Güllü Çelik Çuhadar

Güllü Çelik Çuhadar

Kendine Göç

İnsan hayatı boyunca kaç kez yer değiştirir? Bir şehirden başka bir şehre, bir ülkeden başka bir ülkeye, bir evden başka bir eve… Peki, hiç kendinden başka bir “kendine” göç ettin mi? Belki de hayatımızdaki en büyük göç, bavullarımızı topladığımız gün değil; artık eski halimizle devam edemeyeceğimizi fark ettiğimiz gündür. Çünkü bazı göçlerin haritada bir karşılığı yoktur. Adres değiştirmezsin. Pasaportuna yeni bir damga vurulmaz. Kimse sana “Nereye gidiyorsun?” diye sormaz. Ama sen içeride bir yerden başka bir yere geçersin. Ben buna kendine göç diyorum.

İnsanın iç dünyası da tıpkı yaşadığı şehirler gibi katmanlıdır. Çocukluğumuzdan itibaren zihnimizde inançlar, davranış kalıpları ve duygusal kayıtlar birikir. Bize kim olduğumuzu, neyi hak ettiğimizi, neden korkmamız gerektiğini ve hayatta nasıl davranacağımızı anlatan görünmez bir harita oluşur. Psikolojide bu yapıların önemli bir bölümü şemalar ve öğrenilmiş davranış örüntüleri üzerinden açıklanır. Çocukken bizi koruyan bazı davranışlar, yetişkin olduğumuzda üzerimize dar gelebilir. Bir zamanlar reddedilmemek için geliştirdiğimiz “herkesi memnun etme” davranışı, yıllar sonra kendi ihtiyaçlarımızı duyamamamıza neden olabilir. Bir zamanlar bizi koruyan korkular, bugün yaşamamızı engelleyebilir. İşte insanın kendine göçü tam burada başlar.

Kendine göç, kendinden kaçmak değil; kendine yabancılaşmış taraflarını yeniden tanımaktır. Üstelik beynimiz de sandığımız kadar değişmez değildir. Modern nörobilimin ortaya koyduğu nöroplastisite kavramı, beynin deneyim ve öğrenmeye bağlı olarak kendini yeniden düzenleyebildiğini gösteriyor. Tekrarlanan düşünce ve davranışlar belirli sinir ağlarını güçlendirebilir; yeni deneyimler ise yeni bağlantıların oluşmasına katkı sağlayabilir. Bu, hayatımız için çok güçlü bir mesaj taşır: Geçmişimiz kaderimiz olabilir ama geleceğimiz olmak zorunda değildir.

“Ben böyleyim.” “Ben değişemem.” “Ben hep böyle tepki veriyorum.” Bazen karakterimiz sandığımız şey, yalnızca yıllarca tekrar ettiğimiz alışkanlıkların sesidir. Ve alışkanlıklar değişebilir. Elbette değişim, bir sabah başka bir insan olarak uyanmak değildir. Bazen çok daha sessiz gerçekleşir. Eskiden sustuğun yerde konuşursun. Seni tüketen bir ilişkide kalmamayı seçersin. Herkesi memnun etmek yerine kendi sınırını fark edersin. Geçmişte seni yaralayan bir olayın, bugününü yönetmesine izin vermezsin. Kimse fark etmez. Ama sen bilirsin. Çünkü içeride bir şehir değişmiştir.

Kendine göç yalnızca zihinsel de değildir. İnsan duygularından da göç eder. Öfkeden anlayışa… Korkudan cesarete… Bağımlılıktan özgürlüğe… Kendini suçlamaktan kendine şefkate… Üstelik bütün duygularımızın bir işlevi vardır. Öfke bazen ihlal edilmiş bir sınırı, korku bir tehdit algısını, üzüntü bir kaybı, kaygı ise belirsizliği haber verir. Bu nedenle iyileşmek, duygularımızı susturmak değil; onları dinlemeyi öğrenmektir. Çünkü insan bazen kendisini düzeltmeye değil, önce kendisini anlamaya ihtiyaç duyar.

