Bizim Kültürümüzde "Düşene Tekme Atılmaz!"

Atasözleri, toplumların kültürel birikimlerini yansıtan ve nesilden nesile aktarılan değerli sözlerdir. Türk kültüründe de birçok atasözü doğruya güzele özüne dönmek için uyarı niteliğinde büyüklerimizden miras bırakılmıştır bizlere! Tıpkı 'Orhun Yazıtları' gibi! Bana kalsa ayrı bir ders olarak okuturum Orhun yazıtlarını. O kadar kıymetli bir eserdir ki Türk toplumuna ne kadar harika tavsiyeler verdiğini ve yaşanmışlıklardan nasıl ders aldığımızı barındırır ve nasıl Türk toplumuna yön veren adeta mihenk taşı olan ve okurken nasıl ders aldığınızı anlarsınız bu değerli eserimizi.

Değerli okurlarım; Türk atasözlerinin her biri derin anlamlar taşır. Bu yazıda, "Düşene tekme atılmaz" atasözümüzün ne anlama geldiğini ve topluma ne tür ince bir mesaj verdiğini ve toplumu şekillendirme de kilit nokta olduğunu ve yol gösterme de topluma faydasını farklı bir bakış açısıyla paylaşacağım izninizle sizlerle.

"Düşene tekme atılmaz" sözü; insanların zor durumda olanlara yardım etmelerini aksi halde onları daha da kötü duruma düşürdüklerini uyarıp eleştiren bir sözdür. Bunun en acı ama en son örneğini bizim yüce gönüllü milletimiz bir kez daha '6 şubat depremi'nde yitirilen canlarımıza sağduyu ile ne kadar yardımsever bir halk olduğumuzu insanüstü çaba ile kendi üst değerlerimizi halkçılık, milliyetçilik ve insanlık duygularımızla birleştirip adeta özümüze anne sütüyle geçen 'yardımseverlik' duygusunu bir kez daha ispatlamış olduk. Böyle asil bir milletin belki de bir daha dünyaya gelmeyeceğini bilip birbirimize daha fazla sahip çıkmamız ve kenetlenmemiz gerektiğini bu deprem bir kez daha bize hatırlattı değerli okurlarım. İçimizdeki merhamet evrensel insan haklarının ötesinde hareket etmemizi bir kez daha hatırlatmıştır. Depremde özveriyle nasıl birlik olup evimizden ve gönlümüzden kopup gelen malzemelerle birlik olup sırf canlar üşümesin diye hem giydiğimiz montlarımızı hem de meslek lisesinde yaptırdığımız battaniyelerle deprem bölgesine ulaştırdığımız bu kutsal yardım hareketleriyle bir kez daha anladık ki

