M.Bilge Demir
Dumlupınar’dan 30 Ağustos’a
Dumlupınar Meydanı’ndan dünyaya meydan okuyan bir tarihin şerefine…
Bir milletin kendi kaderini başkalarının ellerine bırakmayı reddettiği o büyük günün şerefine…
Bedel ödeyenlerin, vazgeçmeyenlerin şerefine…
30 Ağustos’un şerefine…
Tarihte büyük olaylar vardır.
Kanla yazılmış, adına “zafer” dediğimiz anlar…
Haritaların yeniden çizildiği, sınırların değiştiği, bir tarafın meydanlarda zaferi kutlarken diğer tarafın geride bıraktığı enkazla baş başa kaldığı savaşlar…
Onca savaş temalı kitap okumuş bir okur olarak, savaşların geride bıraktığı enkazın yalnızca maddesel olmadığını çok derinden görüyorum.
Çünkü savaşlarda yıkılan yalnızca şehirler, köprüler, evler değildir.
İnsanın hatıraları yıkılır.
Geçmişi, aidiyeti, kökleri yerinden sökülür.
İnsan bazen evini, bazen ailesini, bazen doğup büyüdüğü toprakları kaybeder.
Belki de bu yüzden dünya edebiyatının en sarsıcı eserlerinde savaşları, sürgünleri, soykırımları, ırkçılığı ve bütün bunlara karşı verilen insanlık mücadelesini okuruz.
Çünkü savaş, meydanda bittiği gün bitmez.
Geride dönecek bir evi kalmayanların savaşı devam eder.
Ülkesinden koparılanların…
Bir daha dönemeyenlerin…
Dönse bile bıraktığı yeri bulamayanların…
Ve savaşın insandan alabileceği en büyük şeylerden biri belki de vatandır.
Vatansızlık…
Yalnızca üzerinde yaşayacak bir toprağının olmaması değildir.
“Ben buraya aidim.” diyebileceğin bir yerin artık olmamasıdır.
İşte tam da bu yüzden 30 Ağustos, takvim yapraklarında kırmızıya boyanmış öylesine bir bayram değildir.
Dumlupınar’da kazanılan yalnızca bir meydan muharebesi değildi.
Bir millet, kendi toprağında vatansız kalmayı reddetti.
Bu yüzden 30 Ağustos, yalnızca bir üstünlüğün ya da kronolojik bir zaferin adı değildir.
Birliğin, millî şuurun, yarının ve ismini henüz bilmediğimiz nesillerin yerine verilen tarihî mücadelenin adıdır.
Çünkü insan, uğruna mücadele ettiği şeyin kıymetini başka türlü bilir.
Kolay kazanılan belki kolay gözden çıkarılır.
Ama uğruna bedel ödediğin şeyden kolay vazgeçemezsin.
Çünkü artık onun içinde emeğin vardır.
Gözyaşın vardır.
Kaybettiklerin vardır.
Geçmişin, hatıran, kökün vardır.
Gerekirse bir kere değil, bin kere mücadele etmeyi göze alırsın.
Vatan da böyledir.
Sadece üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değildir.
Uğruna verilen mücadelenin, ödenen bedelin ve gelecek nesillere bırakılan bağımsızlığın adıdır.
Bugün bir vatanımız varsa…
Bir bayrağın altında kendi dilimizle konuşuyor, kendi geleceğimiz hakkında söz söyleyebiliyorsak…
Bunun ardında ödenmiş çok ağır bedeller vardır.
Bu yüzden bugün yalnızca zaferi kutlamak değil, o zaferin bize ne bıraktığını hatırlamak günüdür.
Birliğimizi, millî şuurumuzu, yarına karşı sorumluluğumuzu ve ismini bilmediğimiz nesiller adına verilen o tarihî mücadeleyi hatırlama günüdür.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu topraklarda bir millet vatansız kalmasın diye bedel ödeyenlerin şerefine…
Dumlupınar’dan yükselip bir milletin kaderini değiştiren 30 Ağustos’un şerefine…
Ve uğruna bir kere değil, bin kere mücadele etmeyi göze alacağımız o şeyin şerefine:
Adı vatan.
Gerisi teferruat.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.