Ahmet Polat
Hayâ
İçinde bulunduğumuz Aile Yılı vesilesiyle, aile kurumunu ayakta tutan manevi unsurları yazılarımızda ele almaya devam edeceğiz. Bu kapsamda, imanın şubelerinden biri olan hayâyı (akıcılığı sağlama adına), soru-cevap tarzında geniş bir çerçeveden izah etmeye çalışacağız.
Soru: Hayâ ne demektir?
Cevap: Hayâ, “utanma, çekinme; tövbe, vazgeçiş” vb. anlamlarına gelmektedir. Ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi” veya “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terkedilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” şeklinde tanımlanmıştır. Lisanımızda hayânın eş anlamlısı, Arapça kökenli “âr” kelimesidir.
En açık tabirle hayâ, “insanın çirkin bir şey gördüğünde, ruhunun daralıp korkması” denilebilir.
Soru: Ayet ve hadislerde geçer mi?
Cevap: İslâm ahlâkında çok önemli bir yeri olan hayâ, bazı ayetler (Bakara, 2/26 ve 235; Yusuf, 12/23-24; Kasas, 28/25; Ahzâb, 33/53 ve 59; Kalem, 68/4; Alak, 96/14.) ve hadislerde geçmektedir.
Soru: Utanma duygusuna niçin hayâ denmiştir?
Cevap: Otları bitiren ve yeşerten yağmur anlamına gelen Hayâ (الحياء), ölümün zıttı olan hayat (الحياة) ile ilişkilidir. Nasıl ki, yeryüzündeki otlar yağmurla yeşerip can buluyorsa, hayâ da tıpkı yağmur gibi, insana hayat vermektedir. Hayâsız hayat düşünülemez. Allah, dilediği kullara bu vasfı tevdi etmiştir. Daha yalın ifadeyle hayâ, insana hayat verir.
Soru: Niçin bu kadar önemlidir hayâ?
Cevap: İçinde bulunduğumuz çağda işlenen günahların, insanlık tarihinin önceki dönemlerine kıyasla daha alenî, daha çeşitlenmiş ve daha pervasız bir hâl aldığı görülmektedir. Buna karşılık, “Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır; İslâm’ın ahlâkı ise hayâdır.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 9.) hadisinde de belirtildiği üzere, evrensel bir din olan ve karşılaşılan her türlü probleme çözüm odaklı yaklaşan İslâm, hayâ olgusunu söz konusu kötülüklere karşı bir koruyucu ilke olarak sunmuştur.
Bir toplumun manevi bakımdan yükselmesi, iman ve takva ile mümkündür. Gün geçtikçe artan hayâsızlık ortamında, yeme, içme, düşünme, bakma ve işitme gibi fiillerde harama karşı bilinçli bir mesafe koymak ve bu konuda kararlı bir duruş sergilemek, hayânın en belirgin tezahürlerinden biridir.
Meleklerin ve peygamberlerin karakteristik vasıflarındandır. Bugün sevdiğimiz bir liderin imzası, posteri veya vecizesi hayatımızda nasıl bir yer ediniyorsa, hayâ da peygamberler ve meleklerin ayrılmaz bir niteliği olarak müminin hayatında yer bulmalıdır. Onlara duyduğumuz muhabbetin bir tezahürü olarak, hayâ ile sıkı bir bağ kurmak ve bu ahlâkî değeri hayatımızın merkezine yerleştirmek gerekir.
Çalışma ve gayretle kökleşen hayâ, insanın eylem ve davranışlarını kontrol altında tutan bir tür iç denetim mekanizmasıdır. Hayâ duygusunu yitiren kimse, her türlü çirkinliği yapabilir. Nitekim son dönemlerde televizyon programlarında, dizilerde, reklamlarda ve sosyal medya mecralarında hayâ sınırlarını aşan pek çok manzarayla üzücü bir şekilde karşılaşmaktayız.
Hayâ, insanı hayvandan daha aşağı seviyelere düşürebilecek davranışlardan koruduğu gibi, onu meleklerden daha üstün mertebelere yükseltebilecek bir haslettir. Başka bir ifadeyle, utanma duygusunun kaybedilmesi, kişiyi ulvî makamlardan süflî çukurlara sürüklenmesidir. Bu erdemi yitiren kimsenin helal–haram hassasiyeti zayıflar, mahremiyet sınırları ortadan kalkar. Zira Allah’a karşı hayâ duygusunu gönlünden atan birinin, insanlar karşısında da çekinmesi beklenmez.
Böyle biri, her türlü kabahati işlemekte bir sakınca görmeyerek çeşitli kötülüklere ve düşüklüklere cüret edebilir.
Hayâda, riya olmaz. Bu haslet insana mahsustur, hayvandan riya beklenmez.
Soru: İnsan fıtratında olan hayâya, etki eden unsurlar var mıdır?
Cevap: Toplum baskısı, görsel ve yazılı medyanın etkisi, bugün dünya gündemini değiştirecek etkiye sahiptir. Kültür, algılar, giyim, beslenme alışkanlıkları ve yetişme tarzı gibi unsurlar hayâya etki edebilecek güçtedir.
Soru: İmanla ilişkisi var mıdır?
Cevap: İmanın şubelerinden ve güzel ahlâkı tamamlayıcı unsurlardan biridir. Mizanda ağır gelir, imanı artırır, imanın koruyucu kalkanı gibidir. Hayâ kalktığı anda, imanın da kalkması an meselesidir.
Hayâ ile iman, et-tırnak gibidir, fıtrîdir, birbirinden ayrılmaz. Biri kalktığında diğeri de kalkar, övülen ahlâkın devamına vesiledir. Müslümanın bürünmesi gereken ahlâki özelliklerdendir. İyiliğe giden yolda kişinin kendi nefsinde fıtratına uygun davranmasıdır.
Hayâ konusu üzerinde durmaya devam edeceğiz inşallah.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.