.
Barbaros’a Kaptan-ı Deryalığın Verilmesi
Cezayir ülkesini Osmanlı imparatorluğuna bağışlayıp, milli birlik namına hükümdarlıktan vazgeçerek önce Osmanlı Beylerbeyliğini kabul etmiş ve daha sonra da Vezir-i Azam İbrahim Paşa’dan talimat almayı bile tenezzül etmek büyüklüğünü göstererek Haleb’e seyahat etmiştir.
Halep seyahatinden İstanbul’a döner dönmez hemen yeni bir filo inşasıyla meşgul olmaya başlamıştır. 1536 veya 1537 senesinde Osmanlı Donanmasının başına getirilerek Kaptan-ı Derya unvanını almıştır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.