M.Bilge Demir
Başarı Tesadüf Olmaktan Çıkınca
Filenin Sultanları'na İthafen
Michael Jordan'ın çok sevdiğim bir sözü vardır:
“Yetenek maçları kazandırır; takım çalışması ve zekâ şampiyonlukları.”
Filenin Sultanları'nı her izlediğimde bu sözün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha düşünüyorum.
Çünkü bir kez başarırsınız, tesadüf denilebilir.
İkinci kez başarırsınız, iyi bir döneme denk geldiğiniz düşünülebilir.
Ama yıllar geçiyor, rakipler değişiyor, turnuvalar değişiyor, şartlar değişiyor ve siz hâlâ dünyanın en iyileri arasında kalıyorsanız...
İşte orada insan durup, başka bir soru sormak istiyor:
Ardı ardına gelen, bitmek tükenmek bilmeyen bu başarının sırrı nedir?
Filenin Sultanları'nın başarıları kadar kafa yorduğum şey tam da bu.
Çünkü artık önümüzde yalnızca iyi voleybol oynayan bir kadın millî takımı yok.
Önümüzde başarmayı öğrenmiş bir takım var.
Dahası, başarıyı bir defalık sevinç olmaktan çıkarıp neredeyse bir alışkanlığa dönüştüren bir yapı var.
Dün bir kez daha yaptılar.
İtalya karşısında iki kez geriye düştüler. İlk seti kaybettiler. Üçüncü seti 25-12 gibi ağır bir skorla verdiler. Ama maçtan kopmadılar. Dördüncü seti aldılar, karşılaşmayı karar setine taşıdılar ve sonunda Avrupa'nın zirvesine bir kez daha çıktılar.
2023'te kazandıkları Avrupa şampiyonluğunun ardından 2026'da unvanlarını koruyarak ikinci kez Avrupa şampiyonu oldular. Üstelik aynı yaz Milletler Ligi kupasını da kaldırdılar.
İşte tam burada madalyalara bakmayı bırakıp madalyaları doğuran şeyi merak ediyorum.
Neyi doğru yaptık?
Çünkü büyük başarıların yalnızca büyük yeteneklerle açıklanabileceğine inanmıyorum.
Yetenek önemlidir elbette.
Ama yetenek keşfedilmezse?
İşlenmezse?
Doğru insanlarla buluşturulmazsa?
Rekabetin içinde gelişmesine izin verilmezse?
Arkasında yıllarca işleyen bir sistem kurulmazsa?
Bir ülkenin, dünyanın en iyi sporcularından bazılarını aynı formanın altında buluşturması yalnızca birkaç yıldız oyuncuyla açıklanabilir mi?
Sanmıyorum.
Bugün sahada gördüğümüz o birkaç saatin arkasında yıllar var.
Kulüpler var.
Altyapılar var.
Antrenörler var.
Henüz çocuk yaşta elinden tutulmuş sporcular, binlerce saatlik antrenmanlar, kaybedilmiş maçlar, yeniden başlanmış sabahlar var.
Belki de bizim televizyonda yalnızca sonunu gördüğümüz çok uzun bir hikâye var.
Ve galiba Filenin Sultanları'nın bize öğrettiği en önemli şeylerden biri de burada saklı:
Başarı, yalnızca kazanmayı bilmek değildir. Kaybettikten sonra ne yapacağını da bilmektir.
Dünkü final bunun küçücük bir özeti gibiydi.
Bir set kaybedebilirsiniz.
Hatta çok kötü kaybedebilirsiniz.
Mesele, o setin ardından sahaya hangi ruhla döndüğünüzdür.
Çünkü şampiyonluk bazen herkesten güçlü olmak değil, düştüğünüz yerden herkesten daha çabuk kalkabilmektir.
Bir başka tarafı daha var bu hikâyenin.
Yıllar önce bir kız çocuğuna “Büyüyünce hangi sporcu gibi olmak istersin?” diye sorulduğunda verilecek cevaplarla bugün verilecek cevapların aynı olduğunu sanmıyorum.
Bugün onların önünde Eda'lar, Zehra'lar, Ebrar'lar, Vargas'lar, Gizem'ler, Hande'ler var.
Sahanın ortasında güçlü, mücadeleci, özgüvenli kadınlar görüyorlar.
Ve belki bir yerlerde küçücük bir kız çocuğu televizyonun karşısında onları izlerken içinden şu cümleyi geçiriyor:
“Ben de yapabilirim.”
Bir kupanın bundan daha büyük bir karşılığı olabilir mi, bilmiyorum.
Çünkü bazı başarılar yalnızca madalya kazandırmaz.
İhtimal kazandırır.
Bir çocuğun zihnine daha önce hiç düşünmediği bir ihtimali bırakır.
Filenin Sultanları'nın yıllardır yaptığı biraz da bu.
Fakat bütün bunların sonunda benim aklım hâlâ ilk sorumda.
Bu başarının sırrı nedir?
Belki tek bir cevabı yok.
Yetenek...
Disiplin...
Altyapı...
Doğru yönetim...
Rekabet...
Çalışmak...
İnanmak...
Belki hepsinden biraz.
Ama bildiğim bir şey var:
Bir başarı sürekli tekrar ediyorsa artık ona tesadüf diyemezsiniz.
Orada işleyen bir akıl, verilen bir emek ve yıllara yayılan bir kültür vardır.
Ve belki Filenin Sultanları'na bakarken yalnızca voleybolu değil, çok daha büyük bir şeyi konuşmalıyız:
Bir ülke başarıyı nasıl üretir?
Çünkü onlar bize uzun zamandır aynı cevabı file üzerinden veriyorlar:
Yetenek bulunur, emek korunur, liyakat gözetilir, doğru sistem kurulur ve insanlar yapabileceklerine inandırılırsa...
Başarı bir gün gelmez.
Gelir ve kalır.
Şimdi bize düşen, bir kez daha Avrupa'nın zirvesine çıkan bu kadınları yalnızca alkışlamak değil; onların yıllardır kurduğu bu başarı hikâyesinin kıymetini de bilmektir.
Ay-yıldızlı formayı terleten bütün sporcularımıza, onları yetiştiren ailelerine, antrenörlerine, teknik ekibe ve bu uzun yolculukta emeği bulunan herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Bir ülkeye aynı gururu tekrar tekrar yaşatmak kolay değil.
Siz bunu yaptınız.
Hem de defalarca...
İyi ki varsınız Filenin Sultanları.
Avrupa'nın zirvesine bir kez daha Türk bayrağını taşıdığınız için her birinizi yürekten kutluyorum.
Başarılarınız daim, yolunuz açık olsun.
Ve ne güzel ki artık sizi izlerken “Acaba başarabilecekler mi?” diye değil,
“Bu kez bize nasıl bir gurur yaşatacaklar?” diye bekliyoruz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.