'Lozan Barış Konferansı' Arifesinde İstanbul- Ankara Münasebetleri Ve İstanbul Hükümeti’nin İstifası

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlatılan “Türk

İstiklal Savaşı” 1922’de Türk ordusunun zaferi ile sonuçlandı. İtilaf Devletleri ile Ankara

Hükümeti arasında Mudanya Mütarekesi imzalandı. Mütareke ile Yeni Türkiye Devleti, İtilaf

Devletleri tarafından fiilen tanınmış oluyordu. Mütarekenin imzalanmasından sonra, sıra barış antlaşmasının imzalanmasına geldi.

3 Mart 1924 tarihi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu tarihte, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde uygulanan ve tüm dünyada cihad kavramını kullanıp Arapları Çanakkale Savaşı'na çağırınca hiçbir şekilde yardım almadığı gibi kutsal şehirler araplar alsın diye İngiltere tarafından vaad edilince ki bunun için savaşan ve yirmi yıl kendisini saklayan eksiksiz müslüman görünümlü arapların içine sızdırılan İngiliz ajanı Arabistanlı Lawrence unutmayalım değerli halkımız; o devreye girer ve sözü dinlenen hale geldiği vakit onu İngilizler kullanarak arapların Türklerin arkasından iş çevirmesine sebep olur ama asıl planı İngiltere'nin arapları düşünmek değildi.Ülke topraklarının altındaki petrollerdi.Yoksa İngiltere ne arapları düşünür ne başka milleti. Aklı fikri yer altı zenginliklerini sömürmektedir.

Son yüzyılda da taktikleri hiç değişmeden milliyetçiliği ve ırkçılığı kullanarak yer altı zenginliği olan halkı gaza getirip isyanlar çıkartsalar da malzemeleri çıkarması için onları kullanıp sonra da peçete kağıdı gibi atmasıyla meşhurdur İngiltere. Afrika topraklarında olduğu gibi. Yüzyıllar sonra bile hala planından vazgeçmeyip ordaki yer altı kaynağı petrol için geri gelip petrolü almaktı planları.Tıpkı şimdi ki Orta Doğu projesinde yaptıkları gibi.Ama Atatürk sayesinde bu planları yüzyıl ertelendi onun verdiği stres var kendilerinde yine de tabi. Atatürk'ün izinden gelen vatansever vatanını satmayan kanmayan parlak gençlerin çoğalması da en büyük gayemdir.

Bunun en somut örneği Araplara ve müslümanlara güvenen Osmanlı'nın müslüman alemi üzerinde etkisini yitirdiğini anlayınca asıl yıkılmıştır. Osmanlı devleti ise makul kaderini kabul etti ve bin asırlık çınarın İngilizler tarafından yok edilişini izleyecekti ki özel olarak kendini yetiştirmiş Türk sevdalısı Atatürk çıkıp imdatlarına gelene kadar.Ee Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur lafı boşuna söylenmemiştir.

Hem Türklerin dünya lideri olduğunu hakettiğini hem de Türklerin haysiyetini ve makuz kaderini yine hilafet ve saltanatla değil kendi canlarıyla ödediğini bir kez daha gösterdi!Yani;"Sen şehit oğlusun!Yazıktır incitme atanı!"mısrasını Mehmet Akif Ersoy boşuna yazmamıştır. İlham kaynağı bizzat yaşamın acımasız kendisidir yani; "Çanakkale Zaferidir"

O yüzden; Asıl dayanağın Liman Çanakkale Zaferidir bunu çaresiz kaldığınız da iliklerinize kadar hissedin diye anlatıyorum!

Ankara hükümeti(TBMM) resmen kaldırdı halifeliği ve saltanatı çünkü "Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!" diyen bir Mustafa Kemal Atatürk'ümüz vardı.

