BEKİR AKDENİZ
İnsanın Körlüğü, Görenin Zindanı
Bekir Akdeniz diyorki
Cuma vaktinin o dingin, insanı kendisiyle baş başa bırakan manevi ikliminde bazen en büyük hakikatler hiç beklemediğimiz hikâyelerin içinden sızar. Tıpkı karanlığında huzur ararken aydınlığın vahşetiyle sarsılan o adama dair anlatılanlar gibi...
Biri vardı; gözü görmez, kulağı duymaz, dili söylemezdi. Gün geldi, bir gaflet rüzgârına kapılıp halinden şikâyet etti. Yaradan’a el açtı; “Ben de göreyim aynadaki cismimi, işitsin kulağım bu âlemi, konuşsun dilim, bitsin bu elem” dedi. Duası kabul oldu. Gözündeki kara perde kalktı, kulağı açıldı, dili çözüldü.
Ancak muradına erdiğini sanan o adam, adımı attığı sokaklarda neyle karşılaştı dersiniz?
Masmavi bir gökyüzü, yemyeşil bir yeryüzü vardı ama insanların yüzünde sadece bitmek bilmeyen bir hüzün ve telaş... Baharın, güzün, doğanın mucizesinin farkında bile olmayan, hırsın ağında çırpınan kalabalıklar. Dili açılmıştı ama doğruyu söyledikçe dokuz köyden kovuldu, onuncuda dayak yedi. Gözü açılmıştı ama gördükleri ruhuna ağır geldi: Kara kargaya taş çıkartan hırsızlıklar, dillerde pelesenk olup gönüllerden silinen sevgiler, mal ve mülk sevdasıyla taşa dönmüş yürekler...
Dünyanın bu “aydınlık” yüzü, adamın kendi karanlığından çok daha vahşi, çok daha zifiriydi.
Fazla beklemedi. Yine bir Cuma vaktini dahi beklemeden tekrar açtı ellerini semaya. “Kendi dünyam güzeldi, bu zindanda sefamı sürüyordum. Şimdi bana kara perdemi geri ver Rabbim! Gördüklerim vahşet üstüne vahşet...” diyerek karanlığına, yani o huzurlu sığınağına geri dönmeyi diledi. Yalnızca son nefesinde "Lâ ilâhe illallah" diyebilmek için diline bir kilit istedi ve bastonuna tutunup eski yoluna döndü.
Şimdi dönüp kendimize sorma vakti: Asıl kör kim?
Dünyanın tüm renklerini gördüğünü sanıp yanı başındaki insanın acısını görmeyenler mi, yoksa dış dünyaya gözünü kapatıp vicdanının ışığıyla yürüyenler mi?
Bugün modern insan; gören gözleriyle kör, duyan kulaklarıyla sağır, konuşan diliyle dilsiz bir hayat yaşıyor. Maddiyatın, hırsın ve dünyevi kavgaların ortasında, gözümüzün önündeki güzellikleri körleşmişçesine es geçiyoruz. Doğruyu söyleyeni susturuyor, sevgiyi bir kelimeden ibaret bırakıyoruz.
Bu Cuma günü, o adamın hikâyesi bize çok şey söylüyor. Belki de ihtiyacımız olan şey daha çok görmek değil; gönül gözümüzü karartan bu dünyevi vahşetten sıyrılıp, kendi iç dünyamızdaki o saf ve temiz hakikate dönebilmektir.
Çünkü bazen karanlık, çürümüş bir aydınlıktan çok daha merhametlidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.