Makbule Pekdoğan

Makbule Pekdoğan

İçinizdeki Çocuk Evsiz mi?

Modern dünyanın gürültüsü içinde hepimiz bir yerlere yetişmeye, başarılı olmaya ve onaylanmaya çalışıyoruz. Ancak gün bitip de el ayak çekildiğinde, pek çoğumuzun içini tarif edilemez bir boşluk duygusu kaplıyor. Bir yerlere, birilerine ait olma arzusuyla yanıp tutuşurken, aslında en büyük aidiyet problemimizi kendi içimizde yaşadığımızı çoğu zaman fark etmiyoruz. Oysa gerçek şu ki; insan, kendi ruhunun derinliklerinde barışık bir “yuva” inşa edememişse, dünyanın en huzurlu limanında bile kendini bir sığınmacı gibi hissetmeye mahkûmdur.

Psikoloji dünyasında üzerinde sıkça durulan “içsel çocuk” kavramı, yalnızca çocukluk fotoğraflarımızdaki o masum çocuk değildir. O; bugün verdiğimiz kararların, kurduğumuz ilişkilerin ve partnerlerimizden beklediğimiz ilginin başrol oyuncusudur. Çocukluk yıllarında ne kadar görüldüğümüz, duygularımızın ne kadar kabul edildiği, yetişkinlik hayatımızın temel harcını oluşturur.

Birçoğumuz geçmişe dönüp baktığında “Her şey normaldi.” diyerek kapıları kapatmayı seçer. Ancak yetişkinlikte bir eleştiri aldığımızda hissettiğimiz orantısız öfke, bir mesajın geç gelmesiyle tetiklenen terk edilme korkusu ya da bitmek bilmeyen kusursuz olma çabası; aslında o geçmişin bugündeki hayaletleridir. Mantıklı bir yetişkin olarak tepki verdiğimizi sanırken, çoğu zaman direksiyonu çocuklukta ihmal edilmiş, susturulmuş ya da yeterince sevilmemiş o küçük çocuk devralır.

Hayat boyu düşülen en büyük tuzaklardan biri, içimizdeki o kadim eksikliği bir başkasının varlığıyla tamamlamaya çalışmaktır. Partnerimizin sevgisiyle değerli olduğumuza, patronumuzun onayıyla başarılı olduğumuza inanırız. Oysa içsel bir yuvaya sahip olmayan biri için dışarıdan gelen her sevgi, tabanı delik bir kovaya su doldurmaya benzer. Ne kadar çok su taşınırsa taşınsın, kova asla dolmaz ve geriye yine o tanıdık yalnızlık hissi kalır.

Şifa, dışarıdan içeriye değil; ancak içeriden dışarıya doğru aktığında kalıcı olur. Bir başkasının bizi “iyileştirmesini” beklemek yerine, kendi yaralı parçalarımızın şefkatli ebeveyni olma sorumluluğunu almak gerekir.

 

Kendi içimizde güvenli bir alan oluşturmak, kendimize “Seni görüyorum ve olduğun gibi kabul ediyorum.” diyebilme cesaretidir. Mükemmel bir çocukluk geçirmemiş olabiliriz; hatta en iyi niyetli anne babalar bile bazen bir çocuğun ruhsal ihtiyaçlarını ıskalayabilir. Önemli olan geçmişi suçlamak değil, bugünün yetişkini olarak o küçük çocuğun elinden tutabilmektir.

Zor anlarda kendimize şu soruyu sormak güçlü bir başlangıçtır: “Şu an hissedilen bu yoğun duygu gerçekten yetişkin hâle mi ait, yoksa geçmişten gelen bir yaranın yankısı mı?” Bu farkındalık, içsel yuvaya eklenen ilk tuğladır. Korkulara bir yargıç gibi değil, merhametli bir dost gibi bakılmaya başlandığında, ruhun parçaları yavaş yavaş birleşir.

Hangi hikâyeden gelinmiş olursa olunsun, içimizdeki o çocuğu tanımak ve onu sevgiyle bugüne taşımak, gerçek özgürlüğün anahtarıdır. Başkalarından beklenen şefkat önce kendimize sunulduğunda, içimizdeki çocuk artık dış dünyada bir yuva aramak zorunda kalmaz.

Kendi içinde o güvenli limanı kurabilen biri için dışarıdaki fırtınalar eskisi kadar sarsıcı değildir. Çünkü artık bilinir ki; en güvenli yer insanın kendi kalbidir ve o çocuk nihayet evine dönmüştür.

Bu yazımı hazırlarken, psikoterapist Stefanie Stahl’ın “İçindeki Çocuğa Bir Yuva Bul” kitabındaki temel yaklaşımlar ile “Gölge Çocuk – Güneş Çocuk” felsefesinden esinlendim…….. Bir sonrakı yazımda buluşmak ümidiyle hoşça ve mutlu kalın

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Makbule Pekdoğan Arşivi

Kronik Hasta Değil, Kronik Müşteriyiz

11 Şubat 2026 Çarşamba 14:10

İnsan Avı: Dünyanın Gizlenen Vahşeti

04 Şubat 2026 Çarşamba 11:40

Annelerin Sessiz Kıyameti

02 Şubat 2026 Pazartesi 10:07

Vahşetin Görünmez Ortakları

18 Ocak 2026 Pazar 11:49

Söylediklerimizden İbaretiz

12 Ocak 2026 Pazartesi 13:11

Gaz Lambasından Dijital Karanlığa

05 Ocak 2026 Pazartesi 15:23

Af Değil, İnfaz İflası

31 Aralık 2025 Çarşamba 14:13

Ne Ekiyorsan Onu Yaşarsın

16 Aralık 2025 Salı 13:00