Dr. Ahmet Polat
Zan (اَلظَّنُّ)
Günlük hayatımızda, beşerî münasebetler kurduğumuz kimseler hakkında, bazı zanlarda bulunduğumuz vakidir. Hatta öyle ki, kimi zamanlarda, parçaları birleştirdikten veya gerçeklerle yüzleştikten sonra (indî) vehimlerimiz/kuruntularımızla yanlış düşündüğümüzü, hata yaptığımızı başka deyişle zannettiğimizi anlarız.
“Zan” Arapça bir kelimedir ki, tercihle birlikte zihnin bir şeyi algılaması anlamınadır. Daha kısa tabirle şüphe demektir. Fıkıh ıstılahında ise, zıdda ihtimali olmakla birlikte tercih ettiği tarafı tutmak şeklinde tanımlanabilir.
Anlaşılması bakımından zan kavramını şöyle somutlaştırabiliriz: Elimize bir cetvel alalım; bunun bir tarafına 100 (yüz), diğer tarafına da 0 (sıfır) değer verelim. Yüz değer verdiğimiz tarafa “ilim (bilgi)”, sıfır değer verdiğimiz tarafa da “cehalet (bilgisizlik)” kavramlarını yerleştirelim. Cetvelin tam orta tarafına da (40 ile 60 arası) zannı konumlandıralım. İşte bilgi ile bilgisizlik arasındaki sınıra “zan” veya “sanma” denir. Bu da demek oluyor ki, zan; bazı zamanlarda (elli üzeri) ilim/bilgiye yaklaşırken, bazı zamanlar da (kırk dokuz ve aşağısı) cehalete/bilgisizliğe yaklaşıyor.
“Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsn-i zan beslemeleri ve “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?” (Nûr, 24/12);“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır.” (Hucurât, 49/12) ayetleri ve "Zandan sakının. Zira şüphesiz zan sözün en yalan olanıdır." (Buhârî, Edeb, 58) rivayetine bakıldığında, zandan kaçınmamız veya zanda bulunduğumuzda ise iyi tarafa yormamız -hüsnü zanda bulunmamız- istenmektedir.
Günümüzde darılmalar, küsmeler, yanlış anlamalar/anlaşılmalar, zihin dünyamızdaki huzursuzluklar, boşanmalar, hatta cinayetlere yol açan etkenlerin altında “zannetmek” vardır. Şu hâlde zanna yönelik alınabilecek tedbirler, dünya-ahiret bizlerin menfaatinedir. Zira zanla beraber, zannın türevleri olan vesvese ve vehim gibi indî kuruntular; hem kişinin ruh sağlığına zarar veriyor, hem de sosyal hayattaki yaşamını olumsuz etkiliyor. Bunun sonucunda da ruhi dengesinin bozulmasıyla birlikte cemiyetten soyutlanmış ve yalnızlığa mahkûm olmuş bir portre ile karşılaşıyoruz.
Yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere zan; hüsnü zan ve suizan olmak üzere iki kısma ayrılır. İmdi bunları etraflıca ele almaya çalışacağız.
Hüsnü Zan (حُسْنُ الظَّنًِ)
“İyi (hayır) tarafı, kötü (şer) tarafa tercih etme”, “hayrı, şer yönünde önceleme” veyahut da “apaçık delil olmadan ithamdan kaçınma” manasına gelir.
Hz. Aişe’ye bühtanda bulunulan ve İfk Hadisesi diye bilinen olayda, Nûr Suresinin on ikinci ayetinde buyrulduğu üzere, “Bu apaçık bir iftiradan başka bir şey değildir” denmesi beklenmiştir.
İyi düşünmek, dinimizin gereğidir.
“Hayata pozitif enerjiyle bakmak” da denilebilir.