'Ne Mutlu Türk'üm diyene!' sözünün niye dediğini Atatürk'ün bir kez daha görmüş olduk. Bu büyük fedakarlıklar için size öncelikle sonsuz teşekkürleri bir borç bildiğimi söylemek isterim boşuna büyük bir millet olmadığımızı. Çünkü bu bizim iyi niyetli ve temel vatandaşlık görevimizin üstünde bir toplum anlayışıyla ve duyguyla yani evrensel ahlak anlayışıyla hareket etmemizi sağladığını söylemek isterim. Yüce ve kıymetli halkımıza tekrardan sabırlar diliyorum ve tekrardan başımız sağ olsun diyorum. Şuna da gönülden dikkat çekmek isterim ki bizim milletimiz "Düşene tekme atmaz!" Bu atasözü sadece toplumumuza has değer olarak görsek de aynı zamanda bize uyarı niteliği taşımaktadır. Bu atasözü, insanları düşen birine yardım etmek için harekete geçmeye teşvik eder ve onları zalimce davranışlardan uzak durmaya çağırır. Ayrıca hem fiziksel hem de ruhsal olarak tedavi görmesi gereken insana da elimizden geldiğince yardımcı olmamız gerektiğini toplumca sağduyulu olmamız gerektiğini sunar bizlere. Görüyorsunuz küçücük bir cümle bizi nasıl da erdemli bir topluma çeviriyor öyle! Göstermek istedim sadece. Yalnızca düşene değil insanları düşmeden önleyicilik ve tedbir ilişkisi içinde toplumu yönlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Hatta naçizane fikrim; 'önleyicilik' hem sağlık hem de psikoloji alanında en önemli mihenk taşı olmalıdır toplumda diye düşünüyorum. Mesela; nasıl herkes öğretmen, inşaat mühendisi, psikolog olmamalıysa herkes çocukta yapmamalı. Çocuğunu saygısız yetiştireceksen ve son çare döveceksen çocuk yapma yani! Bu kadar bencil olma lütfen! Bunlar da toplum iyiliği için özverili hareketlerdir. Sağduyu çok önemli toplumu oluşturan mesleklerde. Bu atasözünden yola çıkarak zalimleri de tepemize çıkarmayacağız tabi. Mesela; toplumu asıl şekillendiren değerli meslektaşlarım yani öğretmenlerdir. O yüzden onlardan ricam; geleceği gaddar ve zalim insanlarının da önüne de geçmek için de parlak çocukların önünü açmak için de büyük bir portföyle hazırlamamız şart. Bunun için okula büyük görevler düşmektedir. Bu konuda; sınıf öğretmenlerine ve okul rehber öğretmenlerine ve velilere çok iş düşmektedir. Müşavirlik ilkesiyle bütün velilerin çocukluklarıyla ilgili travmalarını hastalıklarını doğumdan itibaren geçirdiği ateşli hastalıkları var mı? Hatta genetik rahatsızlıkları var mı bilgi alınmalı sonra da okulda öğretmenlere; hasta veya disiplin sorunu olan öğrenciler hakkında bilgi alınıp tedbir alınmalı ve gerekiyorsa öğrencilerdeki akran zorbalığının altında anne baba sevgisizliği mi dayak mı yatıyor bunu araştırılıp tedavi altına alınmalı öğrenciler. Bu sayede belki zorbalıkların önüne kökten geçmiş oluruz. İşte bunların psikolojik alt nedenlerine ve ailedeki ekonomik durumlarına etkisini incelemeliyiz diye düşünüyorum. Belki bu şekilde önlemler okul disiplininden daha etkili olur. Bir şekilde başlamalıyız. 'Eğitim okulda başlar' sözünü belki gerçek hayata da transfer ederek hayat felsefesi edinmeliyiz. Peki bu atasözüyle ne alakası var derseniz. Öncelikle kötü niyetli insanlardan ve anne ve babalardan çocukları korumak için toplumca sağduyuya ihtiyacımız vardır. Topluma güven ortamı sağlamaktadır için bu gereklidir. Bunun için esnaflar sağduyulu davranıp okullara sağlıklı yiyecek ve içeceğe kolay ve ücretsiz ulaşma erişimi sağlamalıdır. Hatta Atatürk'ün 'Sağlam kafa sağlam vücutta olur' sözünü hatırlayarak çocuklara yiyecek ve içecek konusunda kantinlere bırakılacak rant meselesi olmadığını görürsünüz. O yüzden durumu olmayan velilere ve çocuklara el uzatmak boynumuzun borcudur. Çünkü geleceğin zalim insanları daha çocukken sırf anne babaları sevgiden ve saygıdan yoksun yetiştirdiği için topluma zararlı kişiler olarak yetişiyor istemeden de. Bu yüzden bunlara da bu atasözüne güvenip göz yummayacağız tabi ki de.

