Güllü Çelik Çuhadar

Güllü Çelik Çuhadar

Bir Öğretmen Daha Eksilmesin

Bir okulun bahçesinde bir öğretmen daha yere düştü.

Ve biz yine aynı sorunun etrafında dönüyoruz:

Şiddet neden bu kadar kolaylaştı?

28 Eylül’de Osmaniye Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Valilik, saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu ve olayın öğrencilerle ya da eğitim-öğretim faaliyetleriyle ilgili olmadığını açıkladı.

Fakat olayın bir okul bahçesinde gerçekleşmiş olması, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken daha büyük bir gerçeği yeniden önümüze koyuyor:

Okullar, çocukların yalnızca ders öğrendiği yerler değildir.

Orada çocuklar öfkelerini yönetmeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi, özür dilemeyi, sınır koymayı ve başkasının sınırına saygı göstermeyi de öğrenir.

Bu yüzden öğretmene yönelik şiddeti yalnızca bir güvenlik meselesi olarak görmek eksik kalır.

Bu, aynı zamanda bir aile, eğitim ve toplum meselesidir.

Çünkü şiddet çoğu zaman bir anda doğmaz.

Bilimsel araştırmalar, gençlerde şiddetin tek bir nedene indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. Aile içindeki şiddet ve çatışma, sert veya tutarsız disiplin, yetersiz ebeveyn gözetimi, okuldan kopuş ve olumsuz akran çevresi gibi birçok etken riski artırabiliyor. Buna karşılık aileyle güçlü bağ, çocukla sorunları konuşabilmek ve güvenli bir okul ortamı koruyucu faktörler arasında yer alıyor.

Yani mesele yalnızca çocuğun ne yaptığı değil; hangi ortamda büyüdüğü de.

Bugün çocuklarımızın kaç soru çözdüğünü, hangi sınavdan kaç aldığını, hangi okulu kazandığını çok konuşuyoruz.

Ama daha temel bir soruyu yeterince sormuyoruz:

Çocuğumuz öfkelendiğinde ne yapıyor?

Bir öğretmeniyle anlaşamadığında?

İstediği olmadığında?

Kaybettiğinde?

Reddedildiğinde?

İşte eğitim biraz da tam burada başlıyor.

Çünkü çocuğa yalnızca başarılı olmayı öğretmek yetmez.

Kaybetmeyi de öğretmek gerekir.

"Hayır" cevabını kabul etmeyi de.

Özür dilemeyi de.

Öfkeliyken durabilmeyi de.

Anne babalara belki de en önemli hatırlatma şu:

Çocuğunuzun her davranışını savunmak, onu korumak değildir.

Bazen çocuğun yanında olmak, "Haklısın" demek değil; "Seni anlıyorum ama bunu yapmana izin vermiyorum" diyebilmektir.

Çocuğun duygusunu kabul etmek, davranışını onaylamak değildir.

"Öfkelenebilirsin."

Ama:

"Öfkelendiğinde zarar veremezsin."

Bu ayrımı çocuklarımıza öğretmek zorundayız.

Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenir.

Evده bağırarak çözülen her tartışma, çocuğa bir iletişim biçimi öğretir.

Şiddetle verilen her ceza, gücün ne olduğuna dair bir mesaj bırakır.

Öğretmeni küçümseyen her cümle, çocuğun zihninde eğitimin değerini biraz daha aşındırır.

Bu nedenle çocuğumuza "Öğretmenine saygı duy" demeden önce, bizim öğretmenden nasıl bahsettiğimize bakmamız gerekir.

Çünkü çocuğun ilk okulu evdir.

Ama okul, ailenin bıraktığı yerden devam eden ikinci eğitim alanıdır.

Bu nedenle öğretmenlerin güvenliği yalnızca öğretmenlerin sorumluluğu değildir.

UNESCO, okul şiddetinin öğrenciler arasındaki saldırılarla sınırlı olmadığını; öğretmenlerin ve okul çalışanlarının da fiziksel, sözlü ve psikolojik şiddete maruz kalabildiğini vurguluyor. Güvenli bir okul ortamı için aile, öğretmen, öğrenci ve okul yönetiminin birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Öğretmen, çocuğumuzun karşısında duran biri değildir.

Çocuğumuzun hayatına bizimle birlikte dokunan kişidir.

Bir öğretmen şiddete uğradığında yalnızca bir eğitim çalışanı zarar görmez.

Bir sınıfın güven duygusu sarsılır.

Bir öğrencinin rol modeli eksilir.

Bir okulun hafızasına korku yazılır.

Bu yüzden öğretmeni korumak yalnızca okulun kapısına güvenlik koymakla bitmez.

Öğretmeni korumak, eğitime verilen değeri korumaktır.

Çocuğa sınır koymalıyız ama aşağılamadan.

Disiplin vermeliyiz ama korkutmadan.

Dinlemeliyiz ama her davranışını mazur görmeden.

Onunla yalnızca derslerini değil, duygularını da konuşmalıyız.

"Bugün kaç aldın?" kadar, "Bugün seni ne öfkelendirdi?" diye de sormalıyız.

"Öğretmenin ne yaptı?" kadar, "Sen ne hissettin ve nasıl karşılık verdin?" diye de sormalıyız.

Çünkü erken fark edilen bir öfke, konuşulmuş bir sorun, kurulmuş sağlıklı bir sınır ve gerektiğinde alınan profesyonel destek; büyüyerek kontrolden çıkan bir davranıştan çok daha kolay yönetilebilir.

Bugün bir öğretmenin ardından üzülüyoruz.

Ama yalnızca üzülmek yetmez.

Çünkü yasın içinde bir sorumluluk da vardır.

Çocuklarımızı yalnızca iyi üniversitelere değil, iyi insan olmaya hazırlamalıyız.

Onlara başarıyı değil sadece; vicdanı da öğretmeliyiz.

Bilgiyi değil sadece; sorumluluğu da.

Özgürlüğü değil sadece; sınırı da.

Öfkeyi değil sadece; öfkeyle ne yapacağını da.

Mehmet Bilgili’nin ardından geriye yalnızca bir acı bırakmayalım; bir ders bırakalım.

Çünkü eğitim, insanın yalnızca ne bildiği değildir.

Eğitim, bildikleriyle nasıl bir insan olduğudur.

Bir öğretmen daha eksilmesin.

Bir okul daha korkuyla anılmasın.

Ve hiçbir anne baba, çocuğunun yalnızca başarılı olmasını değil; vicdanlı, sorumluluk sahibi ve şiddet karşısında kendini durdurabilecek kadar güçlü bir insan olmasını da istesin.

Çünkü belki de çocuklara bırakabileceğimiz en büyük miras, onların dünyayı değiştirmesi değil; dünyaya zarar vermeden yaşayabilmeyi öğrenmesidir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Güllü Çelik Çuhadar Arşivi

Kendine Göç

03 Eylül 2026 Perşembe 17:30

Çocukluk da Tatile Çıkmalı

16 Temmuz 2026 Perşembe 12:30

Aynı Kazanda Kaynayan İnsanlık: Aşure

06 Temmuz 2026 Pazartesi 17:00

Çocuklar Bizi Dinlemez, Bizi Yaşar

02 Haziran 2026 Salı 09:47

Farz Et Ki Bugün 18 Mayıs 1919…

18 Mayıs 2026 Pazartesi 11:16

Kendinle Nasıl Konuşuyorsun?

12 Mayıs 2026 Salı 10:18