O yüzden biz milletçe şehir efsanelerine ve uyduruk söylentilere değil ödenen ağır bedellere bakarız. Bu yüzden maalesef bu sonu Osmanlı kendisi istedi ve halkı esir alınırken kılını kıpırdatmadı.Eee "Her seçiş bir vazgeçiştir."sözünün de bedelini Osmanlı ağır ödedi maalesef! Kusura bakmayın ama gerçekler acıdır ama biz Atatürk sayesinde ve silah arkadaşları sayesinde; Türkler olarak vatanımızı korumak için maalesef halifelikten ve saltanattan yardım alamadık!Bu yüzden elimizi sıvadık!Ve devletin ebediyeti in elimizi taşın altına soktuk! O güç içimiz de var zaten! Ve sizi ezmek için hakaret etmek için konuşan bize cahil diyen bize barbar diyen bazı milletlere ve bazı bilgecan dedelere sormak istiyorum.Biz acı çekerken ölürken nerdeydiniz?Yani sandığınız kadar cahil değiliz ki demek ki onca zeki milleti ayağımıza getirtmişiz. Eee biz de boş değiliz demek istiyorum.Sizi küçük düşürmek için fırsat kollayan mesnepsizler olabilir yüce Türk milleti!Var da olacak elbette.Bu onların sizi kıskandıkları ve sizin kadar cesur olamadığı için olduğunun bir kanıtı sakın atalarımıza hakettiği değeri gösterin lütfen!

Hatta bu uğurda da devletin bekası için hilafeti ve saltanatı bile kaldırmışız ve canımızı vermişiz yani daha napalım her şeyi yapmışız gördüğünüz üzere.Yani; Asıl baki olan vatanına sahip çıkabilen yüce Türk milletidir.

Belki halifelik; islam dininde önemli bir yere sahip olabilir ve belki de müslüman toplumlar için büyük bir öneme sahiptir ama bunu Osmanlı İmparatorluğu'nu kurtarırken göremedik maalesef! Eee ne demiştik az önce "Her seçiş bir vazgeçiştir!"O yüzden arap dünyası tarafını seçti ve Osmanlı yıkılırken izledi.Bize de saygı duymak düşer.

Osmanlı'nın zaten son dönemlerinde 'hilafet' makamı giderek zayıflamış ve etkisini yitirmişti. Bu durum, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumu daha da derinleştirmiş ve toplumsal huzursuzluğa neden olmuştur.

Ta ki!Gerçekten asimile olmamış muhtaç olduğu kudretin damarlarındaki asil kanda olduğuna inanan Mustafa Kemal Atatürk'e kadar.Bu büyük önderimizin önderliğinde millet makuz kaderini yenmiş! Tüm dünyaya üstünlüğümüzü kabul ettirmiş ve Türk hükümeti, ülkenin modernleşme ve çağdaşlaşma sürecini hızlandırmak amacıyla dinden soyutlanmak için değil tam tersine dinin hem iç güçler hem de dış güçler tarafından oyuncağı olmasına izin vermemek için en başta hilafet kurumunu kaldırılmasına karar verilmiştir.

Bu yüzden;'3 Mart 1924' tarihinde kabul edilen bir

yasa ile 'hilafet makamı resmen lağvedildi' ve İngilizlerin Ankara hükümeti karşıtı söylemleri için Osmanlı'yı kukla gibi kullanmasının önüne geçildi. Bu yüzden; Osmanlı hanedanı üyeleri Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları dışına çıkarıldı.Bu sayede kut inancına sahip Atatürk hem Osmanlı hanedanını yok etmemiş hem de İngiltere gibi dünyadaki diğer devletlerin Osmanlı'ya hasta adam deyip kullanmasın daha fazla haysiyetini ve onurunu rencide edip dalga geçmesin diye de önüne geçmiştir. O yüzden Osmanlı borçlarını üstlenmiş.Ve sayısız fabrika açarak açtırarak "Mürşidimiz ilimdir,fendir!"sözünü hayata geçirmiştir. Bugün kadın olarak İslam dünyasında öğretmensem bunu halifelere değil, Atatürk'e borçluyum! Bunun da milli şuurunu hep minnet duyarak ve Atatürk'ün izinde giderek vatan borcumu ödeyerek yapacağım.

Eee "borç yiğidin kamçısıdır!" değerli okurlarım!

Kadın demişken;değerli okurların; hilafetin kaldırılması, dönemin müslüman dünyasında büyük yankı uyandırdı. Çünkü kadınların haklarının hiç olmadığı bir toplum için de bazı müslüman topluluklar ve liderler bu kararı eleştirseler de, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik ve çağdaş bir devlet olma yolundaki adımlarını desteklediler. Kadınlara hakettiği hakları getirdiler. Bu sayede hilafetin kaldırılması, Türkiye'nin uluslararası alanda daha fazla saygınlık kazanmasına da katkı sağladı.

Halifeliğin kaldırılmasının nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz:

· TBMM tarafından halife tayin edilen Abdülmecit Efendi'nin, devlet başkanı gibi davranması.