Düzgün çocuklar yetiştirmek için bilinçli olarak ya da bilinçsiz olarak farkında olmadan yardıma muhtaç çocuklara, yetişkinlere dokunarak topluma merhametimizi aşılamalıyız ve iyi niyetli bir insan olmalıyız ki iyi niyetli toplumlar olalım. Ne kadar kıymetli! İyi insan evresinde olmak. Ama işte! İyi ve kötüyü ayırt etmek çok daha önemli bir meziyet artık toplumlarla da. Sapla samanı ayırmamız ve birebir gözlem yapmakla mümkündür! Mesela; bir insanın kanayan yarası varsa daha da acıtırsak sonuca şaşıramazsınız. O da sizin canınızı yakacaktır. Ya da küçükken özellikle annesinden veya babasından dayak yemiş bir çocukta öğrendiğini hayvana uygulayacaktır. Sonra o kadın kötü o çocuk kötü o adam ayyaş diye etiketleyemeyin diye diyorum. Ama bir adam görevini kötüye kullanıp kalbi yaralı bir kadına acı çektiriyor mu? ve buna tepkisiz kalıyor mu? İnceleyin o kişi belki sapık belki narsist çünkü onu da zamanında çocukken döven anne ve babası veya tanıdığı olduğunu öğreneceksiniz ve buna şaşırmayın lütfen ve özellikle böyle tanıdığınız eşini çocuğunu döven veya anne babasından sürekli dayak yiyen sürekli hayvanlara zarar veren insanlara rastlarsanız tedavi görmelerini isteyin lütfen. Bu sizin vatandaşlık görevinizdir. Çünkü kimse kimseye durduk yere zarar vermez. Ağır tahrik haysiyet zedeleyici sizin duygularınızı istismar eden bir insan mı yoksa karşınızdaki, sebepsiz durduk yere bir hayvana zarar veren veya yaralı bir hayvana bir çocuk acı çektiriyor mu? Arkadaşlarını dövüyor mu? Akran zorbalığı yapıyor mu? ve en önemlisi buna tepkisiz kalıyor veya en kötüsü zulmüne gülüyorsa bu çocukta özellikle erkek çocuklarında maalesef bu daha yaygın bu tür sevgisiz yetişmiş çocuklar derhal toplum huzuru için rehabilite edilmesi gerekir. İşte asıl düşene tekme atmayıp ona yardım etmek budur. Sonunda anlayacaksınız ki o da şiddetle büyümüş ve anne baba sevgisi almamış. Böyle insan büyüklerine saygılı olur mu? Küçüklerine sevgiyle mi yaklaşır. Daha k ensine insanca muamele yapılmamış ki? Rol yapar sadece. O yüzden bizler ömürlük bir öğrenci olup çocuklara sürekli örnek olmak zorundayız. Yani kendimiz ilkönce kendimizden acizi dövmeyeceğiz. Taşın altına elimizi koyacağız. Elimizin altında çalışana hakkını vereceğiz. Köle Isaura gibi muamele yapmayacağız. Yoksa ne ekerseniz onu biçersiniz bunu unutmadan hayaller kuralım lütfen. Umut tacirliği yapmayalım yani karşımızdakinin de duyguları olan geçindirmesi gereken veya ailesine yük olmak istemeyen bir varlık olduğunu bilip üstünlüğünü kabul edeceğiz. Asıl durum tespiti budur işte! Buradan bile dolu acıklı hikâye çıkar inanın. Kısacası; toplumda mesele sadece bir çocuğa örnek olmak değil veya yaralı bir kadının yarasını sararken edep sınırları içinde kalabilmek değil mesele veya parasız bir adama cankurtaran olmak değil ki mesela. Asıl mesele bunları yaparak toplumu diri tutmak. Böyle yaparak sadece Türk toplumunu kurtarıyorsunuz farkında değilsiniz. Unutmayın! Bu çocuklar bizim geleceğimizi yönlendiren ve toplumumuzu şekillendiren küçük insanlardır. O yüzden hiçbir öğretmen ve anne baba o kadar emek verip öğrencisinin veya çocuğunun tacizci, hapçı, katil olmasını istemez! Bunun olmasına da engel olur ve buna da büyük ölçüde önlem alan kişiler de öğretmenlerdir! Bu yüzden toplum olarak sağduyulu olup öğretmenlere yardımcı olmanız aslında vicdan işi değil temel vatandaşlık görevimizdir. Hiçbir şey yapamıyorsanız 'dinleyin' sadece lütfen. Yorumlamadan acısına ortak olun insanımızın. Sadece insanı değil; doğayı da dinleyin. Göreceksiniz siz de mutlu olacaksınız. Ben bunu hayat felsefesi yapalı uzun yıllar oldu. Özellikle tavsiye ederim. Mesela; birgün üniversiteli gençlerle oturup dertlerini dinlediniz mi hiç? Ya da bir hafta sonu alıp çocuğunuzu bir huzurevinde yaşlıları dinlediniz mi hiç? veya bir gün hayvan barınağına gidip hayvanları besleyip onlarla terapi oldunuz mu hiç? İnanın parayla bedeli olmayacak kadar çok kıymetli değerler ve bu büyük adımlar. Çünkü böyle sağduyulu olunca ancak Türk toplumunun kıymetini anlıyorsunuz ve topluma kin, öfke, nefret kusanlardan da olmuyorsunuz. Sadece vicdanınızı yanında oluyorsunuz! 'Meğerse! Ben bu denizde sadece bir su damlasıymışım!" deyip insanlara tepeden bakmak yerine empati kurup insani yönümüzü güçlendirip sosyal zekamızı çevikleştiriyorsunuz ve bu üstün meziyeti size hiçbir mevki veremez, hiçbir para ve şan şöhret sağlayamaz, emin olun ruhunuzu da beslemelisiniz. Bunu da yardıma ihtiyacı olanlara haddini bilerek, terbiye sınırı içinde yardım edenler anlar, ne demek istediğimi.

