Dr. Ahmet Polat

Dr. Ahmet Polat

Tufeylî

1878-1961 yılları arasında yaşayan Ahmed Cevad EMRE’nin, 1330 (1913 veya 1914) yılında Osmanlı Türkçesi ile basılan “Haram Yiyicilik: Felaketlerimizin Esbabı” isimli eserinden bazı kesitler sunulacaktır. Kitapta en dikkat çeken kavram ise “tufeylî” (طفيلي) kavramıdır. Tufeylî, Arapça kökenli bir kelime olup “asalak, başkalarının sırtından geçinen, dalkavuk veya davetsiz misafir” anlamına gelir. Kendi emeğiyle geçinmeyip başkalarının imkânlarını kullanan kişi veya parazit canlılar için kullanılır. Genellikle olumsuz bir nitelendirme olarak dalkavukluk yapanlar için kullanılmıştır.

Herhangi bir değerlendirme yapmadan eserin yalın özetini buraya aktarılacak, bir sonraki yazıda ise genel değerlendirme yapılacaktır.

 

  • Her fert vatanının menfaatlerini düşünerek hayatını sürdürmek mecburiyetindedir. Bunu düşünebilmek için vatana âşık olmak lazımdır. Vatan aşkının olanca şiddet ve feveranıyla her kalpte doğabilmesi zordur. Fakat böyle his olmasa bile aklen vatanın menfaatini düşünmek gerekir.
  • Bir an bile ilim tahsilinden ve marifetten ayrılmamak lazım. Vatana olan sevgi ancak bu surette ispatlanabilir.
  • Günlük hayatın koşuşturmacasında miskin durmak vatana karşı bir zarar ve zamanın ahlâkî sorumluluklarına tevafuk etmeyen bir cürümdür (suçtur).
  • Dinimizde kanaat, âdeta emredilmiş bir fazilettir. Ancak bazı durumlarda kanaat yanlış anlaşılmaktadır. Bir tüccarın, sadece günlük nafakasını temin edebilecek kadar iş yapması, memleket için zarardır. Dolayısıyla onun daha fazla çalışması, meseleyi geniş çerçeveden görerek işini hakkıyla yapması önemlidir.
  • Ticaret, menfaatin yükselmesine vesiledir.
  • Sermaye, meşru yoldan artmalıdır.
  • Tüccar, dinin gerektirdiği helal sınırlar içerisinde işini yapmalıdır. Böylece dürüst ticaretle o memleket kurtulur.
  • Ticaret ihtiyaç odaklı yapılmalıdır.
  • Plan ve program dâhilinde önüne büyük hedefler koyan tüccar, sanatkâr vd. meslek erbabı, ecnebi rakiplerine karşı motive olur, moral kazanır.
  • Tüketici ihtiyaçlarını giderirken, yerli ve milli olanı tercih etmelidir. Parasının ülke içerisinde oluşturacağı maddi-manevi inkişafı düşünmelidir.
  • Tüccar ve tüketici, vatana karşı zarar verecek her türlü iş ve işlemlerden kaçınmalıdır. Şayet bu düşünceyi taşımazsa, nemelazımcılık ve tembellik ortaya çıkar, ülke kalkınmaz.
  • Bir cemiyette bir vatanda faydasız ve topluma zarar veren unsurlar çoğaldıkça o cemiyetin bekası güçleşir. Nihayet muhal bir hâle gelir, o toplum yok olur, parçalanır. Ancak mezkûr unsurlar azalırsa faydalı işler çoğaldıkça o devlet ve millet güçleşir, beka sorunu yaşamaz.
  • Şu dört madde ile bir toplumun geleceği kurtarılır: I) Ferde ve topluma zarar veren şeyleri azaltmak. II) Ferde ve topluma faydalı şeyleri çoğaltmak. III) Faydalı şeyleri elde edilmesini kolaylaştırmak, çoğaltmak. IV) Toplumun tüketim alışkanlığını mümkün mertebe azaltmak.
  • Yukarıdaki dört maddeye tepeden tırnağa riayet edilmediği müddetçe toplum yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