· Halifelik kurumunun, lâikliğe ve cumhuriyet rejimine ters düşmesi.Halkçı ve milliyetçi değildi yani.

- Eski (art niyetli) rejim taraftarlarının saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanından sonra, halifeliğe sığınmaları.(Zararlı cemiyet yandaşı tarikatlar gibi)

İtilaf devletleri, 'Lozan barış görüşmeleri'ne hem İstanbul hükümeti hem de Ankara

Hükümeti’ni davet edip ikircikli ve kendi lehlerine çözüm aramak istedi.

Amaç; İngiltere'nin anlaşma bahanesiyle 'saltanatı' kullanıp İstanbul Hükümeti ile Ankara hükümetinin ve ülkenin iç işlerine karışmaktı.Ama Atatürk buna izin vermedi ve bu davet yüzündenkökten çözüm yapmak için saltanatın ve hilafetin kaldırılması yolunda önemli bir adım atıldı.

Bu çalışma da, İtilaf devletleri tarafından İstanbul Hükümeti ile Ankara Hükümeti’nin Lozan

Konferansı’na davet edilmeleri üzerine her iki hükümetin davet karşısındaki tutumları,

İstanbul’un konferansa katılma isteğinin Ankara’da kamuoyunda, siyasi çevrelerde ve TBMM’de de yarattığı etkiler de İstanbul Hükümeti’nin istifasını ele almıştır.

Kısacası;bu ülke kolay kazanılmadı.

Savaş döneminde araplardan beklenen cihad anlayışı gelmedi ve bunun için yardım gelmeyince üstelik halifelik unvanını Osmanlı'nın kullanmasına rağmen aksine kumpaslarla kandrılmalarla okları müslüman aleminin Osmanlıya çevirmesi ve savaşta yardıma gelmemeleri ayrı bir dramdır üstüne üstlük bir de hasta adam damgası yeyip yalnız bırakılması ayrı bir dramdır. Maalesef yardım bekledikleri araplardan da Osmanlı topraklarını korumak zorunda kaldı Osmanlı. İngilizlerin vaad ettiği kutsal toprakları ele geçirmeleri karşılığında araplar rahatça hançer vurmalarını isteyen İngilizlere yüz çevirmediğini maalesef yakın tarih sahnesinde görüyoruz. Belki sıradan arap halkı itiraz etse de bu haksızlığa onları razı edecek Arabistanlı Lawrence'ı devreye sokması da geç değildi İngilizler'in. Eee kolay değil!Yirmi yıllık büyük plan! Bu planı da riske atmayarak aralarına sızdırdıkları müslüman görünümlü tarikat yandaşı İngiliz ajanı Arabistanlı Lawrence'ı yetiştirip devreye sokarak Arapları galeyana getirmiş ve bundan sonrada Osmanlının değil kendi makuz kaderlerine imza atacak sahnelere konu olacaktı arap toprakları maalesef!

Emir Timur'un dediği gibi 'Araplar için ağlayan çok Türk gördüm, Türkler için ağlayan Arap hiç görmedim!

sözü boşuna dememiştir.Çünkü araplar hiç pişmanlık duymamıştır Osmanlı'ya yaptıkları hatalardan.

O yüzden de hilafet; Arap-İngiliz müttefikliğine tepki olarak Osmanlıyı kullandığı için kaldırılmıştır.Nitekim; İngiltere Lozan'da bunu

