Alaattin Karaer
GAP GEZİMİZ ! (37) 27 – GAZİANTEP
Gaziantep’ten ayrılmamıza saatler kaldı. Her dakikasını değerlendirmek gerekiyordu. Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müze’sinden üzülerek, duygulanarak ayrılıyoruz…
Solda, Şirvani (Şirvani Mehmet Efendi) Cami, sağda Kale…
Rehberimiz eşliğinde, hep dinlenme, hem buluşma yerimizdeyiz. Burası, Tarihi Gümrük (Yaşayan Müze) Han’dayız.
Rehberimizin anlattığına göre, handa meşhur Kahveci Seddar Bey varmış. Burada yapılan kahvenin özelliği, fincanda pişirilmesi ve iki renkli bir kahve olmasıymış. Gümrük hanı tanıyalım:
Gaziantep Kale çevresinde yer alan hanlardan biri olan Gümrük Han: Hacı Ömer Efendi tarafından 1873-1878 yılları arasında yaptırıldığı Vakıflar kayıtlarına göre bilinmektedir. ‘Yolcu hanı’ olarak inşa edilen hanın zemin katındaki mekânlar depo ve ahır, üst katta yer alan odalar ise yolcuların kalması için yapılmıştır.
Günümüze kadar han, dükkân ve depo olarak kullanılmıştır. Gümrük hanı geleneksel Osmanlı han mimarisi içinde tek avlulu, iki katlı han mimarisi özellikleri taşımaktadır. Gaziantep' teki 18 han yapısından biri olan Gümrük Han şehir içinde yer alırken, içinde yolcu konaklamasının yanı sıra ahır mekânlarını da bulundurmaktadır. Yapının eski kent merkezinde bulunduğu konum itibariyle, turistik ve iş gezisi amacıyla gelecek tüm insanların tercih edeceği bir merkez konumunda kullanılmaktadır. Hanın restorasyonu 2011 yılının Nisan ayında başlayıp sekiz ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak Aralık ayında tamamlanmıştır. Tarihi hanı, kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının üretim ve satış merkezi olarak “Yaşayan Müze” kimliği ile hizmet sunulmuştur.
Gümrük Han’da gümüşçülük, tesbihçilik, ressam kilimci, aba dokuma, mozaik, cam üfleme, bakır işleme, takunya, ebru, eski gelinlik salonu, Antep işi, el ürünleri satış yeri, ahşap oyma, kutnu dokuma, yemenicilik, kilimcilik ve sedefkârlık meslekleri yaşatılmaktadır.
Grup, Gümrük Han’da buluşmak üzere ayrıldık. Bir kısmımız, Bakırcılar Çarşısına doğru yürüyerek orayı gezmek istedik. Pazar günü olmasına rağmen, diğer günlerden farksızdı. Her yer açıktı. Buna benzer tarihi çarşılar bazı şehirlerimizde bulunmaktadır. Turistler için ve görmeyenler için değişik bir çarşı.
Genel olarak Bakırcılar Çarşısı olarak adlandırılan ancak, birçok el sanatı esnafının üretim yaptığı bir çarşılar kompleksinden oluşan Gaziantep Bakırcılar Çarşısı ahşap kaplamalı dükkanları, taş döşenmiş sokakları ile bizlere başka bir dönemden kesitler sunmaktadır.
Bakırcılar Çarşısında yer alan dükkanların yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 19'uncu yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Tek katlı dükkanlardan oluşan çarşı, hanlar bölgesi içinde yer almaktadır. Kemerli girişlerle sokağa açılan dükkanlar düzgün kesilmiş sert kalker (keymıh) taştan yapılmıştır.
Kültür Yolu Projesi kapsamında yer alan çarşı Tarihi Kentler Birliği’nin “Başarı Ödülüne” layık görülmüştür. Çarşıya adını veren bakırcılık sanatı varlığını günümüzde de yoğun bir şekilde devam ettirmektedir.
Çarşının sonuna kadar geze geze, Tarihi Tahmis kahvesine kadar gittik.