Belki de bu yüzden hayatımızın bazı dönemlerinde kendimizi kaybolmuş hissederiz. Eski halimize dönmek istemeyiz ama yeni halimize de henüz ulaşamamışızdır. İşte o aralık, aslında büyümenin başladığı yerdir. Bir tohumun toprağın altında geçirdiği zamanı düşünün. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyordur. Ama içeride kökler oluşuyordur. İnsan da bazen en sessiz dönemlerinde büyür.

Kendine göçün en önemli duraklarından biri de öz şefkattir. Kendimize yıllarca “Neden böyle yaptım?” diye sorabiliriz. Belki de daha iyisi şudur: “Bunu yaparken neye ihtiyacım vardı?” İlk soru suçlar. İkincisi anlamaya çalışır. Kendine şefkat, hatalarını görmezden gelmek değildir. Kendine mazeret üretmek de değildir. Hatanı kabul ederken kendi insanlığını da reddetmemektir. “Yanlış yaptım.” Ama… “Ben yalnızca yanlışlarımdan ibaret değilim.” İşte bu cümle, insanın kendine dönüş yolculuğunda önemli bir eşik olabilir.

Çünkü hepimiz hayatımızın bir yerinde göçmeniz. Kimi çocukluğundan göçüyor. Kimi eski bir ilişkiden. Kimi ailesinin ona biçtiği rolden. Kimi yıllarca taşıdığı korkulardan. Kimi de başkalarının kendisi hakkında yazdığı hikâyeden. Ve insan büyüdükçe fark ediyor: Kendimize ait olmayan kimlikleri taşımak, dünyanın en ağır valizidir.

Bu yüzden bugün kendinize sorun: “Ben hayatımın hangi yerinde hâlâ eski halimde yaşıyorum?” Ve ardından: “Bugün kendime doğru atabileceğim en küçük adım ne?” Çünkü büyük değişimler her zaman büyük kararlarla başlamaz. Bazen bir “hayır” ile başlar. Bazen yardım istemekle. Bazen affetmekle. Bazen de kendini ilk kez suçlamamayı seçmekle…

İnsan dünyada birçok yere gidebilir. Şehirler, ülkeler, evler değiştirebilir. Ama hayatının en uzun yolculuğu çoğu zaman birkaç santimlik bir mesafedir: Zihninden kalbine. Korkundan cesaretine. Geçmişinden bugününe. Başkalarının hikâyesinden kendi hikâyene. Ve sonunda… Kendinden yine kendine.

Belki gerçek özgürlük, istediğimiz her yere gidebilmek değildir. Artık olmak istemediğimiz yerde kalmak zorunda hissetmemektir. Bu yüzden bazen yeni bir hayata başlamak için gitmek gerekmez. Bazen sadece kendine dönmek gerekir. Çünkü insanın en büyük göçü, bir ülkeden diğerine değil; kendinden kendine yaptığı yolculuktur. Ve belki de insan, hayatında ilk kez kendine vardığında gerçekten “evine dönmüş” olur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Güllü Çelik Çuhadar Arşivi

Bir Öğretmen Daha Eksilmesin

30 Eylül 2026 Çarşamba 18:00

Çocukluk da Tatile Çıkmalı

16 Temmuz 2026 Perşembe 12:30

Aynı Kazanda Kaynayan İnsanlık: Aşure

06 Temmuz 2026 Pazartesi 17:00

Çocuklar Bizi Dinlemez, Bizi Yaşar

02 Haziran 2026 Salı 09:47

Farz Et Ki Bugün 18 Mayıs 1919…

18 Mayıs 2026 Pazartesi 11:16

Kendinle Nasıl Konuşuyorsun?

12 Mayıs 2026 Salı 10:18