M.Bilge Demir
Dünya Tarihi Bir Güçtür
Bir film bir ülkeye ne kazandırabilir?
Milyonlarca dolarlık ekonomik hareketlilik mi? Dünyanın dört bir yanından gelen turistler mi? Bir ülkenin tarihine, mitolojisine, şehirlerine ve kültürüne çevrilen milyonlarca meraklı göz mü?
Belki de bunların hepsini...
Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi bugün dünyanın dört bir yanında büyük bir ilgiyle izleniyor. Fakat benim dikkatimi çeken yalnızca filmin gördüğü ilgi ya da sinematografik başarısı değil. Beni asıl düşündüren, binlerce yıl önce anlatılmış bir hikâyenin bugün hâlâ böylesine büyük bir güç oluşturabilmesi.
Homeros’un yaklaşık üç bin yıl öncesinden bugüne ulaşan Odysseia destanı, çağımızın en güçlü anlatı araçlarından biri olan sinemayla yeniden milyonlarca insanın karşısına çıkıyor.
Odysseus’un Troya Savaşı’nın ardından İthaka’ya, eşi Penelope’ye ve oğlu Telemakhos’a dönebilmek için çıktığı uzun yolculuk; Sirenler, Tepegöz, tanrılar, denizler ve türlü imtihanlarla birlikte yeniden anlatılıyor.
Fakat beyaz perdede yeniden hayat bulan yalnızca Odysseus değil.
Onunla birlikte Homeros yeniden okunuyor. Antik Yunan dünyası yeniden araştırılıyor. Mitolojik kahramanların isimleri yeniden hatırlanıyor.
Hikâyenin geçtiği coğrafyalar merak ediliyor. Binlerce yıl önce yaşamış insanların bıraktığı kültürel miras, bugünün dünyasında yeniden ekonomik, sanatsal ve turistik bir değere dönüşüyor.
İşte tam burada tarihin muazzam gücüyle karşılaşıyoruz.
Dünya tarihi bir güçtür.
Üstelik hiç kimsenin tekelinde olmayan, kapısını merak eden herkese açan sınırsız bir dünyanın gücü...
Tarih yalnızca kralların, savaşların, zaferlerin ve yenilgilerin sıralandığı eski bir zaman cetveli değildir. İnsanlığın ortak hafızasıdır.
Bir toplumun binlerce yıl önce anlattığı hikâye başka bir çağda bir romancının kalemine, bir ressamın tuvaline, bir yönetmenin kamerasına dokunabilir. Çünkü tarih, sınırların ve çağların ötesine geçebilen belki de en büyük ortak mirasımızdır.
Ve tarih, onu anlatmasını bilen toplumların elinde aynı zamanda büyük bir kültürel sermayeye dönüşür.
Bir film çekilir; milyonlarca insan o hikâyenin geçtiği yerleri araştırmaya başlar. Bir roman dünyaya ulaşır; insanlar yazarının yaşadığı şehri görmek ister.
Bir antik kent güçlü bir hikâyeyle anlatılır; yüzyıllardır sessiz duran taşlar dünyanın dört bir yanından insanları kendine çeker.
Böylece geçmiş, bugünün ekonomisine; kültür, turizme; hikâye ise bir ülkenin dünyadaki görünürlüğüne dönüşür.
The Odyssey tam da bu nedenle bana yalnızca bir sinema filmini değil, üzerinde yaşadığımız coğrafyayı da düşündürüyor.
Çünkü Odysseus’un eve dönüş hikâyesinin başlangıcında Troya Savaşı vardır. Ve Homeros’un destanlarına konu olan Troya bugün Çanakkale’de, Anadolu topraklarında duruyor.
İşte burada soruyu kendimize çevirmemiz gerekiyor:
Dünya binlerce yıllık hikâyeleri yeniden keşfederken biz üzerinde yaşadığımız tarihin ne kadar farkındayız?
Anadolu’nun toprağını biraz kazıdığınızda yalnızca taş çıkmaz karşınıza; insanlığın hafızası çıkar. Troya’dan Hititlere, Friglerden Likyalılara, Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan muazzam bir tarih katmanının üzerinde yaşıyoruz.
Belki de sahip olduğumuz en büyük zenginliklerden biri tam olarak budur.
Fakat tarih yalnızca sahip olmakla güce dönüşmez. Anlatmak gerekir. Korumak, araştırmak, sinemaya taşımak, edebiyatla buluşturmak, belgeselini çekmek ve dünyaya doğru bir dille sunmak gerekir.
Çünkü bir antik kenti koruyabilirsiniz ama hikâyesini anlatmazsanız yalnızca taşlarını göstermiş olursunuz. Oysa insan, taştan önce hikâyeye bağlanır.
Belki de bugün bir sinema salonundan çıktıktan sonra Homeros’u araştırmaya başlayan, Odysseus’un geçtiği denizleri merak eden ya da Troya’nın nerede olduğunu öğrenmek isteyen bir insan, bize tarihin hâlâ ne kadar canlı olduğunu gösteriyor.
Binlerce yıl geçiyor. İmparatorluklar kuruluyor, sınırlar değişiyor, şehirler yıkılıyor, insanlar ölüyor.
Ama iyi anlatılmış bir hikâye yaşamaya devam ediyor.
Ve bazen üç bin yıllık bir hikâye, karanlık bir sinema salonunda yeniden ışıkla buluşarak bütün dünyaya şunu hatırlatıyor:
Geçmiş, yalnızca geride bıraktığımız yer değildir. Onu okuyabilir, koruyabilir ve anlatabilirsek geleceğe taşıyabileceğimiz en büyük güçlerden biridir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.