M.Bilge Demir
Bir Gezginin Hafızası
ATEŞİN ÜZERİNDEKİ İZLER: KAYSERİ
Bir gezginin hafızasında; şehirlerin, dağların, mevsimlerin ve zamanın içinde saklı kalan izleri arayan bir yolcunun notları var.
Her durak yalnızca bir mekân değildir; insanın ve doğanın hafızasına açılan bir kapıdır.
Yollar ve kapılar benim için ilham kaynağıdır. Yollardan Kayseri, kapılardan Erciyes Dağı eşlik edecek bize.
Dünya telaşını bir anlığına kenara koyalım mı? Savaşların gölgesi yeryüzüne düşerken, insanların acıları birbirine karışırken içime sinmiyor diyebilirsiniz. Ama böyle zamanlarda, insan yaşamanın anlamını yeniden hatırlatacak bir işarete ihtiyaç duyar. Çünkü dünya ne kadar zor olursa olsun, hayat devam ediyor. Ve bir güzellik kâr kalsın yanımıza.
O zaman Erciyes diyelim.
...çünkü bazı yerler sadece görülmez, hissedilir. Bazı dağlar yükselmez, hatırlar. Her taş her kaya ateşten bir parçadır.

Bir zamanlar ateşti burası. Erciyes, sönmüş bir ateşin hafızasıdır. Şimdi sessiz, suskun, bir gelin edasıyla hem zarif, hem her şeye direnen bir anaç ruh; üstelik davetkâr, reddedilemeyecek kadar çekici.
Erciyes haritaların gösterdiğinden fazlasıdır. Ateşin hafızasına eşlik edersin orada.
İç Anadolu'nun 3.917 metre yüksekliğe sahip en yüksek dağıdır.
Sırf bu güzelliği ve heybeti görmek için bile yola çıkmaya değer. Çünkü insan, her şeyin belirsiz olduğu bir çağda, hâlâ var olan güzelliklere tanıklık etmek ister.
Belki yarın bambaşka bir gün olacak. Belki bugün görebildiğimiz ya da görmek için ertelediğimiz her şey yarın olmayacak. O yüzden tam zamanı.
Roma dönemindeki madeni paralardaki betimlemelere dayanarak M.Ö 253 yılında püskürdüğü söylenebilir.
Erciyes Dağı 25-30 milyon yıl önce patlamış volkanik bir dağdır.
Paganizm Dönemi'nde (çoktanrıcılık), Tanrıların Erciyes'te oturduğu düşünülüyormuş. Yani Erciyes'in zirvesinde bir mağara var. Bu mağara tamamen doğal bir oluşum değil. Bir kısmı insan eliyle açılmış. Zaman zaman Pagan Rahipler buraya çıkıp ayin yapıyor, adaklar adıyor. Burası kutsal bir mağara. Roma'nın resmi dini Hristiyanlık olduğu için diğer dinleri yasaklamışlar. Paganizm de yasaklanınca Erciyes'e çıkmakta yasaklanmış.
Kar beyaz örtüyle sanki bunca yıllık tarihi korumaya alıyor gibi.
Erciyes, görüyoruz ki kayak merkezinden çok daha fazlası. Eğer yolunuz düşerse bu kadim şehre gözünüzün ucuyla bir göz sürebilirsiniz.
Bazı yolculuklar bitmez.
Bazı izler silinmez.
Bazı ateşler sönmez.
Dört yanı karla kaplı Erciyes'te insan kendini bir zaman yolculuğunda gibi hissediyor.
Hissettiğimiz şey sadece fiziksel bir yapı değil. Erciyes'in zirvesinde bir mabet olmasa bile, insan orada kadim varlığın hissini duyar. Bu, dağın jeolojik yaşından ve insan hafızasındaki yerinden geliyor.
Derinliğe dair her şey gibi Erciyes de insanı kendine doğru çeken bir sessizlik taşıyor.
İnsan dönüşür, doğa dönüşür, zaman dönüşür. Bazı dönüşümler, silinmez izler taşır. Erciyes, bağrından püskürttüğü lavlarla sadece toprağı değil, zamanın kendisini de şekillendirmiştir. Bugün beyaz bir örtünün altında duran bu heybet, ateşin hatırasına bir sesleniştir.
Doğa ve insanın birbirine benzeyen öyle çok yanı var, diyorum ya; içi en çok yanan hayata tutunmak için en çok direnendir. Tıpkı Erciyes gibi, tıpkı insan gibi...
İnsanı tüm kendinden eminliği ile karşılar. Buyur eder. Baş üstünde taşır.
Kökleri binlerce yıl öncesine dayanan bu kadim dağ hâlâ bütün görkemiyle arz-ı endam eder. Onun varlığı sadece coğrafi bir yükseliş, jeolojik bir hareket değil zamanın kendisini görünür kılan bir tanıklıktır.
Tarihi dokusu, zengin mutfağı, bembeyaz örtüsüyle, köklü geçmişiyle Erciyes'i yazmaya çalıştım.
Eğer yolunuz düşerse siz de bu heybetini hafızasından alan bu kadim şehre bir göz süzün.
Bazı şehirler, insan gitmese bile onu bekler.
Ve insan bazen, dünyayı değil, kendini yeniden bulmak için yola çıkar.
Keyifli okumalar diliyorum.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.