Dr. Ahmet Polat

Dr. Ahmet Polat

Zekât ile Faiz arasında mukayese

Rahmet ve mağfiret iklimi Ramazan ayında gündeme gelen konulardan biri de zekât meselesidir. Dini hassasiyete sahip bireyler, vermeleri gereken zekât miktarını belirlemek amacıyla mal varlıklarının muhasebesini yaparlar. Ancak bu süreçte şeytan, mükellefe malının azalacağına yönelik vesvese verebilir (Bakara, 2/268). Bununla birlikte, zekât vermek yerine malını faize yönlendirmesini telkin edebilir. Zira düz bir mantıkla bakıldığında, zekât ve infak malı azaltır, faiz ise serveti artıran bir unsur gibi görülebilir. Oysa Kur’an’a göre zekât malı bereketlendirirken, faiz ise serveti bereketsiz kılar (Bakara, 2/276). Bu yazıda, zekâtın malı nasıl artırdığı meselesi üzerinde durulacaktır.

Zekât ile faiz arasında ters orantı vardır. Şöyle ki:

Faiz yoluyla artan servetin, toplumsal ve bireysel düzeyde krizlere, huzursuzluklara ve menfaat merkezli bir tutuma zemin hazırladığı görülmektedir. Buna karşılık, zekât sebebiyle miktar olarak azalan servet, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ve iyilik hâlini yaygınlaştıran bir etki üretmektedir.

Faiz, ekonomik literatürde sermayenin âtıl kalmasına, kaynakların dar bir çevrede yoğunlaşmasına ve istihdamın olumsuz etkilenmesine yol açan bir unsur olarak değerlendirilir. Faiz gelirine dayalı birikim modeli, sermaye sahiplerini parayı dolaşıma sokmak yerine stoklamaya yöneltebildiği için, üretim ve istihdam üzerinde baskı oluşturur. Diğer taraftan zekât, servetin bir elden başka bir elde dolaşmasını sağlar. Zekât yükümlülüğü, malın belirli bir kısmının ihtiyaç sahiplerine aktarılmasını zorunlu kılar. Dolayısıyla:

  • Paranın piyasada dolaşımını hızlandırır.
  • Stoklanmış para, ihtiyaç sahiplerine ulaşmasıyla depolarda bekleyen malların satılmasına katkı sağlar.
  • Arz talep dengesine olumlu yönden katkı sağlayarak ekonomik canlılığı ve toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Bu yönüyle zekât, sosyal hayatta insanların huzur ve sükûnet içerisinde yaşamasına yardımcı olur.

Faiz, toplumsal krizi derinleştiren bir unsurdur. Para musluklarının kapanmasıyla ekonomik faaliyetlerin yavaşladığı, paranın tedavülden çekildiği ve buna bağlı olarak piyasa hacminin küçüldüğü gözlemlenebilir. Para akışının kesintiye uğraması hem üretim hem de tüketim kanallarında tıkanmalara yol açarak toplumsal yapıda kırılganlığı artırır. Bu durum, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri büyütürken ekonominin kötüleşmesine sebebiyet verir. Öte yandan zekât, paranın ihtiyaç sahiplerine aktarılmasıyla piyasada paranın dolaşımını canlı tutar. Nakit paranın dönmesine hem tüketim kapasitesini hem de üretim motivasyonunu destekleyerek ekonomi çarklarının dönmesini sağlar. Bu süreç, yalnızca ekonomik hareketliliği değil, aynı zamanda toplumsal barışı da güçlendirir. Çünkü zekât, servetin belirli ellerde birikmesini engelleyip sosyal dayanışmayı kurumsallaştırır. Kısaca, faiz; piyasada fren vazifesi görür.

Faiz, servetin yukarı doğru yığılmasını hızlandırır, sosyal statüyü keskinleştirir ve sınıflar arası makası açar. Böylece kast sistemi meydana gelir. Zekât ise servetin yeniden dağılımını sağlar, toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve sosyal uyumu pekiştirir. Toplum içerisinde zengin ile fakir arasında köprü (denge) vazifesi görür. Başka bir deyişle faiz, zenginin zenginliğini artırarak fakirin fakirliğini tetikler. Zekât ise orta direği oluşturur. Zekât sayesinde toplumsal denge kurulur.

Faiz, para sahiplerinin aşırı lüks hayat sürmelerine katkı sağlar. Zekât ise günlük zaruri ihtiyaçların giderilmesine katkı sağlar. Dolayısıyla faiz, üst kesime; zekât ise alt kesime hitap eder.

