Alaattin Karaer

Alaattin Karaer

GAP GEZİMİZ ! (26) 63 – ŞANLIURFA

1-[51321].jpg   

Şehir merkezine hareket ederek. Rehberimizin önerdiği Mevlana Caddesindeki İrfan Sofrasındayız. Kapalı ve camlı iki bölümlü tesis neredeyse doluydu. Biz grubumuzdan, Dr. Reşit ve Perihan Toprak’la aynı masadaydık. Reşit bey biraz telaşlıydı. Anladık ki, Urfalı olan Reşit beyin ailesinden çoğu Şanlıurfa’da yaşıyorlarmış. Kardeşiyle telefon konuşması yapmışlar, onu bekliyorlarmış.  Yemeklerimiz daha gelmeden, kardeşi geldi. İki kardeş sarılıp hasret giderdiler, yıllar sonra da olsa.  Yaşam buydu sanırım. Ana-baba ocağı sönünce, aynı şehirde değilseniz, gönüller ayrılmasa da yollar ayrılıyor. Herkes kendi yaşam mücadelesine, kendi çoluk çocuğuna dönüyor… Etkilenmiştim!

    Bizde yıllardır, hasretlik içinde yaşamıştık Birkaç yıl önce anam ve babam ölümüyle, zaman zaman gittiğimiz Kayseri’ye gidemez olmuştuk. Demek ki onlar toplayıcı, onlar barış simgeleri, onlar çocukları arasındaki köprüymüş, organik bir bağmış. İyi ruh sağlığının iyi bir aileden geçtiği bilinmektedir. Onlarsız bir aile, onlarsız bir dünya düşünebilir miyiz ? Elbette hayır.

     Yemek sonrası Şanlıurfa Arkeoloji Müzesindeydik!

   Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi:

     Şanlıurfa’da bir müze açılması fikri oluşmaya 1948 yılında başlamış, mevcut eserlerin Atatürk İlkokulu’nda bir depoda toplanması sonucunda müzenin kuruluşu ile ilgili ilk adım atılmıştır. 1956 yılında müze için Şehit Nusret İlkokulu’nda bir yer ayrılarak eserler burada depolanmıştır. Müze için ayrılan bu yerin yeterli olmaması ve yörenin binlerce yıllık tarihini belgeleyen zengin kültürel ve arkeolojik varlıklarını sergileme ihtiyacı, yeni bir müze binasının yapımını gerektirmiştir.

   1965 yılında Şanlıurfa Merkez Şehitlik mevkiinde, 1500 metrekarelik bir alan üzerinde müze binasının inşaatına başlanmıştır. Binanın yapımı, teşhir ve tanzim işlerinin tamamlanmasını takiben Şanlıurfa Müzesi, 1969 yılında ziyarete açılmıştır. Ancak söz konusu müze binası, bölgenin zengin arkeolojik ve kültürel değerlerini sergilemek konusunda yeterli kapasiteyi karşılayamamıştır. Bu nedenle, 2015 yılında, üç katlı ve 29 bin metrekarelik kapalı alan ile yeni Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ziyarete açılmıştır.

 Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde 14 adet ana sergi salonu ve 33 adet canlandırma alanı bulunmaktadır. İlaveten, arkeopark alanında, döneminin mimari özelliklerini yansıtan kronolojik olarak sıralanmış yapı örnekleri ve deneysel arkeolojik çalışmalara uygun kazı eğitim alanı bulunmaktadır bulunmaktadır.

   Müze sergi salonları: Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, Neolitik Dönem eserleri açısından dünya müzeleri arasında önemli bir yere sahiptir. Dünyanın en eski tapınağı Göbeklitepe'ye ait eserler ve heykeller burada sergilenmektedir.

     Sergi salonlarında bulunan eserler, dönemlere göre teşhir edilmektedir.

     Balıklıgöl Heykeli (Urfa Heykeli), insanlık tarihinin iyi korunagelmiş, doğal büyüklükteki en eski heykelidir. Balıklıgöl’ün hemen kuzeyinde, eski Urfa evlerinin altında, büyük su kaynaklarının yanında olduğu anlaşılan Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem'e ait büyük bir yerleşimde, 1990’lı yıllarda ortaya çıkarılmıştır. Yerleşim yerinin varlığı terazzo türü tabanlar ve o döneme ait çakmaktaşı aletlerden anlaşılmaktadır. Kireçtaşından yapılmış olan heykel, 180 cm boyundadır ve derin göz çukurlarına siyah obsidyen parçalar yerleştirilmiştir.

    Eros ve Psykhe Kabartması: “Psykhe, Miletos kralının üç kızından en güzelidir. Güzelliği nedeniyle Aphrodite’nin öfkesini üzerine çekmiştir. Tanrıça, onun tek başına bir dağa bırakılmasını ve bir ejderle evlendirilmesini emreder. Oğlu Eros’tan bu dileği yerine getirmesini ister. Ama Eros, Psykhe’yi görür görmez ona âşık olur ve onu bir saraya yerleştirip geceleri gizlice yanına gelir.”

