Dr. Ahmet Polat
Hayâ III
Soru: Hayâyı yok eden tutum ve davranışlar nelerdir?
Cevap: Şu hadise yer verdikten sonra, cevabımızı maddeler hâlinde sıralayalım: “Allah bir kulunu cezalandırmayı dilediği zaman ondan hayâyı alır. Hayâsı alınan kişi, Allah'ın gazabına müstahak davranışlar sergilemeye başlar. Önce emanet duygusu çekilip alınır. Sonra hainleşir. Hainleşince de ondan merhamet alınır. Merhamet çekilip alındığı zaman da o kimse, artık kovulmuş ve lanetlenmiş olur. Kovulup lanetlenen o kişinin Müslümanlık la da ilişkisi kalmamış olur.” (İbn Mâce, Fiten, 4190.)
- Hayâ, imanın kalesidir. Harama bakmak, bu kalenin surlarına top atarak yıkılmasına yol açmak ya da tahrip etmek gibidir. Dolayısıyla haram olan her bir bakış kalpteki hayâ duygusunu öldürür.
- Çirkin sözler söylenmesi. Bilhassa dostlar arasında sürekli argo ve edebe mugayir bahisler açma ve boş konuşma bu türdendir.
- Kötü ahlâklı olan kimseleri arkadaş edinme.
- Tesettürde gevşeklik gösterme: Transparan, vücut hatlarını belli eden veya tesettüre uygun olmayan giyinme tarzları örnek gösterilebilir.
- İhtilat: Olağanüstü hâller dışında, kadın ve erkeğin birlikte aynı mekânı paylaşması.
- Mahrem sayılabilecek fotoğrafları, sosyal medya mecralarında paylaşmak.
- Bir kadın adına fake hesap kuran erkeğin, bu hesap üzerinden kadınların hesaplarında sörf yapması.
- Çok gülmek, gereksiz yerlerde kahkaha atmak.
- Hayâ olmadığında şehvet galip gelir. Bu da günaha meyletmeyi beraberinde getirir. Sonuç olarak heva ve hevesin esiri olunur.
- Sinir uçlarını zorlayan sahne elbiseleri.
- Nefsine hâkim olmama.
- Batı’dan ithal ettiğimiz kültür, haya olgusundan yoksun olduğu için yıkıcı ve rezildir.
Soru: Hayâ olmasaydı nasıl bir hayatımız olurdu?
Cevap: Bir toplumda hayâ bulunmasaydı kötülükler çoğalırdı. Özellikle şu acı manzaralarla karşılaşmamız kaçınılmaz olurdu:
- Misafire ikram olmazdı.
- İnsanlar, hayvanlar gibi yaşardı.
- Vaat edilen şeyler yerine gelmezdi.
- Ruha güzel görünen tüm estetik ve güzel olan şeyler yapılmazdı.
- İnsanların ihtiyaçları giderilmezdi.
- Emanetler asıl sahiplerine teslim (iade) edilmezdi.
- İnsanlar avret mahallerini açardı.
- Kısaca insanlıktan çıkardı.
Yukarıdaki bilgiler ışığında şu yorum yapılabilir: Bir Müslümanın şuur ve idrakinin tezahürüdür hayâ. Müslüman olmayan birindeki utanma duygusu ise, fıtratından ya da yetiştiği toplumun kültürel mirasından gelir.
Soru: Hayâ nasıl muhafaza edilir?
Cevap: Hayâyı kaybetmek, yokuş aşağı seyir hâlindeyken freni boşalan kamyon gibidir, çok tehlikelidir. O sebeple hayâ olgusunun korunması için aşağıdaki unsurlara riayet edilmesi önemlidir.
- TV izlerken reklam, dizi ve filmlerde haya perdesini yırtacak sahneler karşısında gözleri yumma.
- Marjinal taraflarda olan, kişinin pozitif enerjisini alan ve milli-manevi değerleri yıkıcı nitelikte içerikler üreten sosyal medya fenomenlerinin içeriklerinin izlenmemesi.
- Öfke hâlinde diline sahip olma. Edebe uygun ve güzel konuşma.
- Konuşma esnasında aceleci davranmamak. Kişiye saygınlık kazandıracak kelimeleri seçme.
- Giyilen elbise, örtünme ve tesettür gayesine matuf olmalıdır.
- Oturma düzeni, görüntü ve imaj…
- Fıtratta var olan hayâ duygusunun şuurlu bir hâle dönüşmesi, akli melekelerinin belirmeye başlamasıyladır. Bu noktadan itibaren çocuğun eğitimiyle ilgilenmek çok önemlidir.
- Özgürlük, modernlik, turizm vd. gerekçelerle bazı şehirlerde hayâ perdesi tamamen kalkmıştır. Bu sebeple yaşamak istediğimiz şehrin yaşanabilir olup olmadığını araştırmamız gerekir.
Soru: Hayâ konusunda istisna var mıdır?
Cevap: İlim öğrenme ve iyiliği emretme kötülükten alıkoyma konularında hayâ olmaz.
Sonuç itibariyle, imanın bir şubesi olan hayâ, gayret ve farkındalıkla korunur. Bu da bilinçli yaşamaktan geçmektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.