Alaattin Karaer
GAP GEZİMİZ ! (8) 21-DİYARBAKIR

Uygarlığın ilk adımlarının atıldığı toprakların bulunduğu, binlerce yıldır yaşayan şehir Diyarbakır’dayız!
Şansımızdan yağmur hızlanmasa da çiselemeye devam ediyor…
Plakası 21 olan, ülkemizin en kalabalık 12. şehridir. Bazı kalıntılar ve yeni keşfedilen bazı antik kalıntılar, şehrin gizemli geçmişini öne seriyor. Diyarbakır, tarih öncesi dönemlerden kalma antik bir yerleşim yeri olup her dönemde önemini korumayı başarmış bir kenttir. Anadolu ile Mezopotamya Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu, köprü görevini üstlenmiş tarihi kent, farklı uygarlık ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin orta bölümünde yer alan Diyarbakır, tarih boyunca jeopolitik önemi açısından; İlk çağlardan bu yana Akdeniz’i Basra körfezine, Karadeniz’i Mezopotamya’ya bağlayan bir konuma sahiptir. Diyarbakır’ın, doğal bir geçiş yolu olması her dönemde çekiciliğini arttırmış ve medeniyetlerin iz bıraktığı bir şehir olmuştur. Tarihin derinliklerinden gelen sayısız kültürün kucaklaştığı bir kenttir.
Tarih boyunca Amida, Amidi, Amid, Kara-Amid Diyar-Bekr, Diyarbekir ve Diyarbakır adlarını alan kent Güneydoğu Anadolu bölgesinin orta bölümünde El-Cezire denilen bölgede Bereketli hilalin kalbinde yer almaktadır.
Diyarbakır’ın köklü tarihi 12.000 yıl önceye uzanıyor. Son yıllarda kentin Bismil ilçesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, M.Ö. 10.400-9250 yıllarında “KörtikTepe”de yerleşik hayata geçildiği ortaya çıkmıştır. Anadolu’nun en eski tarımcı köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü Tepesi, günümüzden 10.000 yıl öncesine dayanan tarihiyle sadece bölge tarihimize değil dünya uygarlık tarihine de ışık tutmaktadır. Paleolitik ve Mezolitik devirde de Diyarbakır ve çevresindeki mağaralarda yaşamın bulunduğu ortaya çıkmıştır. Silvan yakınlarındaki Hassuni Mağaraları, Ergani yakınlarında Hilar Mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir.
M.Ö. 3000’li yıllarda şehrin merkezinde izlerine rastlanan Hurrilerin, bölgeye hâkim olmasıyla Diyarbakır’ı yurt edinme çabaları başlamış, ardından Mitaniler, Abbasiler, Mervaniler, Büyük Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Akkoyunlular ve Osmanlı gibi birçok medeniyete yurt olmuştur. Diyarbakır, medeniyetlerin mekânsal ve mimari özellikleriyle az bulunur kültür ve tarih mirası taşımaktadır.
UNESCO Dünya Kültür Mirası Diyarbakır Surları, kentin sayısız eserlerinin başında gelmektedir. Kuşbakışı kalkan balığını andıran biçimiyle kenti baştanbaşa kuşatmış ve İç Kale ve Dış Kale olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. Diyarbakır Surları, eskilik ve yükseklik bakımından dünyadaki kaleler arasında birinci sırada yer alır. Tamamına yakın kısmı günümüze ulaşan ve birçok medeniyetin izlerini taşıyan Diyarbakır Kalesi, zamana meydan okuyarak yaklaşık beş bin yıldır ayakta durmaktadır. 3-5 metre kalınlığı ve 11-12 metre yüksekliği ile görülmeye değer bir heybete sahiptir. 5.500 metre uzunluğundaki Diyarbakır Surları, 82 burçla taçlandırılmış ve şehrin boynuna adeta bir gerdanlık gibi sarılmıştır. Milad öncesi ve milad sonrası izleri, 63 ayrı kitabede ve sayısız figürlerinde saklamış, bir yazıtlar ve kabartmalar müzesi niteliğine sahiptir.
Kültürel kimliğiyle; yalnız Türkiye’nin değil, tüm dünyanın da en önemli kentlerinden biri sayılır. Kent tarihsel potansiyeliyle adeta bir Açık Hava Müzesi niteliğindedir. Birçok medeniyete beşiklik eden kent döneminin tanığı olmuş ve gelen her medeniyetin izlerini barındırmaktadır.
Tarihi geçmişi sayfalara sığmayacak Diyarbakır’dan kısaca bahsettikten sonra, yine kısaca Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Diyarbakır’dan bahsedelim.
Osmanlı döneminde Diyarbakır’ın önemi: Tarihin ilk zamanlarına tanıklık ederek Osmanlı dönemine kadar gelen Diyarbakır, her dönem önemli kent olmayı başarmıştır. Osmanlı döneminde, devletin önemli eyaletlerinden biri konumunda olan kent, doğuya sefer yapan orduların “hareket üssü” olarak kullanılmış, 1. Dünya savaşına kadar vakarlı bir duruş sergilemiştir. 1. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği dönemlerde kentte; salgın hastalıklar, yangın ve sefalet gibi bir takım olaylardan dolayı imar, sosyal ve kültürel alanda büyük gerilimler yaşanmıştır. 1950 yılından sonra kent yeniden restore edilmiş, hastaneler, yollar ve modern yapılar inşa edilerek şehir yeniden ayağa kaldırılmıştır.
Cumhuriyet döneminde Diyarbakır: Uzun soluklu tarih ve estetik mimarisi ile günümüze kadar gelmeyi başaran Diyarbakır, Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra Cumhuriyet döneminde yine önemini korumaya devam etmiş, 2 Eylül 1993’te çıkarılan kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazanmıştır.
Aracımız, Diyarbakır kalesinin önünden, Sur’da inşa edilen, Diyarbakır’ın tarihi ve kültürel dokusuna ters ve kültürümüzle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yapılaşmaların olduğu yeni evlerin yakınından devam ediyoruz…
Diyarbakır müzesine doğru ilerliyoruz. Artuklu Sarayı harabelerinin önünden geçiyoruz.
Artuklu Sarayı: 13. yüzyılda yaptırıldığı düşünülen Artuklu Sarayı, Anadolu Beyliklerinin var olduğu dönemde Artukoğullarından Nasirüddin Salih Bin Muhammet tarafından yaptırılmıştır. 16. yüzyıla kadar pek çok amaçla kullanılan saray, zaman geçtikçe toprak altına gömülmüş ve şimdiki Viran Tepe olarak bilinen yerde kazı çalışmalarıyla ortaya çıkartılmıştır. Kazılar neticesinde sarayın haça benzer bir planla, dört eyvanlı bir şekilde inşa edildiği görülmektedir. Süsleme kısmında ise Büyük Selçuklulara sadık kalındığı görülmektedir.
Saray kalıntılarının bir bölümü kazılar sonucu çıkartılsa da hala büyük bir bölümünün toprak altında gömülü olduğu biliniyor.
devam edecek…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.