Ekrem Özdemir
1812 SENESİNDE İSTANBUL’DA AHMEDİYE MEDRESESİNDE LAZ MOLLA VAK’ASI
Sevgili Okuyucu
Bu hafta size 1812 senesinde yaşanmış garip bir olaydan bahsedeceğim. Ancak ilk önce adı geçen olayın yaşanmış olduğu Ahmediye Medresesinden kısaca bahsederek konumuza devam edeceğim.
Ahmediye Cami ve Külliyesi:
Bugün İstanbul Üsküdar’ı süsleyen 18. Yüzyıl Türk yapı ve mimari sanatının en güzel örneklerinden sayılan bir külliyedir. Bir cami, bir medrese, bir kütüphane, bir dershane, bir sebil, iki çeşmeden meydana gelen bir hayrat eserdir.
Bu eseri yaptıran zamanın Tersane kethüdası Eminzâde Hacı Ahmet Ağadır. Hacı Ahmet Ağa’nın mezarı da bu külliyenin mezarlığındadır. İstanbul’a seyahat edecek olanlar Üsküdar’da bu cami ve külliyeyi ziyarette bulunabilirler. Şimdi gelelim burada yaşanmış olan Laz Molla vak’asına:
Ahmediye Medresesinin bir odasında ara sıra seyahate çıkarak belli bir müddet kaybolan ve daha sonra tekrar çıkıp gelen garip bir adam yaşamakta idi. Bu zatın kılık kıyafeti Buharalı dervişlerinki gibi başında bir Özbek takkesi ile gezer fakat Karadeniz şivesi ile konuşurdu ve aynı zamanda aniden parlayıcı ve inatçı bir tabiata sahip olan Laz Molla, bazı hastalara okur, halk arasında nefesinin şifalı olduğu söylentisi bile yaygınlaşmıştı.
Genellikle odasında hiç çıkmazdı, kendisine tayin edilen ekmeğini her gün ekmekçi odasına bırakır ara sıra da bir kadın gelir odasını temizler süpürür ve çamaşırlarını yıkardı. Bir zaman sonra odasından hiç çıkmaz olmuştu. Oda komşularının merak edip neden dışarı çıkmıyorsun diye sormaları üzerine ise Laz Molla şöyle cevap vermiştir. “*Erbainim var, izin olmadıkça dışarı çıkmam” demiş ve mahalle imamını yanına çağırtmış idi. Laz Molla, imam efendiye saatini uzatarak,
“Bana harçlık gerekli oldu şu saatimi satar mısın” dedi.
Saati alan imam ertesi günü cebinde 31 kuruş ile Laz Molla’nın odasına gelerek
“İşte saatinin parası 31 kuruş etti buyur” deyince Laz Molla şaşkınlık göstererek;
“İmam Efendi, benim saatim en az 150 kuruşluk saattir. 31 kuruşa sattım demek ne demektir. Sana bir hizmetimizi gördürdüysek 50 kuruşu buna karşılık senin olsun benim 100 kuruşumu ver” dedikten sonra imam efendi de;
“Bana bu kadar verdiler” cevabını verince; Laz Molla
“Öyleyse saatimi geri getir ve bana ver” deyince imam efendi bunun mümkün olmadığını mezatta sattığını ve kimin aldığını bilmediğini söyleyince ortalık karıştı ve olaylar zincirleme başlamış oldu. Laz Molla ile İmam arasındaki kavgaya medresenin müderris vekili olan İbrahim Efendi de karışınca kavga iyice alevlendi. İbrahim Efendi Arap anasırına mensup medrese yakınında güzel bir konağa sahip Rifai şeyhlerinden idi.
Müderris vekili İbrahim Efendi, kendisiyle karşılaştığında hürmette bulunup elini öpmediği için Laz Molla’dan hem hoşlanmaz ve hem de içten içe kızardı. İbrahim Efendi de saray erbabına okunmuş nüshalar verdiği, padişaha ve şehzadelere rüya tabir etmiş olduğundan Laz Molla’nın halk arasındaki nefesi şifalı tabirinden de kendisine rakip olması hesabıyla nefret etmekteydi. İmam efendinin satmış olduğu saatin pahasından az para verme tıynetinde olduğunu bilmesine rağmen Müderris vekili İbrahim Efendi İmam efendiyi himaye etti ve kavga etmelerini aralarına girerek önledi.
Medresenin helalarına giden yol Laz Molla’nın odasının penceresinin önünde geçmekteydi. Molla’nın işi gücü bu olaydan sonra odasının penceresinde oturarak:
“Bu mahalle imamı ne alçak herifmiş, Erbaine girmeden 150 kuruş verdilerde vermemiştim. Saatimi istedim kim aldı bilme diyerek vermedi. İrtikap eyledi” diyerek gelip geçene anlatıyordu. Etraf Laz Mollaya hak veriyor ve Laz Molla da imam ile Müderris vekili İbrahim Efendi’ye durmadan küfür savuruyordu. İmam efendi ile İbrahim Efendi Laz Mollayı odadan atmaktan başka çare olmadığını düşünerek medresenin su yollarını bozdurttular ve tamire çağırdıkları su tamircisine de su kanalının Laz Mollanın odasından geçtiğini söyleyerek onu kışkırttılar. Tamirci:
“Efendi kapıyı aç, elbiselerini bir kenara kaldır, döşemeleri kaldırıp su yolunu tamir edeceğim” dedi.
