Alaattin Karaer
Taşucu’na giderken! (6) (Beşikli Mağara)

Beşikli Mağara, tarihin ilk dönemlerinden beri sayısız uygarlığın birbiriyle etkileşim içerisinde olduğu Hatay'ın en dikkat çekici yerleri arasında bulunuyormuş.
Titus Tüneli sahası içerisinde ve yakınında bulunan Roma dönemine ait kaya mezarların bulunduğu, bunlardan en ünlülerinin “Beşikli Mağara” sı. Karşımızdan gelenlere sorduk. Yakın mı, uzak mı diye. Kimisi sıcaktan olacak, gitmediklerini, kimisi, uzakmış diye söylediğinden, eşim siz oturun ben gidip bakayım, size haber vereyim dedi. Çok fazla sürmedi gidip geldiği. Yakınmış dedi. Gerçektende kilometrelerce değil. 200 metre var yok. Bizim insanlar çok hareketi sevmiyor nedense! Gerçekten bu kadar yol gelip de görmemek…
Ne denir bilmiyorum.
Yöre halkı tarafından mezar adasının içinde yan yana aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş üzeri düz çatılı iki taş sandukalı mezardan ötürü Beşikli Mağara olarak adlandırılmış olan ve Roma döneminde yapılmış Nekropol yani mezarlık alanı, kireç taşı yumuşak kayalık yamaçların oyulmasıyla oluşturulmuş.
Beşikli Mağara olarak adlandırılan anıt mezar, birbirine bağlantılı dört mekandan, tabana ve yan duvarlara oyulan toplam 93 mezar yatağından oluşmaktadır.
Giriş bölümü önde olup, cephe görüntüsü üç girişli, ayrıca 4 sütun bulunmaktadır.
Burada bulunan mezarlardan 12 tanesinin Romalı yönetici ve Seleucia Pieria kentinin ileri gelenlerine ait olduğu düşünülmektedir. Mezarlar birbirlerinden duvarlar ile ayrılmıştır. Bu taş mezarlar, taş sütunlar ve kemerlerin birbirine bağladığı bölümler halinde olup, yukarıdan aşağıya yine taş merdivenlerle inilmektedir.
Bu mağara mezarlarının dışında kalan alanlarda da geniş Nekropol yani mezarlıklar bulunmaktadır.
Mağara, Roma döneminde Akdeniz'in doğusundaki iki büyük limandan birine ev sahipliği yapan Seleucia Pieria Antik Kenti'nin sınırları içerisinde yer alıyor. Ancak gerek konumu gerekse de bünyesinde barındırdığı mezarların sayısı göz önüne alındığında bu mekanın kentin önde gelenlerine ayrıldığı fikri ağır basıyor.
Adeta bir beşiği andıran bu yatakların fazlalığına rağmen üzerine yerleştirilmiş lahitlerin sayısı yüzü bulmuyor.
- Dünyanın sayılı sahillerinden birisi olan 14 km uzunluğundaki, Samandağ sahilini geriden görmekle yetindik.
- İpekten üretilen ürünleri hiç göremedik. İpek kumaş, gömlek ve özellikle kravat…
- Tarih ve doğanın iç içe olduğu, zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı bir yayla köyü olan Batıayaz-Tepepınar’ göremedik…
- Batıayaz Ermeni Kilisesini göremedik…
- Bir dağ köyü olan Hıdırbey köyünde dere kenarında olan, muhtemelen 800-1000 yaşında olduğu, ancak halk inanışına göre 2000-3000 yaşındaki Musa Ağacını göremedik…
Cumhuriyet gazetesinde okumuştum Ağacın boyu 17 metre, gövde çapı 7,5 metre ve tepe çap ise 35 metreymiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescil edilerek koruma altına alınmış. Ağacın ilginç bir de öyküsü varmış:
“Rivayete göre, Samandağ sahilinde buluşan Hazreti Hızır ve Hazreti Musa birlikte dağa çıkar. Bu ağacın bulunduğu noktaya geldiklerinde Hazreti Musa elindeki asayı toprağa saplar ve eğilip su içer. Tekrar dönüp baktığında asanın yeşerip fidana dönüştüğünü görür. Halk arasında ölümsüzlük suyundan can bulan fidanın binlerce yılda gelişerek bugünkü halini aldığına inanılmaktadır.”