  • Nimet, külfete tabidir. Faydalı iş görmeyene maaş verilince düzen bozulur. (Suyu getiren de testiyi kıran da birdir.)    
  • Külfetsiz nimete haram nazarıyla bakılır. Ecdadımız, külfetsiz nimete konanlara haram yiyici der. Bu açık ifade, bizi baştan başa bir haram yiyici zümresinden çıkarmaz.
  • Tabidir ki, her şimdiki hâl, önceki zamanın neticesidir. Fakat gelecek zamanın şimdikine benzememesi ve iyi olmasını arzulayarak şu iliklerimize kadar işleyen haram yiyiciliğin mahiyetini ve çeşitlerini derinlemesine anlamak lazım. Buna karşı nasıl bir aksi tesir icra etmek ve ona göre dikkat etmek lazım. İşte bu çalışmanın gayesi dikkat çekmek içindir.
  • Tufeyliyet, külfetsiz nimete konmaktır. Tufeylî hayat tarzına istinaden böyle denir. Hiçbir fayda getirmeksizin başkasının zararına yaşayan vücuttur.
  • Vakfedilen arazinin, yıllar sonra ekim dikim işlerinin sonlandırılarak harabeye dönüşmesi.
  • Cehalet ve gaflet sebebiyle ihmalden kaynaklanan memleketin kötü idare edilmesi.
  • Bu hastalık, irsî değil; görenek üzere elde edilir.
  • Fransa ve Japonya, inkılaplarla tufeyliyete karşı tedbir almıştır. Bizdeki ıslahatlar tabanda makes bulmamıştır.
  • Osmanlı ordusunun Balkan Savaşında mağlup olarak Rumeli’nin yitirilmesinin arkasında tufeyliyet (haram yiyicilik, idare ve sorumluluk makamında bulunanların rehavet içerisinde hareket etmeleri) vardır.  Beş yüz bin insan koyun gibi boğazlanmış, onların ırz ve namusları ayaklar altında kalmıştır.
  •  Toplumun geri kalmasında İslâm’ın rolü yoktur. İslâm, ilim ve irfanı, züht ve takvayı, harp ve cihadı, adalet ve hakkaniyeti ve Müslümanlar arasında tefrika olmamasını, kardeşlik ve eşitliği emreder.
  •  Bugün Batı Medeniyeti, İslâmî prensiplerin bir kısmının uyguladığı için başarılı olmuştur. Bununla beraber, Asya’nın kötü âdetleri İslâm kültür ve medeniyetine sirayet etmiştir.
  • İlim ve irfanın suiistimali cahil alimleri beraberinde getirmiştir.
  • Zühd ve takvanın yanlış anlaşılması, tekke ve zaviyelerde tembel ve âtıl derviş yaşantısını ortaya çıkarmıştır.
  • Adalet ve hakkaniyetin yerini bulmaması, rüşvet alan kadı ve memurları ortaya çıkarmıştır.
  • Askerin, cihat ve harp sanatını kötüye kullanması, çapulculuğa, darbeciliğe, nizamsızlığa ve intizamsızlığa sebebiyet vermiştir.
  • Müslümanlar arasında eşitlik olmadığında, kavmiyetçilik ve mezhepçilik ortaya çıkar.
  • Tufeylî hayat, birkaç kişiye rahat hayat imkânları sunar, diğer insanları ise süründürür.
  • İlmî çalışmalara yeteri derecede ağırlık veremiyoruz. Kendimize ve memleketimize faydalı olamıyor, tufeylî bir yaşam tarzını prensip ediniyoruz.
  • Tufeyliyet, Osmanlı’da ilk olarak I. Murat döneminde baş gösterdi. Fetihlerle birlikte ganimetler geliyordu. Akıncıların önde gelenleri, endişesizlik, kaygısızlık ve geleceğe karşı sorumsuz (lakayıt) davrandılar.
  • Suiistimal, devlete şu üç yerden girmiştir: İlmiye, askeriye ve kalemiye (bürokrasi/mülkiye).   
  • İlmiye sınıfı, “beşik uleması” adı altında medreselerde çocuklarına kadro ihdas ederek ilmi geleneğin yozlaşmasına sebep olmuştur.