     “Ancak Eros sevgilisine hiç görünmez ve ondan kendisini görmek için herhangi bir girişimde bulunmamasını ister. Ama Psykhe bu öğüdü dinlemez ve bir gece Eros kanatlarını yaymış uyurken kandili yakar ve yanına gelip ona bakar. Sevgilisinin tanrı olduğunu görünce, Psykhe’nin elleri titrer ve kandilin içindeki kızgın yağ, Eros’un omzuna damlar. Bunun üzerine Eros uyanır ve sevgilisini terk eder. Uzun bir süre sevgilisinden ayrı yaşamak zorunda kalan Psykhe, Eros’u bulmak için tanrılara yalvarır. Psykhe'nin bu durumuna üzülen Eros, onu yanına alır. Birlikte tanrılar katına yükselirler.”

   Mitolojide yer alan bu aşk hikâyesi, Antik Çağ'da pek çok anıtsal yapının ve lahit mezarın cephe süslemelerinde, Orta Çağ'da ise resim ikonografisinde kullanılmıştır.

  Zafer Tanrıçası Nike: Yunan mitolojisinde “Nike”, Roma mitolojisinde “Victoria” olarak adlandırılan bu tanrıça, zaferi simgeler. Pallas ve Stks'in kızı Nike’nin askeri zaferlerdeki öneminin çok büyük olduğuna inanılır. Bu sebepten, Roma İmparatorluk Dönemi ikonografisinde Nike çok belirgin bir unsur olmuştur. Olympos Tanrıları'ndan önceki kuşakta olduğu halde, kimi mitograflar onu Athena’nın oyun arkadaşı olarak gösterirler.

  Heykel ve resimlerde en çok tasvir edilen ölümsüzler arasında yer alan Nike, resim tasvirlerinde kanatlı, hızlı uçan ve göklerden süzülerek zaferi getiren bir genç kız olarak gösterilir.

     Heykellerde ise kanatlı ve rüzgârın uçurduğu dökümlü giysiyle betimlenen Nike, sol omzundan inerek sağ göğsü, karın bölgesi ve diz kapağından ayak bileklerinin üzerine kadar olan kısmı açıkta bırakan dökümlü kıyafet ve sandaletleriyle görülmektedir.

   Göz İdolleri: Göz idolleri için yaygın kabul gören görüş, bir dinsel inancın sembolik ifadeleri olduğu yönündedir.

     İdollerin, adak eşyası ya da koruyucu olarak iyi kader getirecekleri, günlük yaşamdaki işlerin rast gitmesini ve mutlu bir yaşam sürmelerini sağlayacağı inancı ile tapınaklara sunulduğu bilinmektedir. Ayrıca salgın hastalıklardan korunmak için muska olarak kullanıldıkları da düşünülmektedir.

  Göbeklitepe Totem Dikmesi: MÖ 8700 - MÖ 8200 tarihlenen ve yüzeye yakın bir seviyede bulunan Göbeklitepe Totemi’nin baş kısmında, yırtıcı bir hayvan betimlenmiş, yüz kısmı kırık olarak bulunmuştur. Kollar esere yandan, eller ise Göbeklitepe T biçimli dikilitaşları gibi ön kısımda birleştirilmiştir.

     Yılanlı Kafa: Nevali Çori’de, MÖ 8500-7900 olarak tarihlenen Yılanlı Kafa, arkeoloji müzesinin önemli eserleri arasındadır. Kireçtaşından yapılmış büyük bir insan başı parçası, dik vaziyette kült yapısının erken devrine ait doğu duvarına gömülmüştür.

     Kırık yüz bölümü duvar kenarında odaya doğru yönlendirilmiş biçimde bulunmuştur. Ancak duvardan çıkarıldığında insan başı olduğu anlaşılmıştır. Korunmuş arka tarafı ise saçsız, kepçe kulaklı bir baş şeklindedir. Üzerinde yüze doğru yönelmiş bir yılan kabartması yer alır.

  Taş Kase Parçası: Nevali Çori’de bulunan bu parçanın dış yüzeyinde belki de en eski dans tasvirlerinden biri yer almaktadır. Dans eden, saçsız, ellerinin tasviri nedeniyle belirgin şekilde insan olarak tanımlanan iki kişi, daha küçük bir figürün etrafında dans etmektedir.

   

Kaynak: Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi

devam edecek…

2-[51322].jpg

3-[51323].jpg

4-[51324].jpg

5-[51325].jpg

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Alaattin Karaer Arşivi

2025 Yılında Kaybettiklerimiz (18)

13 Nisan 2026 Pazartesi 15:20

2025 Yılında Kaybettiklerimiz (17)

08 Nisan 2026 Çarşamba 12:46

Avukatlar Günü!

05 Nisan 2026 Pazar 11:03

2025 Yılında Kaybettiklerimiz (16)

01 Nisan 2026 Çarşamba 10:47

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü!

27 Mart 2026 Cuma 09:57

2025 Yılında Kaybettiklerimiz (14)

18 Mart 2026 Çarşamba 11:45

2025 Yılında Kaybettiklerimiz (13)

14 Mart 2026 Cumartesi 13:02

Dünya Kadınlar Günü!

06 Mart 2026 Cuma 11:28