Ankara hükümeti aleyhinde da koz olarak kullanmıştır ve iç işlerimize karışınca İngiltere, Atatürk ise bu duruma karşın 'halifeliği kaldırarak' siyasi dehayla iç karışıklıkların önüne hepten set olmuş ve olabilecek isyanların da hepten önüne geçmiştir yani işlerine karışılmaması ve aslında herkesin istediği ama bir tek bize nasip olan İngilizleri yenme fikri ve aldığımız zafere karşın tüm dünya biat etmiş bize ve Gandi'nin meşhur sözünün ağzından hayranlıkla çıkmasına neden olan;"Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı'yı da İngiliz zannederdim’ sözünü de yabana atmamak gerekir! İngilizleri yenmenin hazzı ve onurunu bir kez daha bize tattırdığı için Atatürk ve silah arkadaşlarına koşulsuz minnet duygumu tekrar tekrar anlatacağım! Üstümüzdeki hazzı; kin ve nefret için değil tam aksine temkinli ve emin adımlarla muasır medeniyetler seviyesine yükselme fikrine sahip olarak yapmak için anlatıyorum.Yani; yeni bir yüzyılla yeni bir Türkiye'ye uyanan ve ne arapların sorunlarıyla uğraşan ne de Osmanlıya kul olmayacak kadar asil ve özgür ruha ulaşmamıza ve iadeyi itibar sağlayan yüce Atatürk'e ve yüce Türk milletine sonsuz teşekkürler ediyorum. Özgürlüğümüzü bize geri vermek için hayatını savaşa esir eden Atatürk'e ve silah arkadaşlarına bizim için cepheden cepheye koşturduğu ve bizi kendi ayaklarımızın üstünde sağlam durmasını sağladığı için kula kul olmamızı engellediği için savaşta bile bizi düşünen bizim haysiyetinizi korumak, kurtarmak ve özgür ruha sahip olduğumuzu görmek ve göstermek için derin çabalarından ötürü bu uğurda şehit ve gazi olan Türk milletine ve bu uğurda Gazi olan Mustafa Kemal Atatürk'e sonsuz minnetimizi bir kez daha dile getirmek istiyorum.Çünkü atalarımız dünyada söz sahibi millet biziz diye haddini bildirmek için kan kusa kusa canını vermiş ve onlara sahip çıkmazsak hem kendimize hem de Atatürk'e ve atalarımıza büyük haksızlık etmiş oluruz.Çünkü biz kendimizi ve gücümüzü dosta düşmana göstermiş ve kanıtladık Çanakkale zaferiyle.Artık daha fazla mutlu günler bizi bekler! Ve bunu ispatladık.Kazandık! Artık sadece önümüze bakıp muasır medeniyetler seviyesine yükseleceğiz.Tek gayemiz budur! "Mürşidimiz ilimdir, fendir!'yeni devrimler yaparak düşmanımızı ve dostumuzu her zaman şaşırtmaya devam edeceğiz.Bunu da evvela; tarihini en iyi şekilde bilen araştıran nesiller yetiştirerek yapacağız!Ve başöğretmenimiz olan Atatürk'e itibar ederek yapacağız.Yolumuzu sıfırdan açıp kimseye minnet duymadan kafamızı dik tuta tuta yürüyorsak ona borçlu olduğumuzu büyük minnetle hatırlayarak hatırlatarak yapacağız! Yani;bu ülkeye bedeller için kimi malıyla kimi canıyla kimisi de icatları ve aklıyla ödeyerek sundu.Biz de devam ettireceğiz! Bunu da hurafelerle değil!Aydınlık gelecekle sağlayabiliriz! O yüzden özgürlük meşalesini taşımak herkese nasip olmaz ve herkeste taşıyamaz! Bunun bilincinde olup bize bu duyguyu yaşatan Atatürk'e ve silah arkadaşlarına sonsuz teşekkürleri sürekli bir borç bilip her daim hatırlatıp örnek almak ve örnek olmak ümidiyle bir vatandaşlık borcu bilirim. Yani; kişi kendi aklıyla ve kendisine güvenerek iş yapmalı!Başkalarının referansına ve kırıntı dediğimiz yardımlarına ihtiyacımız olmadığını biz atalarımızdan öğrendik! Gerisi teferruattır!

Çünkü; dünya tarihinde hiç bir millete nasip olmamış gücünüzü de yabana atmayın değerli milletim!

"Muhtaç olduğumuz iyilik, güzellik,

adalet,eşitlik,

yardımseverlik ve en önemlisi kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!" Başka yerde aramamıza gerek kalmamış yani tarih boyunca.

Kısaca; gönlüm yettiğince günün anlam ve önemini anlatan yazımı sundum. Umarım siz de okurken keyif ve dersler almışınızdır. Okuduğunuz için çok teşekkür ederim değerli okurlarım!

Her zaman bilgelikle ve sağlıkla

kalmanızı temenni ediyorum. Esen kalın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuğba Ulucan Arşivi

Ah! Kandırıkçı Dünya

21 Haziran 2024 Cuma 10:33

Bazen bir vapur olmak istersin

19 Mayıs 2024 Pazar 13:59

Kalpteki kalıcı yara izi: Aşk

13 Nisan 2024 Cumartesi 14:57

"Kütüphaneler Haftası"

01 Nisan 2024 Pazartesi 11:28

Ramazan Ayı

11 Mart 2024 Pazartesi 09:23