Tarihi Tahmis Kahvesi: Tahmis, “kahvenin dövüldüğü yer” anlamına gelmektedir. Eski dönemlerde kahve, cevizden yapılan büyük dibeklerde, karataş ya da aynı ağaçtan imal edilen aletlerle dövülürmüş. Tarihi Tahmis Kahvesi Türkmen Ağası ve Sancak Beyi olan Mustafa Ağa tarafından Tekke’ye (Mevlevihane) gelir getirmesi amacıyla yaptırılmıştır. 1638 yılında yaptırılan Tahmis Kahvesi iki katlı, anılarla dolu bir yapıdır.
Kahve, dükkanlar ve han 1901-1903 tarihleri arasında iki büyük yangın esnasında tamamen yanmıştır. Bu tarihlerde mevlevihanede postnişinlik (mevlevihanenin şeyhi) yapan Feyzullahoğlu Şeyh Mehmet Münip Efendi, kendi cebinden 130 bin kuruş harcayarak Buğday Hanı’nı, Tahmis Kahvesi’ni ve 33 dükkânı yeniden yaptırarak Mevlevihane’ye 1904 yılında vakfetmiştir.
Bir rivayete göre 4. Murat’ın Bağdat Seferi sırasında burada dinlendiği ve kendisine Tahmis Kahvesi’nde kahve ikram edildiği söylentiler arasındadır.
Bir üç arkadaş, Bakırcılar çarşısının girişine geri dönerek, bir bankta oturduk. Geleni gideni seyrederek dinlenmeye çalıştık. Yorgun düşmüştük. Kadınlar bizim gibi değildi. Onlar için alışveriş olsun da yorgunluk vız gelirdi.
Öğle saati geçiyordu. Saat 13.30’ geçiyordu. Bir kısmı yemek için önerilen lokantalara gittiler. Çorba önerildi.
Türkiye’de 300’e yakın yemek çeşidiyle 1. Sırada yer alan Gaziantep mutfağı dediğimizde aklımıza, baklavasından, beytisine, lahmacunundan, kebabına birçok çeşit gelir. Fakat Gaziantep’in pek bilinmeyen ama artık gün yüzüne çıkmaya başlayan bir lezzeti varmış ki, o da Beyran Çorbasıymış. Adını belki de ilk defa duyuyorduk. Türkiye’de neredeyse Gaziantep dışında pek bir yerde bulunmuyormuş bu çorba. Beyran Çorbası nedir öğrenelim;
Kelime anlamı “aş” olan beyran çorbasının yapımı 12 saat sürüyor ve bu özelliği doğal olarak onu diğer çorbalardan ayrı kılıyormuş. Gaziantep’de Beyran çorbası kültürü 1887 yıllına dayanıyormuş. Bu konuda bir sürü rivayet varmış ama en öne çıkanı anlatalım. Vaktiyle Gaziantep’in İmam Çağdaş adındaki en meşhur ustasının torunu olan Beyran, bu geleneği başlatıyor. Sabahları bir kase Beyran çorbası içenin akşama kadar karnı acıkmazmış, bu etli çorba oldukça doyururmuş. İmam Çağdaş adındaki usta da, zamanında sinekler çoğalmaya başladığında Beyran döneminin kapandığını söylermiş. Sebebi ise Beyran çorbasının içerisinde oldukça fazla sarımsak barındırmasından dolayı havanın çok sıcak olduğu zamanlarda yenmesinin rahatsız edici olması. Tabi içinde bolca et, sarımsak gibi faydalı gıdaların olması, Beyran çorbası’nın faydaları sıralamak istediğimizde bize oldukça yardımcı oluyor. Bu yüzden faydalarını saymakla bitmezmiş ama en önemlileri, antibiyotik olması ve bol protein içermesiymiş…
Bu çorba sıcakta pek yenilmiyormuş doğal olarak. Antep sakinleri Beyran çorbasını günün erken saatlerinde kahvaltının yanında içiyorlarmış. Üzerine de yöresel geleneğe göre mis gibi bir güzel Menengiç kahvesi içerlermiş…
devam edecek…



Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.