Dr. Ahmet Polat

Dr. Ahmet Polat

Nankörlük

İslâm ahlâkıyla bağdaşmayan davranışlardan biri olan ve günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız nankörlük konusunu izaha etmeye çalışacağız.

Farsça’da “ekmek” anlamındaki nân ile “görmeyen, kör” anlamındaki kûr kelimelerinden oluşan nankörlük, “yediği ekmeğin ve gördüğü iyiliğin kıymetini bilmeyen, nimeti inkâr eden” kimseyi ifade eder. Nankörlük; kişinin kendisine yapılan iyiliği veya eline geçen nimeti takdir etmeyip inkâr etmesi şeklinde de tanımlanabilir. (Tirmizî, Birr, 35.)

Doğrudan ya da dolaylı olarak pek çok ayet (İsrâ, 17/67; Sebe’, 34/13, 15 ve 17; Âdiyât, 100/6; Fecr, 89/15-16 vd.) ve hadislerde insanın nankörlüğünden bahsedilmektedir.

Dünya imtihanının bir gereği olarak insan fıtratında bulunan nankörlük zaman zaman kendini gösterebilir. Bir insana ne kadar iyilik yapılırsa yapılsın, onu ne kadar omuzlarımızda taşımış olursak olalım, günün sonunda karakterinde var olan nankörlüğü ortaya koyması çoğu zaman kaçınılmazdır.

Nankörlük ile iman arasında doğrudan bir bağ vardır. Zira nankörlüğün zıddı şükürdür. Şükür ise vefayı gerektirir. Ahde vefa imandandır. Daha açık bir ifadeyle, vefa ve nimetlere şükretmek imanın şubelerindendir. İmanı güçlü olan bir mümin vefalı olur ve fıtratında bulunan nankörlük eğilimini törpüler. Çünkü fıtratındaki zayıflıkları gidermesi gerektiğini bilir. Bu yadırganan davranışın, iman bakımından kemâle ermemiş kimselerde görülmesi ise tabidir. Başka bir deyişle, güçlü karakterli kimseler vefalı, zayıf karakterli kimseler ise nankör olmaya daha yatkındır.

Nankörlüğün îmânî boyutunun yanı sıra sosyolojik, psikolojik ve maddi yönleri de vardır. Takıntılı, kin ve nefret dolu olan, narsist, gururlu, kibirli, kıskanç, (bulunduğu konumu olduğundan farklı göstermeye çalışarak) kimlik bunalımı yaşayan, zihninde gelgitler yaşayan kimselerde nankörlük eğilimi daha belirgin hâle gelir. Bu da demek oluyor ki, güzel ahlâkla bağdaşmayan her tutum ve davranış, emsal değer taşıyan kötü davranış, başka bir kötü davranışı doğurmakta, kötülük, kendi cinsini besleyerek çoğalmaktadır.

İman ve sâlih amelin gereği olarak iyiliğin yeryüzünde yayılması gerekir. Ancak bunun önündeki en büyük engellerden birinin nankörlük olduğu söylenebilir. 

İnsanın duygusal bir tarafı da vardır. Yapılan iyilik karşısında minnet duymak, vefayı ve mutluluğu ön plana çıkarır. Buna karşılık nankörlük, mutsuzluğun bir sonucu olduğu için kötüdür. Kötülük ise şeytanî bir mahiyet taşır.

Almış olduğumuz dini ve kültürel eğitim veya insanlığımız gereği birilerinin elinden tutar, fırsatlar sunarız, iyiliğimiz dokunur. İş arkadaşımıza, evladımıza, akrabamıza, komşumuza, memurumuza ya da darda kalmış herhangi birine maddi manevi yönden rehberlikte bulunuruz. Bahse konu bu kişi, rahata erip düzlüğe çıktığında, alacağını aldığında ya da kimseciklere ihtiyacı kalmadığında mayasındaki nankörlüğü ifşa eder.

İşte tam da burada, insanın fıtratında/karakter yapısında nankörlüğün mevcut olduğunu bildiğimizde hayal kırıklığı yaşamamalı, enerjimizi kaybetmeden hayat yolculuğumuzdaki seyrimize (önümüze) bakmalıyız.

Dini hassasiyetleri bulunan Müslüman, yaptığı iyiliği Allah rızası için yapar ve O’nun hoşnutluğunu gözetir. Herhangi bir defteri/ajandası yoktur. Ancak sevdiği, emeğinin geçtiği kişi tarafından hiç umulmadık anda onun vefasızlığını/nankörlüğünü gördüğünde büyük hayal kırıklığı yaşar.

Nankörlük, esarettir. Bu kötü ahlakı taşımak hamlıktır, yapılan iyiliğin kıymetini bilmemektir, insanın içindeki “iyiliği yayma” duygusunu törpüleyerek sinmiş vaziyette kıyıya-köşeye çekilmesine neden olur. Aktif şekilde hayatın akışına yön vererek aktör olma duygularını köreltir, duygusal kırılmalara yol açar, kötülüğe teşne olur ve iyiliğin önünü keser. Dolayısıyla nankörlüğün, suya sabuna dokunmamayı ve sorumluluktan kaçınmayı tetikleyen bir davranış olduğunu söyleyebiliriz.

Günlük hayatımızda, insan ilişkilerinde ve çocuk yetiştirirken nankörlüğe karşı dikkatli olmak gerekir. Özellikle anne babalar, çocuklarına aşırı değer verip onları hayatın merkezine koyduklarında farkında olmadan bencillik ve narsistlik gibi nankörlüğe yol açan davranışları besleyebilirler. Bu yüzden ölçülü davranmak büyük önem taşır.

Nankörlüğü iyi tanımak ve buna mahal verebilecek tutum ve davranışlara mesafe koymak, güçlü bir imana sahip olduğumuzu gösterir.

İyilik yapan kimse, yaptığı iyiliğin karşılığını beklememelidir. Hz. Yusuf’un kardeşlerine, Hz. Ebu Bekir’in ise İfk Hadisesi’nde (Hz. Ayşe’ye iftira atan) akrabasına yönelik sergilediği güzel tutum, kötülüğe karşılık iyilikle mukabelede bulunmanın en güzel örneklerindendir.  

Sonuç itibariyle, hayatımızı olumsuz yönde etkileyen bu kötü davranış karşısında daima uyanık kalmalıyız. Yavrularımızı yetiştirirken, onların güçlü bir kimlik ve karakter sahibi olmalarını sağlamak amacıyla, “Allah’a çokça şükür, hamd ve senada bulunarak dua etme, tevazu, iyilikleri hayırla yâd etme, nezaket, asalet ve yapılan iyiliklere teşekkür etme” gibi erdemleri onlara kazandırarak farkındalık oluşturmalıyız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Dr. Ahmet Polat Arşivi

Irkçılık III

26 Mayıs 2026 Salı 11:00

Tersinden Okuma

20 Mayıs 2026 Çarşamba 10:14

Giyim Kuşamda Ölçü

27 Nisan 2026 Pazartesi 12:27

Mahremiyet

23 Nisan 2026 Perşembe 10:50

Yeme İçme Âdâbı

09 Nisan 2026 Perşembe 10:22