İnsanlık namına; kimsenin hakkını gasp etmemeyi öğrenmemiz gerekiyor. 'Evrensel ahlak anlayışı da bu değil mi özünde zaten. Bilirkişilere göre; evrensel ahlak anlayışına sahip çok az toplum ve kişi var olmuş dünya tarihinde. Neden bu en üst düzey olan 'evrensel ahlak anlayışına bizim toplumumuz erişmesin ki? Çünkü özümüz iyi ve iyiliği öğretebileceğimiz bir toplumuz.

Bizler güçlü bir milletiz ve şunu unutmayın! Açlık, yoksulluk, depremle baş ederiz ama bununla bitmiyor ki kötü niyetli dış tehditlere karşı da yavrularımızı korumamız lazım.

Bunu da şöyle daha somut örneklendirmek isterim ki; sosyal önleyicilik ilkesine uygun gözlemlediğim önemli bir dipnot ise; 'internet kafeler’dir. İnternet kafelerde gözlemlediğim korkunç bir olay var ki o da Amerikan yapımı silah sahnelerine hayranlık, ilgi, alaka, vurma ve küfürlü konuşma sempatisi var çocuklarda. Yani; kötüyü ve yanlışı örnek alıyor çocuklar. Mesela; en basitinden benim zamanımda bilgisayar oyunları vardı ama ben mahalle kültürüyle büyüdüğüm için dışarda arkadaşlarımla masum oyunlar oynamayı tercih ederdim. Hatta ben küçükken geyik vurma oyunu vardı ben ceylan vurunca çok üzülmüştüm. Oyunda olsa niye ceylanı vuruyoruz ki demiştim. Oynamamıştım bir daha. Bunu niye anlatıyorsunuz derseniz ise; işte böyle duyarlı ve güzel niyetli olan iyi ve kötü ayrımını yapabilen erdemli evlatlar yetiştirmemiz için hem sizin için hem de toplum için faydalı olacaktır. Bunun için de atalarımızın geleneklerine ve sözlerine sahip çıkıp atasözlerimizi yaşamımıza dahil edeceğiz. Atalarımızın bize karşı ve topluma karşı örnek olma çabasını hatırlayacağız ve biz de bu durumu takdir edip gelecek kuşaklara disiplinli saygılı ve sevgi dolu ve sabırla örnek olacağız. Biliyorum örnek olmak sorumluluktur, zordur ama göreceksiniz ki doğaya ve toplumuna değer veren çocuklarımızı gördükçe bununla gurur duyacaksınız. Çünkü işin ehli evlatlar ancak böyle yetiştirilir. Bu bizim özümüzde var zaten. Sadece can sıkıcı uyaranları çevrenizden uzaklaştırıp nasıl şaha kalktığınıza siz bile inanamayacaksınız! İnsana ve doğaya değer vereceksiniz ki sonra çocuğunuzla övüneceksiniz! Hayvanlar, bitkiler ve bebekler bizim hem düşünmemizi hem de empati kurup merhametimizi beslememiz için yaratılan önemli detay olarak göreceksiniz ki kendinizi bu yönde geliştireceksiniz.

Değerli okurlarım! Masum çocuklar istiyorsak masum niyetli olun ve onlara yaşıtlarına uygun davranın ve masum oyunlar oynatın lütfen! Ve hatta bu tür vurdulu kırdılı oyun oynayan çocukları ise aslında okullarda seminerler bilinçlendirilip gerekirse RAM'a gönderilmesini şahsen talep ederdim.

Halkçılığın ve milliyetçiliğin en temel gayesi de kendi halkını onore etmek ve korumak değil midir zaten.

Sonuç olarak, "Düşene tekme atılmaz" atasözü hem toplumu maddi ve manevi olarak bir arada tutar hem de yüksek ahlaki değerleri ön plana çıkarır ve insanların iyilik yapma sorumluluğunu hatırlatır. Böyle atasözleri ondan çok kıymetlidir. Çünkü; insan ve toplum için en üst ve en yüce basamak olan ve her toplumun erişmek isteyip erişemediği ve belki de bize nasip olacak en kıymetli değer bu 'evrensel ahlak anlayışı''na sahip olmamız ve buna erişince sahip çıkmamız olacaktır. Biliyorum iyi niyetli nesiller yetiştirmek zor ama başarırsak her işin üstünden geliriz diye düşünüyorum

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tuğba Ulucan Arşivi

Ah! Kandırıkçı Dünya

21 Haziran 2024 Cuma 10:33

Bazen bir vapur olmak istersin

19 Mayıs 2024 Pazar 13:59

Kalpteki kalıcı yara izi: Aşk

13 Nisan 2024 Cumartesi 14:57

"Kütüphaneler Haftası"

01 Nisan 2024 Pazartesi 11:28

Ramazan Ayı

11 Mart 2024 Pazartesi 09:23