Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)den şöyle rivayet edilmiştir:
Mekke’nin fethi yılında, Sa’d b. Ebi Vakkas Mekke’de (Ciddi şekilde) hastalanmıştı. Hazreti Peygamber (sav) onu ziyarete gelmişti. Sa’d ağlamaya başladı. Efendimiz: “Niçin ağlıyorsun” diye sordu.
“Hicret ettiğim yerde (Mekke’de) Sa’d ibni Havlebe gibi öleceğimden (sizinle beraber Medine’ye dönemeyeceğimden) korkuyorum” dedi.
Hazreti Peygamber (sav)üç defa:
Allah’ım Sa’de şifa ver, diye dua etti. Sonra sa’d:
Ya Resûlallah, benim epeyce malım var. Mirasçım olarak da bir tek kızım var. Malımın tamamını hayra vasiyet edeyim mi? Diye sordu.
- Hayır, buyurdu.
- Yarısını, dedi.
- Hayır, buyurdu.
- Üçte birini, dedi.
- Üçte biri de çok ama, olabilir, buyurdu ve devamla:
- Senin malından sadaka olarak verdiğin senin için sadakadır; aile halkına harcadığın, sadakadır; hanımının senin malından yediği senin için sadakadır. . Mirasçılarını zengin bırakman, onları, insanlara el açar bir halde bırakmandan daha hayırlıdır, buyurdu. (Müslim Vasiyyet 25/8)
Vasiyet konusunda islam’ın koyduğu ölçü budur. Ne yazık ki bazı yörelerde kız çocuklarına hiç miras vermezlerken, bazıları da erkek evlat ile eşit taksim ederler. Hani bir fıkra vardır: deveye: “Yokuş yukarı mı daha iyi gidersin, yoksa iniş aşağı mı” diye sormuşlar. Deve de: “Ben düz yolda daha iyi yürürüm” demiş. Müslümanlar keşke, Allah’ın dediği en güzeldir, deyip de ona razı olsalar, haklarında daha hayırlı daha iyi olur diye düşünüyorum!.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.