Dr. Ahmet Polat

Dr. Ahmet Polat

Çıkarım

 

Motorlu trendeydik. İstanbul'a gidiyorduk. Yanımda eşim ve büyük oğlum vardı. Oğlum, o zaman bir yaşındaydı.

İstanbul-Konya hattında çalışan motorlu trenler küçüktür. Vagon bölmelerinde oturanlar, birbirlerini kolayca görebilirler. Tren tenhaydı. Bizden iki bölme ilerde, iki kişi oturuyordu. Biri yüzbaşıydı. Daha ileri dipte, sakallı bir adam vardı, bize dönüktü.

Yüzbaşı eliyle sakallıyı göstererek:

-- Bu adam mutlaka hacı'dır, dedi. Herifler, vatan nedir? Millet nedir? Habersizdirler. Paraları toplar, götürür Arabın kı...na yamarlar. Hani memleketin dövize ihtiyacı varmış, yok memleket kalkınmaya muhtaçmış, hiç bir şey umurlarında degildir. Her yıl, Arabistan'a doğru yola çıkan, cebi dövizli , bu gaflet kervanları ne zaman duracak bilmem ki?!... Be adam hayır işleyeceksen, bir okul yaptır. Devletin imkanları belli. Nerde o kafa? Kafa kafa değil ki, mağara mübarek. Kapkaranlık.

Sakallının söylenenleri duymamasına imkan yoktu. Arada dört adımlık mesafe vardı. Belki sağırdı. Ya da şerre bulaşmak istemiyordu.

Adam konuştukça konuştu... Sakallıya hakaret yağdırıyordu. Yüzbaşının yanındaki adam, sadece dinliyordu.

Bana gelince ben epeyce dolmuştum. Müdahale etmeye hazırlanıyordum. Eşim rica etti:

-- Aman, dedi. Zaman, o zaman değil. Milletvekiliyle bir kimse tartışırsa, hep milletvekili haksız çıkar. Geçen gün posta memuruyla tartışan bir Milletvekili için, gazeteler neler yazdı? Kim haklı soran var mı? Hem bak, küçük çocuğumuz var.

Bizim oğlan da nedense, bir türlü ağıdı kesmiyordu.

Bir aralık dayanamadım:

-- Deminden beri yüz defa medeniyet sözü ettiniz. Lütfen biraz yavaş sesle konuşun. Bakın çocuk uyuyamıyor, diye dolaylı bir uyarıda bulunmak istedim.

-- Biz medeniyetin ne olduğunu biliriz, siz kendinize bakın, dedi yüzbaşı.

Eşim koluma yapışmıştı. Yapışmasaydı da daha ileri gidecek değildim. 27 Mayıs sonrası zihniyeti gerçekten eşimin dediği gibiydi....

Sakallı yerinden kalktı. Karşı kanapenin üstüne bir yaygı serdi ve kanepenin üzerine çıktı.

Yüzbaşı:

-- Bak, dedi. Şimdi de namaza hazırlanıyor hacı. Temiz mi, pis mi aramaz. Kıble ne tarafta hiç düşünmez? Yatar, kalkar sadece...

Sakallı namazı bitirdi. Kanepeye oturdu. Yerdeki ayakkabısına uzandı. O sırada yüzbaşıyla göz göze geldiler.

Yüzbaşı:

Ne o hacı, bana mı demiyorsun? Hiç sesini çıkardığın yok, dedi.

-- Benimle konuşmak istediğini bilmiyordum oğlum, dedi sakallı.

Eşim de ben de şaşırmıştık. Demek sakallı sağır değilmiş. Demek her şeyi duyuyormuş da "adam kendi kendine esip savuruyor, benimle karşılıklı konuşmak istemiyor" diye düşünüyormuş.

Sakallı kalktı. Yavaş adımlarla yürüdü. Gelip yüzbaşının karşısına oturdu.

-- Söyle bakalım hacı dedi, yüzbaşı. Sakallı:

-- Selamünaleyküm.

--Ve aleylümselam. Sen selamı bırak da söylediklerime cevap ver. Hacı mısın sen?

-- Allah kabul ederse niyetlendim. İstanbul'a gidiyorum. İstanbul'dan da Hicaz'a hareket edeceğiz.

-- Peki, bu paralarla okul yaptırsan olmaz mı? Götürüp Arab'a vereceğine, memleketinde bir hayır işlesen olmaz mı?