  • Kalemiye sınıfı, müderris, kadı, müftü ve naiplik gibi makamları asaleten atamak yerine vekâleten ve para karşılığında liyakatsiz atamalar yapıyorlardı. Oraya giden vekiller ise adaletle hükmetmeyerek halka zulmederdi. Böylece devletle milletin arası açılmıştır.
  • Mülkiye, III. Selim döneminde rüşvete batmıştır.
  • Askeriye, makam hırsına kapılarak vazifesini yerine getirememiştir. Ulufe peşinde koşarak askeri düzenin bozulmasına ve bunun neticesinde de devletin parçalanmasına yol açmıştır.
  • Tımarlar, gerçek sahiplerine verilmeyerek saraydaki hatırlı kimselere taksim edilmiş, böylece topraklar işletilememiştir.
  • Askerlikle ilgisi olmayanlar, yeniçerilerden para karşılığı elde ettikleri beratla ulufe alırlardı. Beratlar, hisse senedi gibi işlem görüyordu.
  • Sarayda iki binden fazla maaşlı kadrolu tufeylî var. Gerek sarayda gerekse taşrada devlet yetkilileri safahat içerisinde şaşalı ve debdebeli hayat sürdürüyor.
  • Bozulma yozlaşmayı getirmiş, rüşvet ve iltimas gibi haram kazanca kapı aralanmış.
  • Kurulan düzen, zamanla ehil olmayan kimselerin eline geçmiş, heva ve hevesinin esiri olanlar da sistemi kendilerine entegre etmişlerdir.   
  • Osmanlı bir günde yıkılmadı. Kurumlar bozuldu, ıslahatlar kötü gidişi engelleyemedi, çürüme derinleşti. Değişimin mahiyeti ve hedefi tabana inmiyordu. (Islahatların çözülmeyi/yıkılmayı engelleyememesi, değişimin zorunlu ve şart olduğunu milletin kabullenmemesi ya da ıslahata karşı refleks göstermesi olabilir.)    
  • Teceddüt (yenilik), yazı veya ferman ile meydana getirilemez. Değişimi önce zihinler kabul etmeli ve benimsemelidir.
  • Para ile adam satın almak günü kurtarmaz; ancak geleceği tehlikeye düşürür.
  • Hemen herkes, yükselmek istiyor, insanlar birbirlerinin üzerine çıkarak iştiha ve ihtirasla daha fazla para kazanmak, daha yüksek mevki işgal etmek istiyor.
  • Terakki ve medeniyet, kelimelerden ibaret değildir.
  • Her türlü mükafat, ehliyet ve meziyete tabi tutulmalı.
  • İthalat da tufeyliyattır. Gelir-gider/ithalat-ihracat dengesi, aleyhimize gelişiyor. Bu da devletin yıkılmasına sebebiyet verir.
  • Sadece tüketmeye alışma, ticareti düşünmeme ve iktisadi ortama kayıtsız kalma iktisadi gelişmeyi uyandıramamışız.
  • İsrafa karşı şahsi tedbirleri şöyle almalıyız: I) İsraf, tasarrufu engellemiştir. Ecdadımız, iktisadi uyanışa yeltenmemiş. II) Teşebbüs-i şahsi ile kazanılmış sermaye aracılığıyla olur. Çok müsrif davranmamız sonucunda sermaye toplama imkânı kalmamıştır. III) Ciddi bir iktisadi eğitim plan-programı yapılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Dr. Ahmet Polat Arşivi

İnançlı Âmirin Vasıfları

12 Şubat 2026 Perşembe 11:34

Hayâ III

05 Şubat 2026 Perşembe 12:20

Hayâ II

27 Ocak 2026 Salı 11:58

Hayâ

22 Ocak 2026 Perşembe 11:10

İnsan Tanıma Kılavuzu III

14 Ocak 2026 Çarşamba 11:10

İnsan Tanıma Kılavuzu II

06 Ocak 2026 Salı 14:46

İnsan Tanıma Kılavuzu I

25 Aralık 2025 Perşembe 11:30

Piyango Bileti Almayalım

18 Aralık 2025 Perşembe 10:00

Unutmak III

10 Aralık 2025 Çarşamba 13:25

Niyet

28 Kasım 2025 Cuma 10:01