M.Bilge Demir
Yerinden Oynatılan Taş
Kene Vakaları Üzerinden Doğanın Dengesini Okumak
Evren büyük bir denge üzerine inşa edilmiştir. Bizim kimi zaman önemsemediğimiz bir bitkinin, bir böceğin, hatta gözle zor fark edilen bir canlının bile bu düzen içinde bir görevi vardır. Çünkü Allah yarattığı hiçbir canlıyı sebepsiz yaratmamıştır.
Doğa öyle hassas bir bütündür ki, yerinden oynayan tek bir taş bile bütün yapıyı etkileyebilir. Bir türün azalması, bir canlının yaşam alanından çekilmesi ya da insanın doğaya yaptığı müdahaleler, yıllar sonra hiç beklenmedik sonuçlarla karşımıza çıkabilir.
Ülkemizde son zamanlarda korku veren kene vakalarını hepimiz biliyoruz. Özellikle yaz aylarının gelmesiyle birlikte artan vakalar, toplumda ciddi bir endişeye neden oluyor.
Peki kenelerin artışının ardında yalnızca sıcak havalar mı var? Yoksa doğanın bozulan dengesi de bu tablonun bir parçası olabilir mi?
Son yıllarda sıkça dile getirilen görüşlerden biri, tavukların doğal yaşam alanlarından uzaklaştırılarak kafes sistemlerine alınmasının ekolojik dengeyi etkilediği yönünde. Bu iddia ne kadar doğru? Kene artışlarının asıl nedenleri neler?
Gelin, bu soruların cevaplarını bilimsel veriler ve ekolojik gerçekler ışığında birlikte inceleyelim.
Artan vakalarla birlikte sosyal medyada da çeşitli iddialar dolaşıma girdi. Bunlardan biri de kenelerin dışarıdan getirildiği, hatta bazı çevrelerce Bill Gates tarafından gökyüzünden bırakıldığı yönündeki iddialardı. Ancak bilim insanları, kene popülasyonlarındaki artışı komplo teorilerinden çok; iklim değişikliği, çevresel dönüşümler, yaban hayatındaki değişimler ve ekolojik dengenin bozulması gibi nedenlerle açıklıyor.
Keneler yeni ortaya çıkmış canlılar değildir. Yaklaşık 100 milyon yıldır yeryüzünde varlıklarını sürdürmektedirler. Hatta yapılan araştırmalarda dinozorlar dönemine ait kehribarların içinde bile kene fosillerine rastlanmıştır. Değişen şey kenelerin varlığı değil; onların yaşam alanlarını, sayılarını ve insanlarla karşılaşma sıklığını etkileyen çevresel koşullardır.
Bugün Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak bilinen hastalık ilk kez 1944 yılında Kırım'da görülen salgınlarla dikkat çekmiş, 1956 yılında Kongo'da aynı virüsün tespit edilmesi üzerine bugünkü adını almıştır. Aradan geçen onlarca yıla rağmen hastalık güncelliğini korumaya devam ediyor.
Uzmanlara göre son yıllardaki kene artışlarının başlıca nedenleri arasında iklim değişikliği, kış mevsimlerinin daha ılık geçmesi, yaban hayatındaki değişimler ve çevresel dönüşümler yer alıyor. Dünya üzerinde 900'den fazla kene türü bulunuyor ve bunların yalnızca bir kısmı insan sağlığı açısından risk oluşturuyor. Ayrıca keneler yalnızca insanları değil, hayvanları da etkileyen birçok hastalığın taşıyıcısı olarak kabul ediliyor.
Peki tavukların kafeslere alınması ve serbest gezen tavukların azalması bu tablonun neresinde duruyor?
Bu konuda kesin hükümler vermek kolay değil. Ancak ekolojik denge açısından bakıldığında, tavukların yalnızca yumurta üreten hayvanlar olmadığı görülüyor. Serbest dolaşan tavuklar gün boyunca toprağı eşeliyor, çeşitli böcekleri, larvaları ve zararlıları tüketerek doğal döngünün bir parçası hâline geliyor.
Bugün milyonlarca tavuğun kapalı sistemlerde yetiştirilmesi, onların doğadaki bu işlevlerini de sınırlandırmış durumda. Elbette kene artışlarını yalnızca buna bağlamak bilimsel bir yaklaşım olmaz. Ancak doğanın her halkasının bir görev üstlendiği düşünüldüğünde, bu değişimin ekosisteme hiçbir etkisinin olmadığını söylemek de kolay değildir.
Türkiye'de milyonlarca tavuk, kanatlarını dahi tam olarak açamadan yaşamını sürdürüyor. Üstelik yalnızca tavuklar değil; insan eliyle kurulan sistemlerin içinde, doğal yaşamlarından uzaklaştırılmış daha nice canlı var.
Belki de mesele tavuklar değildir. Mesele, doğanın milyonlarca yılda kurduğu dengeye insanın yaptığı müdahalelerin birikerek nasıl sonuçlar doğurduğunu anlayabilmektir.
Elbette kene artışlarını yalnızca buna bağlamak doğru olmaz. Ancak şu soruyu sormadan da geçemiyorum: Doğanın milyonlarca yılda kurduğu dengeyi değiştirirken, bunun sonuçlarından tamamen bağımsız kalabilir miyiz?
Belki de bugün yaşadığımız birçok çevresel sorun, doğanın intikamı değil; bozulan dengenin bize gönderdiği bir uyarıdır.
Doğa öfkelenmez, kin tutmaz. Fakat kendi kurallarını da unutmaz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.