- Hızır Türbesini göremedik…
- Türkiye’nin ilk Ermeni Köyü Vakıflı Köyünü göremedik…
Daha da önemlisi Ermenistan sınırları dışında olup ta tüm nüfusu Ermenilerden oluşan, tek yerleşim yeri olmasıymış. Bu bakımdan kendisi küçük bir köyde olsa, ünü sınırları aşmış. Avrupa Birliği tarafından takip edilmekte ve ara sıra diplomatları tarafından ziyaret edilmekteymiş. Organik tarımın yapıldığı köyün, 35 hanesi ve 100 kadar nüfusu varmış.
- Ülkemizin ilk Ermeni Müzesi olan Vakıflı Köyü Müzesi-Musadağ Müzesini de görmemiş olduk…
- Musa Dağının yamaçlarında, Kapısuyu köyündeki Çevlik-Seleucia Pierria antik kentini göremedik…
Çevlik ören yeri, gerek doğal güzellikleri ve gerekse tarihi değerleriyle öne çıkmaktaymış!
Ören yerinde bulunan antik şehir, M.Ö. 305 yılında İskender’in komutanlarından I. Nicator tarafından başkent yapılmak üzere kurulmuş ve ilk kurulduğu dönemdeki ismi “Seleukeia Pierria” mış! Ancak dış saldırılara karşı açık olması nedeniyle, Antakya şehri kurularak başkent oarası seçilmiş. Seleukeia şehri ise, bir ticaret şehri olarak gelişmiş. Şehir, aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki kısımdan oluşmuş.
Yukarı şehir: Denizden 300 metre yükseklikte olup, büyük malikhaneler, mabetler ve resmi binaların kalıntıları, en yukarı kısımda ise Dor mabedinin kalıntıları varmış.
Aşağı şehir: Liman ve çevresinde kurulmuş. Burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro varmış.
- Antakya Thyche’si: Samandağ ilçesinin kuzey batısında Mağaracık köyü civarında bulunmuş, Roma dönemine aittir. Helenistik dönem heykeltıraşlarından Eutychides tarafından yapılmıştır. Bronz heykelcik 8 cm boyundadır. Kentin talihinin koruyucusu, bolluk ve refahın simgesidir. Roma döneminde “Fortuna” ismiyle anılır.
Silpius’ temsil eden kaya üzerine oturmuş, sol eliyle dağa dayanmaktadır. Sağ elinde tuttuğu buğday başağı, kentin zirai zenginliğini, başındaki taç, şehir surlarını ve tepedeki kaleyi simgelemektedir. Sağ ayağını bastığı, nehir tanrısı şeklindeki çocuk figürü Orontes’i temsil etmektedir.
- Samandağ St Simeon Manastırı…
Hangi birisini sayayım. Ülkemizin küçük bir ilçesin böyleyse, siz düşünün ülkemizin tarihi dokusunu!
Beşikli Mağarayı da gördükten sonra, dönüşte yürüyüş yolları üzerinde bulunan dinlenmelik yerlerden birisinde mola verdik. Çaylarımızı yudumladık. Saat 16.00’ya geliyordu. 2 saatimiz geçmişti, Titus Tüneli ve Beşikli Mağarada!
Ne zaman Hataya gidecektik, ne zaman yöresel yemeklerden tadacaktık…
Çıkışta, satıcı gençten kiraz aldık.
Aracımızı Hatay’a doğru çevirdik…
devam edecek…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.