-- Memnun oldum evladım. Herkes kudreti yettiğince hayır işlemeli. Belki, siz de kudretiniz yettiğince hayır kurumlarından, arada bir, üç-beş liralık yardım makbuzu alıyorsunuz? Ben bir okul yaptırdım. Okul'a adımı vermek istediler reddettim. "Cumhuriyet okulu" deyin, olsun bitsin, dedim.

Elini cebine soktu:

-- Eskişehir'de bir cami yapılıyormuş, onun için de bin liralık makbuz aldım, dedi ve makbuzu gösterdi.

-- Güzel hacı efendi, güzel... Güzel de, asıl götürüp Arab'a verdiğin paraları bu memlekette harcasan diyorum, ben.

-- Evladım vatandaşların devlete karşı borcu, devletin kanunlarına saygılı olmaktır. Müslümanlığı kabul edenler de Allah'ın emirlerine uymak mecburiyetindedirler. Ben bu parayı hicaza götürürken bir kanunsuzluk yapmıyorum. Dövizleri Avrupa'ya Amerika'ya götürenler de bir kanunsuzluk yapmış olmazlar. Devlet müsade ederse, müsade ettiği kadar dövizi, herkes yurt dışına götürebilir.

--Ama Hacı Efendi, İslâm'ın şartı, beş olmayı versin de dört olsun, ne olacak?

--Yok evladım, İslâmiyeti ben icat etmedim ki, ben sadece kabul ettim. Bir kısmını kabul edip, bir kısmını yok sayamam ki...

--Hacı sen öbür hacılara benzemiyorsun. Bak sana bizi pamuk gibi  yumuşattın. Sen öbür hacılara da biraz yol göstersen iyi olur. Hiç birisinin senin gibi olduğunu sanmıyorum.

İhtiyarın yüzü bize dönüktü. Gerçekten çok sakin bir hali vardı. Dünyadan alacağı kalmamış, borç defterini temizlemiş bir insanın huzuru içindeydi.

-- Sizin ailenizde hiç hacı var mı? diye sordu, ihtiyar.

-- Hayır yok, belki dedelerimden giden vardır. Ama onlara yetişemedim.

-- Oğlum Allah'ın emri var. Bilenler, bildiklerini, bilmeyenlere söylemek, onları uyarmakla mükelleftirler. Tabii dinlemek isteyenlere.

-- Doğru hacı efendi doğru. Ben seni sevdim. Sen hem iyi, hem de akıllı bir insansın. Nerelisin sen?

--Kütahya'nın bir köyündenim. Benim de bir oğlum asker. Hava Kuvvetlerinde Albay.

--Desene akraba çıktık.

--Kadrini bilene, akrabalık büyük dayanaktır.

Hac yolcusuyla yüzbaşı ahbap oldular. Adresler alınıp verildi. Sohbetler edildi.

Akşam üzeri, tren Haydar paşa'ya girdi. Şu hacı'ya nasıl yapsam da bir hizmet etsem diye fırsat arıyordum:

--Hacı efendi, dedim gişe kalabalıktır, müsade ederseniz vapur biletini ben alayım.

-- Teşekkür ederim evladım, ver ben de senin çocuğu bir okuyup üflüyeyim. Çok ağladı yavrucak.

Bana göre insanoğlunun en güçlü silahı, söz gücüdür. Sözü, yerinde ve dozunda söyleyebilmek...

Hac yolcusuyla vapurda yan yana oturduk. Bana dedi ki:

-- Oğlum, Peygamberimizin bile, karşısına Ebu Cehil çıkmıştır. Anladığım kadarıyla, trende, yüzbaşının bana söylediği sözlerden mütessir olmuştun. Adamı susturmak istemiştin. Biraz öfkeliydin. Sen genç adamsın. Tüm Türkiye insanını düşünmelisin. Milletçe bir anlaşma ve uzlaşma yolu arayanların arasına katılmalısın.

Bu sözler de benim payımdı.

(Ferruh Bozbeyli, Birinci Cemre, s. 45-49.)

Bu sayfayı takip eden okurlarımız, hadiseden ne çıkardıklarını bir yere not etsin. Önümüzdeki hafta beraber sağlamasını yapalım inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Dr. Ahmet Polat Arşivi

Nice yıllara

16 Eylül 2026 Çarşamba 15:00

Toplumsal Çözülmenin Kilometre Taşları

17 Ağustos 2026 Pazartesi 17:00

Ufuk Açıcı Sorular

14 Ağustos 2026 Cuma 13:50

Tesettür IV

29 Temmuz 2026 Çarşamba 17:30

Basit Şeyler

21 Temmuz 2026 Salı 17:00

Tesettür III

09 Temmuz 2026 Perşembe 17:00