Faiz, toplumsal problemlere duyarsızdır. Ekonomik ilişkileri yalnızca çıkar ve kâr eksenine indirgediği için toplumsal problemlere karşı duyarsızlık üretir. Servetin belirli ellerde yoğunlaşması, gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştirir ve sosyal çözülmeyi hızlandırır. Bu durum, bireyleri ekonomik baskı altında bırakarak fuhuş, hırsızlık, rüşvet, gasp ve kumar gibi toplumsal sorunların artmasına zemin hazırlayabilir. Faiz üzerine kurulan sistem, bu tür problemlerin ortaya çıkışını engellemek bir yana, çoğu zaman onları besleyen ekonomik eşitsizlikleri tetikler. Zekât ise toplumsal yaralara derman olur. İnsanların (yukarıda sayılan) içtimai problemlerine karşı duyarlıdır. Servetin dolaşımını sağlayarak toplumsal dayanışmayı kurumsallaştıran bir mekanizma niteliği taşır. Kaynakların ihtiyaç sahiplerine aktarılması, yalnızca ekonomik bir destek değil, aynı zamanda ahlâkî ve sosyal bir koruma kalkanı oluşturur. Temel ihtiyaçların karşılanması, bireyleri suça sürükleyen ekonomik baskıları azaltır. Böylece zekât, toplumsal problemlere karşı koruyucu ve iyileştirici bir rol üstlenir.

Zekât, (kazancın haram olma ihtimaline binaen) malı ve insan ruhunu (dünya sevgisinden, haset, kin ve mal yığma (biriktirme) hastalığından) temizler. Faiz ise kazanca/paraya haram katar, kişinin mal yığma hırsını artırır. (Tevbe, 9/103.)

Zekât, kişiyi ve malı (ebedi kılarak) korur. Faiz ise malın/kazancın bereketini alır götürür. (Rûm 30/39.) Ahirete yatırım yapmak, malı ebedi kılar.

Zekât, malı azaltırken kazandırır. Faiz ise parayı çoğaltırken azaltması arasındaki ilişki “Nice az birlik vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir.” (Bakara, 2/249.) ayeti ile ilişkilendirilebilir. Ayrıca faizli kazançta bereket yoktur, zekâtı verilen malda ise bereket/artış vardır.

Zekât karşılıksız iyiliğin simgesidir. Faiz ise menfaatperestliğin tetikçisidir, insanlar arasında iyiliği, ihsanı ve yardımlaşmayı öldürür.

Zekât çalışmaya, faiz ise tembelliğe sevk eder.

Zekât, sömürü düzenine bir başkaldırıdır, malı ebedileştirir. Faiz ise sömürü düzenine odun taşır, krizlerin baş müsebbibidir.

Zekât rahmani, faiz ise şeytani duruşu simgeler. Teslimiyeti mi yoksa şeytanın vesvesesini mi tercih edeceğimizi gösteren ahlâkî yönden nişan mesabesindedir.

İnsan, seküler mantıkla baktığında, faizin Allah tarafından haram kılınmasını pek anlamlandıramayabilir. Şu gerekçe ikna edici niteliktedir: Ticaret yapabilecek zekaya (donanıma) sahip bir kimse, para bulamadığı zaman bankaya ya da tefeciye giderek yüksek faizden borç/kredi alır. Bu da ticarette maliyetleri yükseltir. Böylece hayat pahalılığına sebebiyet verir. Faizle borç veren ise riske girmeden servetini katlar. Zekât ise ihtiyaç sahibi fakire temlik edilir ve onun borç/baskı altına girmeden iş yapması sağlanırsa ticaretini piyasa şartlarında icra eder.

Allah rızası, paradan daha önemlidir. 

Kısaca zekât, (salt olarak) nisap miktarı malımızdan %2,5 oranında vermek anlamını ifade etmiyor. O hâlde vereceğimiz zekâtları bu duygu ve düşüncelerle verelim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Dr. Ahmet Polat Arşivi

Yeme İçme Âdâbı

09 Nisan 2026 Perşembe 10:22

Yolun Başındaki Gençlere Tavsiyeler III

02 Nisan 2026 Perşembe 10:14

Irkçılık II

26 Mart 2026 Perşembe 11:00

2026 Bayram programım

18 Mart 2026 Çarşamba 10:30

Irkçılık

12 Mart 2026 Perşembe 10:57

Bir Başka Açıdan Ramazan

20 Şubat 2026 Cuma 13:06

Tufeylî II

16 Şubat 2026 Pazartesi 11:00

İnançlı Âmirin Vasıfları

12 Şubat 2026 Perşembe 11:34