Hüsnü Zannı Oluşturan Etkenler
- Allah’a dua,
- Peygamberimiz ve Ashabının gitti yola ittiba,
- Müslümanlar arasında sevgi ve saygıyı yayma,
- Güzel ahlâka mugayir fiillerden kaçınma,
- İbadet, hayır hasenatta bulunma gibi iyiliklerle imanımızı güçlendirerek kalbî hastalıklara karşı refleks kazanma,
- Suizannın getireceği belalara karşı hazırlıklı olma,
- “Niyet okuma” veya “tevil” yerine dış görünüşe (zâhire) göre hüküm verme,
- Çocuklarımızı terbiye esnasında suizan ve töhmete maruz bırakmama,
- Nur Suresi ve İfk Hadisesini özümseme,
- Nezaketi elden bırakmama, “teşekkür ederim” veya “af edersiniz” sözcüklerini sıklıkla kullanma,
Hüsnü Zannın Faydaları
- İmanı kemâle erdirir,
- Şer ve fitnelere karşı kalkandır,
- Müslümanlar arasında sevgi ve dayanışmanın artmasına vesiledir,
- Toplum içerisinde kötülüklerin yayılmasına karşı kalkan vazifesi görür,
- Kalp ve ruh temizliğine yol açar; kişi, kendisiyle barışık kalır.…
Suizan (Sû-i zan/ سوُءُ الظَّنًِ)
Hüsnü zannın tam tersi anlam içerir ki, “kötü (şer) tarafı, iyi (hayır) tarafa tercih etme”, “şerri, hayır yönünde önceleme” veyahut da “apaçık delil olmadan ithamda bulunma” manasına gelir.
Suizan iki türlüdür:
Hesaba çekilen: Hakkında sahih ve muteber bilgi bulunmayan bir Müslüman hakkında kötü zanda bulunmak, töhmet altında bırakmak.
Hesaba çekilmeyen: Kişinin zihninde ani oluşan ve planlanmamış zandır ki, bunun devamı gelmez.
Suizanna Götüren Faktörler
- Dini hassasiyetlere gevşeklik gösterme,
- İnsanlara kuşkuyla bakma…
Suizannın Zararları
- Şirk, bidat ve dalalete sebeb olur,
- Allah’ın lanet ve gazabını çeker (Fetih, 48/6),
- Mümine yaraşmayan kötü amelleri işlettirir (Fussilet, 41/23),
- Karı-koca arasındaki sevgi bağlarının kopmasının sebeplerinden biridir,
- Üzüntü, keder ve yalnızlığa iter,
- Haset, kin gütme, fitne tohumları saçma gibi kalbî hastalıkları tetikler, kötü ahlâka sevk eder,
- Güvensizliğe yol açar,
- Düşmanlık ve öfkenin peyda olmasıyla birlikte kardeşlik, sevgi/muhabbet duyguları zedelenir,
- Müslümanlar, kendi aralarında ayıp bulma arayışı içine girer,
- Büyük günahlara kapı aralar…
Suizanna Karşı Alınabilecek Tedbirler
- Hüsnü zannı yaşam felsefesi edinmek,
- Suizannın haramlığını zihinden çıkarmama,
- Cehalete karşı mücadele,
- Kötü ahlaklı kimselerle arkadaşlık edinmeme,
- Haset, kin, nefret vd. kalbî hastalıklara karşı şuurlanma,
- Dinimizin, hüsnü zannı emreden hükmünü içselleştirme…
Suizan beslemek haramdır. Ancak açıktan günah işleyen ve şüpheli şeylerle meşgul olana karşı kötü zanda bulunma caiz, şer’î maslahat için kaynak kritiğinde bulunarak zihni sorgulama (suizan) ise vaciptir.
Sonuç itibariyle şunlar ifade edilebilir ki, esasında hiç önemi yokmuş gibi basit gelebilen zihni düşünceler; kalplerimizi ya karartarak günahlara daldırıyor ya da ferahlatarak birey ve toplum bazında faydaya, iyiliklere dönüştürüyor. O hâlde her şeyin (iyi-kötü şeklinde) çift yönlü yaratıldığı şu alemde neden iyiyi, hüsnü zannı tercih etmeyelim?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.