Molla da:
“Zamanı değildir, Erbainim tamam olduğundan gel dilediğini yap” cevabını verdi. Medresenin suyu akmadığı için bunun üzerine komşuları da Laz Mollanın aleyhine döndü.
“Böyle şey mi olur, bir adamın keyfi için susuz mu kalacağız” diye homurdandılar hatta bazıları “Erbainim ne demek atın dışarı yıkın” dediler. Çevredekiler güzellikle söyledilerse de Laz Mollanın inadını yenemediler ve Molla kapıyı açmadı ve kimseyi de içeri almadı. Bunu üzerine Medrese yönetimi ve diğer komşuları Mollanın kapısın açılması için mahkemeye müracaat ettiler. Daha sonra;
“Laz Molla, davacın var, seni hâkim ister” diye gelen memura:
“Benim kimseye borcum yok. Kimseye tecavüz etmedim. Davacımın alacağı ne ise söylesin, kanuna göre hakkı varsa vereyim” diye cevap verdi ve gelen memuru kovdu. Mesele daha da büyüyerek Şeyhülislam efendiye kadar uzandı. Şeyhülislam da padişaha durumu arz ederek Medrese odasının boşaltılması için padişahtan ferman aldı ve bir memur ile Laz Molla’ya tebliğ edildi. Laz Molla:
“Sizin padişahınız odadan çık diyor, benim padişahım ise bana buradan çıkma diyor” dedi. Bunun üzerine Laz Molla’nın deliliğine hükmedildi ve ferman kolluk kuvvetine verilerek Laz Molla’nın odadan zorla çıkartılmasına karar verildi. Kolluk görevlileri Medreseye gelerek Laz Mollanın odasının önünde durarak
“Odadan çık yoksa kapıyı kıracağız” deyince; Laz Molla tabanca ile ateş etmeye başladı, bu esnada kolluk kuvvetleri de dışardan tabanca ve tüfekle ateş etmeye başladılar kolluk görevlilerinden biri ve bir de çavuş yaralandı. Ahmediye medresesinin etrafı mahşer yerine döndü. Odanın kapısını kırıp yıkmağa kalktılar, etraftan bazı kişiler içerde cephanesi vardır, patlatır filan diyerek bu işe mâni oldular. Bunun üzerine yakındaki yangın söndürme tulumbasını getirerek odanın içine su doldurmaya başladılar az sonra da Laz Molla aman aman nidalarıyla kapıyı araladı bu esnada içeriye Deli Hüseyin ve Ahmet isminde iki delikanlı girdi. Laz Mollayı, içeride başını iki kollarının arasına almış sinmiş bir vaziyette buldular ve yakalayıp dışarı çıkardılar.
Yaralanan kolluk görevlilerinin arkadaşları Laz Mollayı dövmek istedilerse de diğer insanlar mâni oldular. Laz Molla bağlanarak Bostancı başına teslim edildi. Yalı köşkünün mahzeninde beş altı gün hapsedildi. Sorgulamasında Laz Mollanın vaktiyle İzmit’te de buna benzer bir vak’aya sebep olduğu öğrenildi. Sorulara vermiş olduğu birbirini tutmayan sözler ve cevaplardan dolayı cinnet alametleri gösterdiği anlaşıldı. Nihayet Padişah iradesiyle tutuklu bulunduğu Yalı köşkü mahzeninden alınıp boğularak idam edildi ve cesedi Sarayburnu’nundan denize atıldı.
*Erbaine girmek: İslâm Ansiklopedisine göre Mutasavvıflar ve tarikat mensupları gereksiz olarak halk arasında bulunmayı sakıncalı gördüklerinden daima yalnızlığı (uzlet, vahdet, inziva) tercih ederler. Genellikle doğu kültürlerinde 40 sayısının büyük önemi vardır. 40 rakamı olgunluk, tamlık ve sonsuzluk ifadesi olarak kullanılan bir rakamdır. Samimiyetle kendini uzlete çekerek kırk gün ibadete veren kişinin kalp menbaından fışkıran hikmetlerin dilinden döküleceği rivayet edilir. Erbaine girmenin âdâbına uyulmazsa istenen sonuç elde edilemez, Erbaine şeyhin lüzum görmesi halinde onun gözetim ve denetiminde girilir. Ayrıca erbaine girmeden önce “az yeme, az uyuma, az konuşma” esaslarına uymak gerekir. Melamiler, Mevleviler, Ca’ferî Şiîler genellikle erbaine karşıdırlar. Mevlâna Celaleddin Rumi’nin erbaini bidat saydıkları bilinmektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.